• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/semskiasireti
  • https://www.twitter.com/semski_asireti

SONSUZA KADAR BARIŞ, BİRLİK VE KARDEŞLİK İÇİN EL ELE

Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi15
Bugün Toplam1523
Toplam Ziyaret15277752
ŞEMS KİMDİR
ŞEMSKANLILARIN TARİHİ
BÜYÜKLERİMİZ
DRAMATİK HAYATLAR
SİTEMİZİ BEĞENİN
Saat
Title of the document

1

ÇERKEZ AŞİRETLERİ

..
 Çerkez aşireti Arı ırka mensup olup Kafkas grubu aşiretleri arasında yer alır. Türk oldukları iddiası da yaygındır. Günümüzde Suriye, Türkiye, İran, Tunus, Libya, Ürdün, Azerbaycan gibi ülkelerde yaşamaktadırlar.  İslam orduları ilk defa Hazar Denizi kıyısındaki Babulebvab (Derbend) isimli şehirde bu halk ile karşılaşmıştır.(miladi 641) Yakuti Babulebvab şehri yakınlarında başlayan dağlarda 70 kadar kabilenin yaşadığını ve bunların her birinin bağımsız birer dil kullandıklarını söylemektedir. Çerkez ismi garip bir isim olarak adlandırılır. Zira kendi dillerinde bu kelime kullanılmamaktadır. Muhtemelen başka kavimler tarafından bu aşirete isim olarak verilmiştir. Kullandıkları dilin yapı şekli Kafkaslarda yaşayan aşiretlerin ve dünya dillerinden herhangi birine benzerliği bulunmamaktadır. Kendi ırklarına has müstakil bir dilleri vardır.  Bu da göstermektedir ki Çerkezlerin ne Dağıstan ne Çeçen ne İnguş ve ne de diğer Kafkas aşiretleri ile bir yakın akrabalığı mevcut değildir. Bazı tarihçiler Çerkez veya Cerkez kelimesini Çerkez dili olan Adiği diline ait olduğunu söylerler.
Çerkezlerin kendilerine has tarihi bir dinleri bulunmaktadır. Genelde doğa ve tabiattaki bazı nesnelerin mukaddes sayıldığı bu dinde belirli bir din adamı sınıfı oluşmamıştır.  Kendilerine ait dinde bulunan tanrı isimleri şöyle
1- Şİble: Bulut ve yıldırımlardan sorumlu tanrı yağmur ve kar dolu gibi doğal afetleri kontrol eder.
2- Sozereş: Yerin dibinden yeşeren tohum cinslerinden sorumlu tanrı.
3- Yemiş:  Boykot ve kopukluklardan sorumlu tanrı.
4- Xateğnaş: Bahçe ve sebze ile ormanların sorumlusu olan tanrı.
      İlk çağda dini açıdan Orta Asya kavimleri ile benzer inançlar taşırlardı. Âlim ve Fadıl insanlar uzun süre Çerkezleri beyaz ırk olarak kabul ettiler. Bunun en bariz sebepleri arasında Çerkezlerin çok güzel ve yakışıklı olmalarından ileri gelmekte idi. Gürcü ve Çerkezlerin güzelliği tüm halk ve topluluklar arasında kabul görmekte idi. Hatta Ortaçağ âlimlerinden Mesudi 943 Miladi yılında kaleme aldığı Murucu Zeheb isimli eserinde onların güzelliğine değinmektedir. Moğollar ile Çerkezler arasında Çerkez ve Gürcü kızlarının cariye olarak satışı yüzünden büyük katliamlar ve savaşlar meydana gelmiştir. 1237’de bu bölgeyi ziyaret eden Polonya asıllı bir seyyah Tatar istilasından önce de bu bölge kız ve kadınlarını büyük pahalara satmak üzere gelen kavimlerin acımasız katliamlar yaptığını söylemektedir.Etnoloji uleması daha sonra Çerkezlerin sarı ırktan olduğunu savunmaya başlamışlardır. Bazı âlimler ise Karadeniz ırkı gibi bazı cins tabirleri ortaya koymuşlardır. Çerkezlere ait dört ana bölge bulunmaktadır: 1- Çerkez Kafkasyası, 2- Koban, 3- Kubarda, 4- Abaziya. 
Kabileleri:
1-Abazha Kabilesi:
        Çerkez aşiretinin ileri gelen en büyük kabilelerinden biridir. 19. asrın ilk yarısındaki nüfuslarının 200.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Abhazlar İngur olarak adlandırılan ırmaktan kuzeye doğru Kafkas Dağları'nın zirvelerine ve Karadeniz kıyılarında Adler'in ötesine kadar uzanan geniş bir vahada yaşarlar 19. yüzyıla kadar birçok kolonileri bulunmakta idi.
             Fakat daha sonra kuzey bölgelerinden Kabardonilerin baskısı neticesinde vatanlarını tümüyle terk ederek Karadeniz kıyı şeridine inmek zorunda kaldılar.  Kafkas dağları üzerinde ve Kuban Nehri ile bu nehre katılan ırmakların kaynaklarında bir kısmı kalmaya devam etti. Abazalar kendilerini kuzey ve kuzey batıdan çeviren Kabardoni tesiri altına girmişler ve bunların egemenliğini kabul etmişlerdir.
            Abaza – Abhdaza, Abdezağ – Abzağ coğrafi bir bölge ismi olarak kabul edilmektedir. O bölgede yaşayan tüm kabilelere bu ad verilmiştir. Ancak bunun aksini savunarak bu kelimenin Adiği dilinde düşük yer veya aşağı yer anlamına kullanıldığını söyleyen tarihçilerde mevcuttur.Kendi aralarında iki ataya ayrılırlar: 1- Abaze, 2- Azve, 
Abazeler kendilerini Açue olarak adlandırırlar. Kendi aralarında şu malbatlara ayrılırlar:
1- Bask, 2- Tapanta, 3- Baçilay, 4- Kazilbeg, 5- Cegrey, 6- Haybiku,  7- Sidi, 8- Bav, 9- Tam, 10- Kuiji, 11- Gegen, 12- Berzdig, 13- Galdaku, 14- Sarapi, 15-Psararhakouge, 16- Brakey, 17- Tuibi, 18- Hakipsi, 19- Sisipçire, 20- Anayimuga,  21- Çaçi, 22- Kuşicane.
            Doğru olan Abaza bir bölge ismi olduğudur.
2- Adale Kabilesi:
          Çerkez aşiretinin en eski kabilelerinden biridir. Bu kabilenin bilinen diğer bir ismi Natxevay’dırGünümüzde bu eski isimle anılmamaktadır.  Geneli Taman’da oturmak tadırlar.  
3- Âdemi Kabilesi:
         Bu kabilenin isminin Âdemi olması sebebi ile bazı tarihçiler bu kelimeyi Türkçe kabul etmektedirler. Fakat bunu ispat etmek zordur. Bu kabile nehirlerin kenarına ev yapıp oturma ile meşhur olmuştur.
4- Becdeğu –Becedeğu kabilesi:
 Çerkez aşiretinin köklü kabilelerinden biridir. 45 000 civarında bir nüfusa sahiptir. Bu kabilenin birçok mensubu göç etmiş veya ettirilmiştir. Günümüzde 12000 civarında bir nüfusu Karadeniz kıyısında Kuban Nehri civarında yaşamaktadır.
  5- Yedcerakuvay Kabilesi: 
            14. yüzyıl tarih kitaplarında bu kabilenin ismi Kemcuvay kabilesi ile anılmaktadır. Maxus kabilesine komşudurlar. Merkezi şehirleri Maykob’dur. Bu kabilenin ismini İbni Yedece isimli bir şahıstan aldığı kabul görmektedir.    
6- Cane Kabilesi:
     Çerkez aşiretinin en eski kabilelerinden biridir. Milattan önceye kadar uzanan bir tarihe sahiptir. İlk dafa tarihte Cone veya Cane olarak tanınmıştır. Çok cenkçi bir kabiledir. Nerede ise tüm Çerkez savaşlarında bu aşiretin ismi geçer. Osmanlı döneminde de bu kabile savaşçılığı ile meşhur olmuştur.
7- Mamxiğ veya Mamkiğ Kabilesi:  
       Kurdecebis Nehri sahillerinde yaşarlar. 17 asırda 5000 civarında bir nüfusa sahiplerdi. Günümüzde hala Mamxiğ ismi ile tanınırlar.
8- Maxos Kabilesi:
        Labe Nehri sahillerinde yaşarlar. Doğularında ise Farez Nehri bulunur. 18. asırda Saserkuvay şehri civarında yaşamakta idiler. Tehcir ve göç neticesinde nüfusları 10000’den 150’ye kadar düşmüştür. İsimlerinin nereden kaynaklandığı bilinmemektedir.
9- Natxavay, Natexuvay Kabilesi:
          Tarihçiler bu kabilenin eski isminin Sabiğ olduğunu ve eski merkezlerinin Anab şehri olduğunu söylerler. 1831 deki nüfusları 100.000’in üzerinde idi. Bu aşiretin ekserisi Rus-Çerkez savaşları sonucu Türkiye topraklarına göç etti. Günümüzde çok az bir kısmı kendi adları ile anılan Netxuvay şehrinde yaşamaktadır. 1924 yılında çoğu Aziğilerin (adiği) bulunduğu bölgeye hicret ettiler.
10- Subay Kabilesi: 
        Pek tanınan bir kabile değildir. Kendi isimleri ile anılan bir dağ da mevcuttur. Fakat isimleri ile ve tarihleri ile ilgili bir bilgi mevcut değildir.

11- Xeğaketer Kabilesi:
   1222–1241 yılları arasında Avrupa aşiretleri ile münasebetleri bazı tarihlerde zikredilir. O dönem nüfusları 5000 civarında imiş. 1883 de bu ad altında 7 kişiden fazla kimse bulunamamıştır.

12- Hakuteşu Kabilesi:
 Sapiğ kabilesinin bir kısmı oldukları kabul edilir. Karadeniz kıyısında yaşamaktadırlar.
 
13- Hatikuvay-Hatekuvay Kabilesi:
        İsmini Hateyeku isimli atalarından birinden almaktadır. Labe Nehri sahillerinde yaşarlar.
14. Sabiğ- Şabiğ Aşireti:
        10. ve 11. asırlarda bu aşiret Çerkezlerin ileri gelen aşiretleri arasında sayılırdı. 1851’lerde 150 000’e yakın nüfusları bulunmakta idi. Kafkas savaşları ve fitneler neticesinde bu aşiretin nüfusu 2114 kişiye kadar düştü. Bu aşiretin toprakları Küçük Sabiğ ve Büyük Sabiğ olarak isimlendirilmektedir.
15- Kemcoyi – Komcoyi Kabilesi:
         Mamkiğ kabilesine komşu olarak yaşayan bir Çerkez kabilesidir. 

Alıntı:www.asiretler.com


www.semskiasireti.com

ÖNEMLİ ŞAHSİYETLERİ

1-Ayşe îsmet el-Teymuriye 
Ünlü yazar ve şairlerden olan Ayşe İsmet, Mısır Hüdeyviliği'nin veliahtı Muhammed Tevfik Paşa'nın idari işlerinden sorumlu vekili olan merhum îsmet
Rüşdi Paşa'nın kızıdır. Araştırmacı ve alim Ahmet Timur Paşa'nın kızkardeşidir.
(Tarih Edebiyat El Luga el-Arabiye'de Curci Zeyda'nın zikrettiğine göre, kızkardeşi değildir. Çünkü çerkez olan annesi Mehtap Hamm'ın mezartaşında yazdığı Türkçe şiirinden anlaşılmaktadır. Rahmetli Ahmet Timur Paşa, İsmail Rüşdi Paşa'nın 1902 yılında vefat eden ve yine Çerkez olan ikinci eşi Mehriyar Hanım'dan doğmuştur. H.1289 (M. 1872) yılında babalarının vefatından sonra her ikisi de anneleri tarafından ilim ve edebiyat alanında iyi bir şekilde yetiştirildiler.
Ayşe İsmet, H.1256 (M. 1840) yılında Kahire'de doğdu. İlim ve edebiyat eğitimini büyük hocalann yanında Farsça, Türkçe ve Arapça olarak yaptı. Yedi yaşına geldiğinde annesi Mehtap Hanım nakış ve elişleri öğrenmesi için uğraştıysada, bir türlü başaramadı. Zira Ayşe okuma yazma heveslisiydi. Babası annesiyle olan tartışmasını duyunca, annesinin onu zorlamaması için ikna etmeye çalıştı. Bunun için babasıona iki hoca tuttu. Bunlardan biri ibrahim Efendi Munis diğeri de Halil Recai Efendiydi. İbrahim Paşa, Kuran Hat ve fıkıh öğretirken,
Halil Recai de sarf nahv ilmini ve Farsça'yı öğretti. 12 yaşına kadar bu eğitimi aldı. Kendisinde edebiyat ve şiir kitaplarını okuma isteği oluştu. Babası da doğu
edebiyatçılarının önde gelenlerindendi. Babası, erkeklerle fazla görüşmemesi için her akşam kendisine iki saat ders veriyordu. Örneğin islam tasavufundaki baş eserlerden olan Firdevsi'nin Şahnamesi ve Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin Mesnevisi gibi değerli kitapları okuturdu. Bu da, babası olan İsmail Rüşdü Paşa'nın kültür alanında ne kadar ileri olduğunun bir göstergesiydi. Ayrıca İsmail Paşa'nın babası olan Muhammed Timur'un ülkesinin kültürüne bağlılığının işaretidir. İlk şiirini Farsça yazan Ayşe, bu şiiriyle ilgili bir anısını şöyle dile getirmektedir:
"Bir gün köşkün bahçesinde ay ışığında, elimde bir demet çiçekle derin bir düşünceye dalmışken annem beni çağırdı. Bu davranışı düşüncelerimin dağılmasına neden oldu. Bunun üzerine annem giderken, elimdeki çiçekler yere düştü. Bu durum karşısında duygulanmı anlatacak bir kimseyi yanımda bulamayınca, gökyüzünü ortalamış olarak mehtaba bakıp, Farsça bir şiir söyledim "
Bahsettiği şiir şöyledir:

Eya mehtap tabende şukufemşud perakende
Turabehşem hıfaretha küdamek kırd pejmürde
Çı dağ an dağ cemr asa çu binim deste azırde

Türkçesi:

Ey gökteki parlayan mehtap çiçek demetim
Dağılmış durumdadır onu sana emanet etmiştim
Kim bunu böyle dağıtıp serpmiştir ')
Bunu her gördüğümde içim yanıp tutuşuyor

Bu esnada babası Ayşe'nin hüzünlü olduğunu görür ve kendisinden sebebini sorup öğrenir. Şiiri dinledikten sonra sevincini gizlemeyerek, Ayşe'ye şöyle der:
"Edebiyat ve şiirde ilerlemek isteyen Arapça, Farsça ve Türkçe'yi ve aruz ilmini öğrenmek zorundadır. Bu konudaki eğitimini alman için gelecek yıl bu dilleri bilen bir hanım hocayı sana tutacağım " Ancak bu durum gerçekleşmedi. Zira Ayşe H. 1271 (1854) yılında Divan-ı Hümayun'un yazarı Mahmut Bey îslambuli'nin oğlu Muhammed Tevfik Bey ile evlendi. Ev işleri ve çocuk yetiştirmekle uğraşırken şiir ve kitap okumaya zaman bulamadı. Mahmut Bey'den biri erkek üç çocuğu oldu. Büyük olan kız çocuğunun adı Tevhide, küçüğünün ise, idi. Oğlunun ismi ise Mahmut Bey'di. Mahmut Bey büyüdükten sonra annesinin şiir divanını topladı. Buda H.1294 (M. 1877) yılında daha 18 yaşındayken vefat eden Tevhide'nin Ayşe'nin bağrında bıraktığı acının azalmasını azda olsa sağladı. Tevhide annesinin ev işlerine çokça yardım ediyor, hatta kimi zaman onu hiç çalıştırmıyordu. Onun ölümünden sonra annesi derin bir hüzüne kapıldı. Şiiri bırakıp mersiyeler yazmaya başladı. Bu uğraşını 7 yıl sürdürdü. Hastalanınca çocukları, dost ve akrabalan bu durum karşısında kendisini engelemeye çahştıysalarda, bu uğraşlan fayda etmedi. H.1289 (M. 1872) yılında babası, H.1295 (M. 1875) yılında da eşi vefat ettikten sonra Arapça için Nahu ve Uruz da söz sahibi olan Fatma el-Ezheriye ile Sitite el-Tabalaviye'yi tutarak, onlardan ders almaya başladı. Bu konularda çok ilerledi. Uzun şiirler ve kasideler yazmaya başladı. Gençliğinde Farsça ve Türkçe yazmış olduğu şiir ve kasidelerini, kızı merhume Tevhide'nin yanında daha sonra basılmak üzere saklı duruyordu. Ancak Tevhide'nin ölümü nedeniyle Tevhide'nin özel sandığını yaktığı için, bu şiirlerde yok olup gitmişti. Bu nedenle elinde sadece Arapça ve Türkçe şiirleri kalmıştı. Daha sonra dost ve arkadaşlarını dinleyip, kendisini toparlamaya başladı. Hastalığından kurtulduktan sonra oğlu Mahmut Bey'in önerisi üzerine şiirlerini bir divanda toplayıp, yayımladı. Ayrıca gazel ile şiir yazmasını da önerdi. Bunu öğrenmedeki amacı, annesinin bu uğraşlanyla hüzünlü günlerini unutturmasını sağlamaktı. Nitekim aşağıdaki eserlerin basımını başardı.
1-Netaicul Ehval Fil Ekval ve'l Efal: H.l 305 (M. 1887) yıhnda Arapça olarak basılan bu eser iyi bir üslupla, bir dizi nefs terbiyesiyle ilgili rivayet ve hikayelerle doludur. Önsözü, yazarın el yazısıyla yazılmış bu kitap, edebiyat 2745 numarasıyla Darül Kütüp el-Mısriye'de bulunmaktadır.
2-Mirat El Teemmül Fil-Umur Edebiyatla ilgili Arapça yazılmış onaltı sayfalık bir risaledir. H.1310 (M. 1892) yıhnda basılmış olan bu risale, edebiyat 1178 numarayla Darül Kütüp el-Mısriye'de bulunmaktadır.
3-Hayetül Tıraz: Arapça yazılmış şiirleri içeren divanıdır. Bu kitap Kahire'de defalarca basıldı. İlki H.1289 (M. 1872) yılından önce, son baskısı ise, H.1327
(M. 1909) yılında yayımlandı.
4-Şukufe veya Divanı ismet: Sadece Türkçe yazılmış olan şiirlerini içermektedir. Ancak azda olsa kızı Tevhide için yazdığı bazı Türkçe mersiyelerin yanısıra, Farsça şiirlerine de yer vermiştir. Bazıları bu divanı Farsça-Türkçe divan olarak ta değerlendirmektedirler. Ancak bu gerçek değildir. Çünkü şaire, divanın önsözünde bahsettiği gibi genç yaşlarda Farsça yazdığı şiirleri, daha sonra kızının sandığı ile birlikte yanmıştı. Bu şiirlerini ve imam Şafii'de bulunan şiirlerini, ayrıca mezar taşlanndaki şiirlerini okuyan birisi, Ayşe'nin Fars diline nekadar hakim olduğunu görebiliyordu. Bundan da öyle anlaşılıyor ki şairin Farsça basılmış divanı yoktur. Aynca H.l 3 15 (M. 18 18) yıhnda Kahire'de Aziz îlyas'ın El Mahruse adlı matbaasında basılmış olan Türkçe Divam'nın önsözündeki yazı ve Seyide Zeynep Fevvaz'ın El Dur el-Menşur Fi Tabakat Rebbat el-Hudud adlı kitabında belirtildiğine göre, şairenin Fars dili ve edebiyatında ne kadar söz sahibi olduğunu görürüz.

Şukufe adlı Türkçe Divanı, şu anda H.1312 (M. 1894 ydında) İstanbul'da basılmaktadır. Belkide bu ikinci basımı olabilir. Kahire diğeri de İstanbul. (El Risale el-Avniye: Avni)

Kaynak:Meşahir_ül Ekrad

UYARI: Bu sitedeki bütün materyallerin her hakkı saklıdır. İzin alınmadan ve  kaynak gösterilmeden  alıntı yapılamaz ve kopyalamak suretiyle elektronik ortamda kullanılamaz ve kitaplaştırılamaz.


                      Sayfa Yorumları

vojbrakey - 26/05/2013 - 09:02
brakey ler hakkında daha ayrıntılı bilgiye nasıl ulaşabiliriz.


7347 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
.

H.Abdurrahman KEDALİ
(Bilgi, Sayfası)
DÜŞÜNDÜREN MİZAH KÖŞESİ
ŞAİR VE YAZARLAR KÖŞESİ




Site Haritası
FIKRA KÖŞESİ