• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/semskiasireti
  • https://www.twitter.com/semski_asireti

SONSUZA KADAR BARIŞ, BİRLİK VE KARDEŞLİK İÇİN EL ELE

Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi17
Bugün Toplam1476
Toplam Ziyaret15277705
ŞEMS KİMDİR
ŞEMSKANLILARIN TARİHİ
BÜYÜKLERİMİZ
DRAMATİK HAYATLAR
SİTEMİZİ BEĞENİN
Saat
Title of the document

1

Aslında buna nefis muhasebesi de diyebilirsiniz. Günümüzde özeleştiri dedikleri nefis muhasebesi insanın bulunduğu noktayı belirlemesi açısından çok önemli. "Ben nereden geldim? Bu dünyaya gönderiliş amacım ne?

Tefekkür eden insan, yeni yeni keşif ve tespitlerle hayatını nurlu bir akışa salıyor demektir. Böylesi bir insan tefekkürsayesinde imanını artırır, hayatını nurlandırır.

Tefekkür etme; düşünme, zihni yorma ve işin şuuruna varma gibi anlamlara geliyor. Tefekkür hususunda Kur'an'da pek çok ayet bulabilirsiniz. Mesela bunlardan birinde ayakta, oturarak ve yanları üzerinde Allah'ı ananlar ve yerlerle göklerin yaratılışını tekrar tekrar düşünenler ele alınır. (Al-i İmran, 3/199)

Efendimiz, bazen gece teheccüt vakti bu ayeti okuyup ağlar ve şöyle derdi: "Bu ayeti okuyup da tefekküretmeyene yazıklar olsun!" (İbn Hibban, 2) Bir saat tefekkürün bir sene nafile ibadet hükmüne geçtiğini ifade eden hadis-i şerifler bile vardır. O yüzden zaman zaman tefekküre dalarak, kendimizi fikri bir operasyondan geçirmeliyiz.
Aslında buna nefis muhasebesi de diyebilirsiniz. Günümüzde özeleştiri dedikleri nefis muhasebesi insanın bulunduğu noktayı belirlemesi açısından çok önemli. "Ben nereden geldim? Bu dünyaya gönderiliş amacım ne?

Şimdi ne yapıyorum? Nereye gidiyorum" sorularını kendimize sorarak tefekkür iklimine açılmalı, hayatımızın artı ve eksilerini çıkarıp bir bilanço hazırlayarak durumumuz hakkında bir değerlendirme yapmalıyız.

Tefekkür, insana imanî bir derinlik ve renklilik duyurup tattırır. Tefekkür eden insan, etrafında gördüğü her şeyden Allah'a ait iz ve işaretleri çıkarmaya, her şeyin O'nu anlattığı gerçeğine uyanmaya gayret eder.

Hz. Musa ders veriyor

Kur'an-ı Kerim'de anlatılan bir mevzuu buraya taşıyarak, konuyu bir başka açıdan ifade etmeye çalışalım:
Hz. Musa (aleyhisselam) Firavun'a gidip mucizeler göstermişti. Firavun da, kendisi gibi davranıp imanetmemiş, bu yapılanların birer sihirden ibaret olduğunu, ülkedeki sihirbazların da buna benzer şeyler yapabileceklerini söylemişti. Sonra da Hz. Musa'ya, "Şimdi sen, bizim de senin de caymayacağımız uygun bir buluşma vakti tayin et, düz, geniş bir alanda karşılaşalım" demişti. Bunun üzerine Musa (aleyhisselam), "Karşılaşma zamanı, bayram günü olsun, halk sabahleyin toplansın" dedi.

Toplanma günü geldiğinde Hz. Musa onlardan hünerlerini göstermelerini istedi. Onların sihirleri sayesinde, ipleri ve sopaları, kendisine gerçekten hareket ediyormuş gibi geldi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak, Hz. Musa'dan elindeki değneği yere atmasını istedi.

Bu emir üzerine Hz. Musa asasını bırakınca o, sihirbazların bütün aletlerini yuttu. Böylece büyücüler tefekkürleri sayesinde bunun bir sihir değil, İlahî bir mucize olduğunu anladılar ve derhal secdeye kapanıp "Alemlerin Rabbine iman ettik. Harun ile Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler. (Taha, 20/57-70)

Sonsuz kudret sahibi birisi var!

Yani sihirbazlar, gördükleri harikulade olayın, sihirle herhangi bir alakasının olmadığını anlamışlardı. Sihir olsa bilirlerdi. Onlar, Hz. Musa'nın elinin arkasında çok kudretli bir elin olduğunu anında kavramışlardı. Bu bir büyü olmadığına göre olsa olsa Hz. Musa'nın anlattığı ve elçiliğini yaptığı Allah'a ait bir icraat olmalıydı.

Sonsuz Kudret Sahibi birisi vardı demek ki ve O, Hz. Musa'nın eliyle insanları aciz bırakan işler yapıyordu. Onlar, tefekkürleri sayesinde işte bu hakikati iliklerine kadar hissettiler. Teslimiyetlerini, "Musa'nın ve Harun'un Rabb'ine iman ettik" diyerek ifade ettiler.

İşte mümine düşen, yapabildiği kadarıyla etrafındaki ilahi sanat eserlerini tefekkür etmek, alışmış olsa da yaratılış muammasını çözmeye çalışmak, mucizelerle dolu hayatın manasını anlayıp O'na yaklaşmaktır.

SÖZÜN ÖZÜ

1. Tefekkür, insana imanî bir derinlik ve renklilik duyurup tattırır.
2. Tefekkür eden insan etrafındaki olup bitene ibret gözüyle bakar.
3. Tefekkür etmek pencereye değil, pencereden bakabilmektir!

BİR SORU-BİR CEVAP

Ölmüş bir insanın başında Kur'an okumakta mahzur var mı? 

Soru: "Ölmüş veya ölmek üzere olan bir insanın yanında Yasin suresi veya Kur'an-ı Kerim'den başka bir yerin okunmasında bir mahzur var mı? Veya yıkanmadan önce mevtanın başında Kur'an okunur mu?"Ramazan Kök

Konu hakkında iki görüş var. Bazı fıkıh alimleri, "Ölü yıkanmadan yanında Kur'an okumak mekruhtur. Başka bir odada veya uzak bir yerde okunmasında bir sakınca yoktur. Ayrıca ölü yıkandıktan sonra yanında Kur'an okunabilir. Bununla birlikte defin esnasında cenazenin defin işi sürerken Kur'an okunmaz. Ama defin işi tamamlandıktan sonra kabrin başında bir müddet oturmak ve ölü için dua edip Kur'an okumak müstehaptır" demektedirler. Bazı alimlerimiz ise ölünün yanında Kur'an okumakta bir beis görmezler.

İhtilafın sebebi ne?

İhtilafın sebebi kişinin bedeninin ölmesiyle beraber necis olup olmaması meselesidir. "Okunmamalı" diyenlerin düşüncesi şöyle: Kanlı canlılar öldüğünde nasıl pis oluyorsa, insan da öldüğünde pis olur. Dolayısıyla böyle bir kişinin yanında Kur'an okunmamalı. "Okunabilir" diyen alimlerimiz ise insanın mükerrem bir varlık olduğunu ve ölümle pis olmayacağını söylerler.

Konuyu uzatmaya gerek yok. Efendimiz (s.a.s.) "Yasin, Kur'ân'ın kalbidir. Onu bir kimse okur ve Allah'tan âhiret saadeti dilerse, Allah onu mağfiret buyurur. Yâsin'i ölülerinizin üzerine okuyunuz" (Müsned, 5/26) buyururlar. Bu hadisin, Yasin Sûresi'nin hem ölüm döşeğinde olan hastaya okunmasına hem de ölmüş mü'minlerin ruhuna bağışlanmak üzere okunabileceğine işaret ettiğini söyleyebiliriz.

TEFEKKÜR ATLASI

Bakın şu solucanların yaptığına!

Hani şu adını bile duyduğumuzda iğrendiğimiz solucanlar var ya, onların ne büyük işler yaptıklarını duyunca eminim siz de şaşıracaksınız. Bakınız yapılan araştırmalar bize ne diyor?

Solucanlar toprak içinde 60-70 cm kadar derine inerek çember ya da elips kesitli yollar açar. Bir hektar alanda 25 ton, evet yanlış duymadınız 25 ton toprağı yüzeye çıkarırlar. Böylece hem toprağı havalandırırlar hem de aşağıdaki verimli toprak ile yukarıdaki verimi azalmış toprağın yerini değiştirirler.

Halterci solucanlar

Ağırlığı birkaç gram olan solucan, bu işi yaparken vücut ağırlığının 50-60 katı ağırlıkları harekete geçirebilir. Bu ne demektir biliyor musunuz? Solucanın kaldırdığı toprağı vücut ağırlığı ile karşılaştırırsak, 100 kg ağırlığında bir insanın 5 tonluk bir yükü rahatlıkla kaldırması gibi bir şeydir. Şaşırdınız değil mi?

Haltercilere hep şaşırırız bu kadar ağırlıkları nasıl kaldırıyorlar diye. Solucanların bu baş döndürücü güçlerini öğrenince herhalde onları da takdirle karşılamamız gerekiyor. Sahi solucanlara bu gücü kim verdi? Esas takdirin büyüğünü kim hak ediyor?

ÖRNEK HAYATLAR

Zina yaptım, tövbe etsem kabul olur mu?

Tövbenin önündeki en büyük engellerden biri ümitsizliktir. Sahabinin büyüklerinden Ebû Hüreyre Hazretleri anlatıyor:

Bir gün Mescid-i Nebevî'de oturuyordum. Bir hanım yanıma yaklaştı, oldukça üzüntülü ve sıkıntılıydı. Utana sıkıla:

- Ben zina ettim. Bu zinadan bir çocuğum oldu. Korktum, kimsenin durumumu öğrenmemesi için onu öldürdüm. Buna rağmen hâlâ tövbe edebilir miyim, diye sordu. Şaşkın bir o kadar da kızgındım:

- Hem zina yapmışsın, bir de doğan çocuğu öldürmüşsün. Hayır tövbe edemezsin, diye çıkıştım. Kadın büyük bir üzüntü ve pişmanlık içinde yanımdan ayrıldı. Dışarı çıktığında bütün kalbiyle içtenlikle Rabbine yalvarmaya başladı.

Ne kadar yanlış söylemişsin

Sabah olunca namaz kıldıktan sonra doğruca Allah Resûlü (s.a.s.) yanına gittim. Fetva isteyen hanımdan bahsettim. Kadının bana söylediklerini ve benim ona verdiğim cevabı anlattım. Allah Resûlü (s.a.s.):

- Ne kadar yanlış söylemişsin. Sen hiç "...Ancak tövbe eden, iyi ameller işleyenler hariç, Allah onların kötülüklerini iyiliğe çevirir. Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir" (Furkan suresi, 25/70) ayetini okumuyor musun, buyurdu.
Büyük bir hata yaptığımı anlamıştım. Üzüntü içinde mescitten ayrıldım. Medine sokaklarına daldım. Bütün evleri tek tek arayıp kadını bulmaya çalıştım. Hiçbir yerde yoktu. Uzun süre aramama rağmen bir türlü bulamadım. Bir kötülüğe sebep olmaktan korkuyordum. Büyük bir kaygı ve endişe içinde geri döndüm.

Rabbime hamd olsun

Hanım kendisini aradığımı öğrenmiş olacak ki, ertesi gün tekrar yanıma geldi. Kadını karşımda görünce çok sevindim. Allah Resûlü (s.a.s.) ile aramda geçen konuşmayı anlatıp ayet-i kerimeyi okudum. Sevinçten gözleri parıldayan hanımın üzerinden büyük bir yük kalkmıştı. Çocuklar gibi seviniyordu.

- Benim için çıkış yolu yaratan Allah'a hamd olsun, diyerek, büyük bir heyecan, samimiyet ve sevinç ile secdeye kapandı." (İbn Kesîr, Tefsir, 3/408)

ALİ DEMİREL - BUGÜN GAZETESİ



1737 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
.

H.Abdurrahman KEDALİ
(Bilgi, Sayfası)
DÜŞÜNDÜREN MİZAH KÖŞESİ
ŞAİR VE YAZARLAR KÖŞESİ




Site Haritası
FIKRA KÖŞESİ