• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/semskiasireti
  • https://www.twitter.com/semski_asireti

SONSUZA KADAR BARIŞ, BİRLİK VE KARDEŞLİK İÇİN EL ELE

Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam1331
Toplam Ziyaret15277560
ŞEMS KİMDİR
ŞEMSKANLILARIN TARİHİ
BÜYÜKLERİMİZ
DRAMATİK HAYATLAR
SİTEMİZİ BEĞENİN
Saat
Title of the document

1

MUKRİ ( ZERZA ) AŞİRETİ

ŞEREFNAMEYE GÖRE

Şerefname, bu beylerin orijini konusunda iki rivayet aktarır. Rivayetlerden birine göre, Mekri beyleri Şehrezol’da oturan “Mekri aşireti”nin kendisine mensupturlar. Diğerine göre ise “Baban soyundan”dırlar. Mekri beyleri özellikle Akkoyunlular döneminin sonlarında güçlenmişlerdir. Şerefname’deki bilgilere göre bu dönemde Mekri beylerinden Seyfeddin’in etrafında toplanan tüm aşiretler “Mekri” adıyla tanınmışlardır.

 

Şerefname’deki rivayetler bunlardır. Asıl Kürtler’in orijinini ve Arap-İslam istilasından sonraki siyasal tarihlerini çalışırken bu rivayetlerin analizi zorunludur. 
Ama tam burada “The Tribes of Western İran” başlıklı makalesinde Minorsky’nin yaptığı birkaç uyarıyı hatırlatmak yerinde olur. 
1-Bir halkın orijinini araştırırken dikkatimizi aşiret reisleri zümresinden veya yönetici aristokrat tabakadan çok “aşağı sınıflara” yöneltmeliyiz. Çünkü aristokrat zümre komşu halklarla daha kolay karşılıklı evlilikler yapar, etnik bakımdan daha rahat karışır.
2-Göçebe aşiretler bir düşmana karşı kendilerine koruma sunan yabancıları kural olarak kendi aralarına almış ve onları kendi yöneticileri haline getirmişlerdir. Bu olgu, göçebelerde yaygın, genel bir pratik olagelmiştir. Bu nedenledir ki bir halkın aşiret reisleri veya emirler/beyler zümresi kısmen veya tamamen mensubu göründüğü halktan farklı bir ırka/orijine ait olabilir. Başka deyişle aşiretler arasında olduğu gibi, sosyal sınıflar arasında da ciddi etnik farklılıklar bulunabilir.
Şerefname’den ayıklayıp yukarıya çıkardığımız verileri değerlendirirken Minorsky’nin bu uyarılarını akılda tutmak son derece önemlidir. 
Çünkü, “ilk Kürt tarihçisi” ve “Kürt tarihinin babası” olarak kabul gören Şeref Han, bir “Kürt” beyi ve aşiret reisidir. O’nun anlattığı tarih sade halkın değil, aşiret reisleri zümresinin, beylerin ve şeyhlerin tarihidir. O’nun özellikle ilgilendiği, sade aşiretlerin değil, reis-şeyh-emir ailelerinin orijinidir. 
Şeref Han’ın “Kürt” ve “Kürdistan” tanımının ekseninde de bu aynı bakış açısı vardır. Goran, Lur ve Kelhurlar’ı “Kürt” olarak tanımlarken hareket noktası bu halkların kütlesi değil, onları yönetenlerin kimliğidir. Şeref Han için yönetenlerin “Kürt” olması veya öyle bilinmiş olmaları, yönetilen kütlelerin “Kürt” olarak tarif edilmesi için yeterli sebeptir. 
Şerefname analizinde tüm bu faktörleri hesaba katan bir yaklaşım zorunludur. 
Oysa yaklaşık beş asır sonra bugün “Kürt” aydınlarında tanık olduğumuz eğilim Şerefname’nin görüşlerinin adeta dokunulmaz sayılmasıdır. Şerefname sonrasında, özellikle 19’uncu yüzyıldan bu yana, dil, tarih, arkeoloji, etnoloji ve sosyoloji gibi bilimlerde alınan mesafeye, Goranlar, Lurlar, Kelhurlar ve bunlarla ilişkili halklar hakkında yapılan yığınla incelemeye rağmen hâlâ Şerefname’nin bakış açısında diretilmesi, O’nun “Kürt” ve “Kürdistan” tanımının olduğu gibi korunması üzücüdür. 
Bizce bu yaklaşımın Kürt davasının kendisine bile yararı değil, zararı dokunmakta, onu en önemli potansiyel müttefiklerinden koparıp yalnızlığa itmektedir. Kürdistan siyasetinde gerçekten demokratik bir açılım, Kürt tarihçiliğinde Şeref Han ve Mehmet Nuri Dersimi aşılmadan, çağın bilgi dağarcığı yakalanmadan olanaksızdır.
 

 

BAŞKA BİR ARAŞTIRMSA DA İSE ŞÖYLE ANLATILIR;

Bu aşiret dewamlı olarak İran Sowuc-bulağ dağları cıvarında yaşadığı gibi, aşiretin lideri de Hani lakabı ile tanınırdı. Bu Aşiretin Tarihin ilk çağlarından beri bu bölgede yani, Medlerin Mehna bölgesinde yaşamış olduğu, kullandığı lehçenin, Avesta diline çok yakın olduğu, dilbilgisi kurallarını hala koruduğundan eski zend  dilindeki bazı özelliklere sahip olduğu anlaşılıyor.

Nitekim  zerdüşt dinini en ince ayrınyısına kadar inceleyen  Wilyem Cakson  Zerdüşt Peygamberin  doğum yerinin Mukri bölgesinin kuzeyine düşen Urmiye Gölünün  güneyine düştüğünü söyler. Bu yüzden murilerin  şüphe yokki Medlerin torunları olduğu  teorisi netlik kazanıyor. Çünkü Zerdüştün dğduğu yere en yakın olan topluluk İran kısmındaki Mukrilerdir. Buna ilave olarak Mukrilerin dili,Tüm İran dil ve lehçelerinden daha çok  zerdüşt diline yakındır.

Göçebe olarak yaşayan Mukrilere Zerzalarda denir. 800 hane cıvarındadır, Oşno'da yaşayanlar gibi  oranında sakinlerinin tamamı sunni'dir

Özalp, Saray ve Van’da otururlar. Azerbaycan’da adlarına bir bölge ismi bulunmaktadır. Ayrıca Irak Şehrizor kasabasında kendi adlarına Mukri isimli bir nahiye ve nahiyeye bağlı geniş bir bölge bulunmaktadır. Mekir, Arapça bir kelime olup hile anlamına kullanılır. Dr.Fritiz bu isimin beylerinden Seyfeddin adlı aşiret reisine bu adın verildiği daha sonra bütün federasyona mal edildiğini söyler. Fakat günümüzde Kürtçeye de geçmiş olan bu isim daha fazla bela, musibet, afet her şeyi jet hızıyla çözen işini bilen, insanların başına bela olan anlamında kullanılmaktadır. Mukriler, Diryas ve Çapaklı beldelerini Türkmen kabilesinden alarak Mukri bölgesinde uzun süre bir beylik tesis etmiş ve genişçe bir alanı ellerinde tutmuşlardır. Daha sonra Axtaci İltemur kazalarını da topraklarına katmışlar Şehrizor ve Ardalan bölgelerinde kuvvetli bir hükümet kurmuşlardır. Seyfeddin’in vefatında reisliğe SarımBey geçmiş, bu dönem de Şah İsmail bölgeyi istila etmeye başlamıştır.  Şah İsmail işe Mukri aşiretinden başlar. Zira geniş bir alanı ellerinde tutan bu aşireti ortadan kaldırmak istemektedir. Lakin dediği olmamış Mukriler gerçekten de Şah İsmail’in başına mekir olmuşlar gönderilen tüm orduları yenmişlerdir.

Şah İsmail bir fırsatını kollayarak Şamlı ve Xuva aşiretlerini yanına çekmeyi başarınca bu iki aşiretten bir ordu tertip edip 1506 yılında Mukri aşiretinin üzerine gönderdi. Şah ismail’in ordu komutanları Durmuş Han’ın oğlu Abdi Bey ile Mühürdar Sarı Ali idi.  Mukri aşiret reisi Sarım Bey kendi aşiretinin askerleri ile bu orduyu karşıladı. İki ordu arasında çetin ve zor bir savaş başladı. Mukri kahramanları yalın kılıç Şamlı aşireti ile Xuva aşireti üzerine hücum ettiler. Kadın ve kızların zılgıt sesi arasında birkaç saat geçmeden şahın ordusu darmadağın edildi. Şamlı ile Xuva

aşireti mensupları kaçacak delik aramaya başladılar. Fakat Kinli olan Mukriler Şamlı aşiretinden yüzlerce kişiyi kılıçtan geçirdiler. Kesin zafer yine Mukrilerin oldu.

Sarım Bey her ne kadar Şah ismail’i yenmiş ise de onun da ne kadar mekir olduğunu çok iyi biliyordu. Acem milleti çok inat insanlardı. Neticede hem ordusu hem kendisine tabi aşiretler belli idi. Savaştan sonra doğruca İstanbul’a gitti ve Kanuni Sultan Süleyman Han’la görüşerek Osmanlı himayesini kabul etti. Kanuni Süleyman onu izzet ve ikramla karşıladı. Kendi beyliğine devam etmesi hususunda tüm teminatları verdi. Sarım Bey dönüşünden bir müddet sonra vefat etti. Sarım Bey çocuklarının tümünün kendisi hayatta iken ölmesi körocak olmasına sebep oldu. Vefatından sonra amcası oğlu Sım Bin Baban Bin Seyfettin aşiret reisliğine seçildi. Bu zatın döneminde Mukri aşireti üçe bölündü. Mir Haydar’a bağlı olanlar Mir Hızır’a bağlı olanlar ve Mir Nazar’a bağlı olanlar ayrı ayrı yaylak sahalarını bölüştüler. Haydar; Diyas, Dulbazık, Axtacı ve salduz kazalarını zapt etti.

Mir Nazar, İltemur kazası ve civarını hâkimiyeti altına aldı. Mir Hızır’a da bir bölgeyi verdiler. Fakat her nedense Mukri aşireti ve üç beyi de Acemlerin tarafına geçerek Şah Tahmasb’ın himayesine sığındılar. Bu sırada Safavi şahzadelerinden Alkas bölgede çeşitli çalışmalarda bulunuyordu. Kanuni Süleyman Han bu kardeşlerin Şah Tahmasb tarafına geçtiğini duyunca çok üzüldü. Hakkarı aşiretleri reisi Zeynel Bey, İmadiye aşiretleri reisi Hüseyin Bey’e haber göndererek Mukrilerin bu ihanetinin cezasını vermelerini talep etti. Hakkâri aşiretleri ile İmadiye aşiretleri birleşerek Mukri aşiretine hücum ettiler. O kadar çetin ve zalimane bir savaş çıktı ki birbirlerini kese kese her iki tarf da yoruldu. Mukri aşiretinin her üç reisi de savaş meydanında öldürüldü. Bu isyana katılmayan Mukri reislerinden Emir Bey Mukri aşiret reisliğine tayin edildi. Bu zat 30 sene boyunca sessiz ve sedasız Mukrilere reislik yaptı. Daha Sonra Mukriler yine ikiye bölünerek bir kısmı İran şahlarına bir kısmı da Osmanlı padişahlarına bağlı olarak yaşadı. Fakat Şah Muhammed döneminde İran devleti çökmeye yüz tutunca tüm Kürt beyleri İran’ı terk edip Osmanlı himayesini kabul ettiler. 1584. Sultan Murad Han bunların himaye talebini kabul etti.

Osmanlı Van beylerbeyi İran serdarlarından Bektaş Bey’in üzerine yürüyünce Mukriler canu gönülden Van beylerbeyini desteklediler. Bektaş savaş meydanında yenildi. İran ordusu kaçmak zorunda kaldı. Van Mirimirani Muhammed Paşa Mukrilerin bu bağlılığından çok memnun oldu.

O sırada Mukrilerin başında Emir Bey bulunuyordu. Muhammed Paşa, Emir Bey’in ve aşiretinin kahramanlığını bir mektupla padişaha arzetti. Bunun üzerine Mukri aşiretine Murağa bölgesi verildi Emir Bey’e de beylerbeyi ünvanı verildi. Mukrilerin eski vatanları ise Emir Bey’in amcaoğullarına bırakıldı.  Fakat Emir Bey pek de duracak biri değildi. Amcaoğullarından kaleyi kendisine terk etmelerini talep etti. Amcaoğulları kabul etmeyince emrindeki Mukri kabileleri ile kaleyi muhasara altına aldı. Tam amcaoğullarını yakalayacakken bunlar bir hile ile kendilerini kurtardılar. Doğruca Erzurum’a giderek Serdar Ferhat Paşa’ya sığındılar. Fakat Serdar Paşa bu adamlara yüz vermedi. Bunlar da bu sefer İran’a giderek Şah Muhammed Han’a sığındılar. Şah Muhammed bunlara akrabalarının bulunduğu Murağa bölgesinin İran’da kalan kısmını yani Dehxurakan bölgesini verdi. Bunlar. Mukri aşiretinin kendilerine bağlı kabileleri ile buraya yerleştiler. Fakat daha sonra aralarındaki husumet büyüdü. Osmanlı Mukri aşiretine ait bölgeleri Muhamudi aşiretine verdi. Fakat Mukriler uzun süren mücadelelerden sonra bölgelerini terk etmediler. Neticede Tebriz beylerbeyi işe müdahale etti. Fakat o da Mukrilerle başa çıkamadı. Bu arada Mukri aşiretinin birçok kabilesi bu savaşlardan bıkıp göç etti. Kimi Van civarına kimisi de Saray kazasına yerleştiler. Mukriler tarihte bilinen ilk aşiretler arasındadır. Bu aşiretten birçok âlim ve şeyh yetişmiştir.   

MUKRİLERİN ÖNEMLİ ŞAHSİYETLERİ

1-Budakhan (Kör Budakhan)

Merhum Budak Sultan'ın torunlarındandır. Doğru siyaset ve adil idaresiyletanınan Budak Han, 10. yüzyılın sonlannda Mukri Hükümeti'ni yönetti. Bu hü¬kümeti uzun süre yöneten Budakhan'ın döneminde çok önemli olaylar oldu.Bunlardan birincisi. Şeyh Şerefiye aşiretinin kendisine karşı sürekli isyan halin¬de olmasıydı. Budak Han sözlerini yerine getirmeyen bir insandı. Şeyh Şerefiyeaşiretini sürekli yuvarlak sözlerle aldatıyordu. Bu hareketinden dolayı H.l 120(M. 1708) yılında Mısır Hakimi Mehmet Ali Paşa, Budak Bey'den ilham alarakMısır'da bulunan tüm Çerkezleri imha etmeyi düşündü. Bunun için onları hile ilesarayına çağırıp hepsini bir odaya haps etti. Bu odanın altına ateş vererek, hepsini yaktı. Bunlardan sağ kalan bazı kimseler diğer kabilelerin arasına dağıldılar.Budakhan, böylece bu aşiretin şerrinden kurtulmuş oldu.İkinci önemli olay ise, Elmenkur aşiretinin ileri gelenleri güçlerine dayanarakBudakhan'ın emirlerini yerine getirmemeye başladılar. Ancak bu aşiret mensup¬ları. Budak Han'ın hilelerine kurban giden Çerkezlerin olayından ders aldıklarıiçin, onun merkezine ve huzumna çıkmayıp, ondan uzak durmaya çalışıyorlardı.Budak Han'ın bunlara karşı yapacak bir şeyi kalmayınca, kendisine yakın olanMerağa Hakimi Ahmet Han'ın tavsiyesiyle bir komplo hazırladı. Komplo, Ah¬met Han'la birlikte uygulanacaktı. Kürt asıllı ve Şeyh Şerefiye aşiretine mensup olan Ahmet Han, oğlu için evlilik töreni hazırladı. Bu bahaneyle tüm aşiretlerive çevrede bulunan herkesi davet etti. Elmenkur aşiretinin mensupları AhmetHan ile dost oldukları için bu daveti kabul edip, düğün törenine katıldılar. Bun¬ların Merağa'ya gelmelerine sevinen Ahmet Han, herbirisini bir askerinin evinemisafir ettirdi. Askerlere; "Herkes gizlice misafirini öldürsün" diye gizlice birtalimat verdi. Yaklaşık üç yüz kişi olan bu misafirler, Ahmet Han'ın askerleri ta¬rafından tek tek öldürüldüler. Sabaha doğm yaşanan bu olayla Budak Han bir kı¬sım düşmanlarından da böylece kurtulmuş oldu. Bunlardan yalnızca Bapir EbuHamzet Ağa ile birkaç adamı kurtuldu. Bu aşirete mensup olanlar bugün hala odönemde yaşanan komplonun intikamını almadıkları için kendilerini suçlamak¬tadırlar.Üçüncü önemli olay ise, Budak Han'ın eniştesi olan Afşar Hüseyin Kuluhan'ınUrmiye nahiyesinde bulunan Fethi Ali Şah Kaçar'm üzerine yürümesiydi.Kuluhan kendisini padişah olarak ilan ederek Budak Han'dan kendisine iltihaketmesini istedi. Ancak Budak Han, yardım etmeyi kabul etmedi. Bundan dolayıKuluhan kendisine karşı daima kin besledi. Ancak kinini hiçbir zaman açıklamadı. Bir süre sonra Hüseyin Kuluhan yağcıhk ve yumuşaklıkla Budak Han'ı ülke¬sine davet etti. Bunun farkına varmadan Urmiye'ye giden Budak Han, buradahemen tutklanarak hapse atıldı. Bir süre sonra hapisten kaçarak Savuçbulak'agitti. Dostu olan Ahmet Han'ın yandımıyla tüm adamlarını toplayıp, aynı zamanda Fethi Ali Şah ile savaştı. Buradan da Urmiye'ye gitti. Salmas'ı ablukayaaldı. Hüseyin Kuluhan'ı yakalayıp, onu kötü bir şekilde öldürdü.

2-Emirhan (Mükri Emirhan)

Mükri aşiretinin reisi olan Kubat Bey'in amcası ve Şeyh Haydar'ın kardeşidir.Gümrut Emiri iken, H.1019 (M. 1610) yılındaki Mükri aşiretinin kaüiamında öldürüldü.

 

3-Emire Paşa

Mükri aşiretinin emiri olan Emire Paşa, Şeyh Haydar'ın oğludur. Bir süre ŞahTahmasp'ın himayesinde Mükri ülkesinin reisliğini yaptı. Bu bölge Sultan Mu¬hammed Hudabende zamanına kadar İran hükümetinin himayesi altındaydı.Emire Paşa, H.991 (M. 1583) yılında başka Kürt emirleriyle birlikte OsmanlıDevleti'nin himayesine girdi. Sultan lU. Murat'ın yanında saygın bir yer edindi.Sultan, kendisine dedesinin topraklarıyla birlilikte Musul Sancağı ile Şehrizor bölgesinden bir parça, çocuklarına da Erbil ve Marağa'yı verdi. Emire Paşa, Van Beylerbeyi Muhammed Paşa ile biriikte İran Ordusu'nun komutanı Bektaş Kulu Bey'e saldırd. İran Ordusu'nun kaçması üzerine çok memnun kalan OsmanlıDevleti, Serdar Ferhat Paşa vasıtasıyla Emire Paşa'ya iyi idaresi ve kahramanlığı nedeniyle paşa lakabı ve beylerbeyi rütbesiyle birlikte Marağa Sancağı'nı verdi.Deryas nahiyesi ise, amcasının oğlu Hüseyin Bey'e verildi. Ancak Emire Paşa,bir süre sonra Hüseyin Bey'e saldırarak Deryas nahiyesini zorla ele geçirdi. Tebriz, Osmanlı'nın eline geçince Cafer Ağa buraya muhafız olarak tayin edildi. Kısabir süre sonra Padişah ile Emire Paşa'nın arası açıldı.

Cafer Paşa'nın teşvikiyle Şehrizor, Musul ve Erbil şehirleri Emire Paşa'dan alındı. Sonunda Marağa'yı da kaybeden Emire Paşa, babasından kalan yerlerle yetinmek zorunda kaldı. Oğlu Şeyh Haydar, Marağa'ya bağlı Sarugurkan Kalesi'nin hakimiydi. Yeni Mirimkan olan Hıdır Paşa, Tebriz'i ondan alıp Mahmudiye aşiretine vermek istedi. Şeyh Haydar bunu kabul etmeyince, Osmanlı Devletitaraflndan ablukaya alındı. Ancak bu esnada Osmanlı Ordusu'nun komutanı îvaz Bey öldürüldü. Bunun üzerine Emire Paşa, oğlu Şeyh Haydar ile Osmanlılar arasında arabuluculuk yapmak istedi. Bunu başarınca, Osmanlı Devleti Emire Paşave oğlu Haydar'a Deryas, Meyanduap, Acari, Leylan, Taraka ve Sarukorkan bölgelerini verdi. Emire Paşa ile Şeyh Haydar buralan uzun bir zaman iyi bir şekilde idare ettiler.

4-Sarım Bey

Mükri Emir Seyfeddin'in oğludur. Babasının ölümünden sonra Mükri hakimliğine atandı. Safavi Şah İsmail'in saldırılarına karşılık savunma yaptı. Onu öldürmek için her türlü çareye başvuran Şah, H.912 (M. 1506) yılında büyük bir orduyla Sarım Bey'e saldırdı. Ancak Sanm Bey, bu saldın karşısında da başarı bir savunma yaparak İran ordusunu bir kez daha geri gönderdi. İmaretini Safavilerin saldırılarından korumak amacıyla Osmanlılarla ilişki kurmaya çalışti. Bunun için İstanbul'a geldi. İtaat ve vilayetini Sultan Süleyman'a takdim etti. Kısa bir süre sonra öldü.

5-Şir (Şér) Bey

Bu adla anılan ikincisi ise, Mükri imaretinin emirlerindendir. Şir Bey,H.1019 (M. 1611) yılındaki katliamdan sonra Şah Abbas tarafindan Mükri aşire¬tinin reisi olarak tayin edildi



7496 kez okundu

Yorumlar

yazının bakış açısı     12/07/2014 18:42

Kelhurların kürtlüğünü tartışmak abes olduğu gibi,goranların kürtlüğünü tartışmak ta abesle iştigaldir.kelhur dili kürtçedir,goran dili ise farklılıklar arzetmekle birlikte,öz bilinçleri kürttür.lHakeza feililer ve lekler de kürttür.Yazar şerefname ve nuri dersimi eleştirisi yaparak,bizatihi kendisinin kürt olmadığını açığa çıkarmıştır.Kürt görünüp,kürt düşmanlığı yapan böyelelri çoktur.
Misafir - kafkas kartalı

.

H.Abdurrahman KEDALİ
(Bilgi, Sayfası)
DÜŞÜNDÜREN MİZAH KÖŞESİ
ŞAİR VE YAZARLAR KÖŞESİ




Site Haritası
FIKRA KÖŞESİ