• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/semskiasireti
  • https://plus.google.com/share?url=http%3A%2F%2Fsemskiasireti.com%2F%3FSyf%3D26%26Syz%3D1002%26%2FB%25C3%259CT%25C3%259CN-A%25C5%259E%25C4%25B0RETLER%25C4%25B0N-TAM-L%25C4%25B0STES%25C4%25B0-VE-DETAYLI-A%25C3%2587IKLAMALARI%23.UtFEtYrXtl0.google_plusone_share&t=B%C3%9CT%C3%9CN+A%C5%9E%C4%B0RETLER%C4%B0N+TAM+L%C4%B0STES%C4%B0+VE+DETAYLI+A%C3%87IKLAMALARI
  • https://www.twitter.com/semski_asireti

SONSUZA KADAR BARIŞ, BİRLİK VE KARDEŞLİK İÇİN EL ELE

Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi12
Bugün Toplam1361
Toplam Ziyaret3232503
ŞEMS KİMDİR
ŞEMSKANLILARIN TARİHİ
ŞEMSKANLILARIN SOY AĞACI
BÜYÜKLERİMİZ
DRAMATİK HAYATLAR
SİTEMİZİ BEĞENİN
Saat

Mehmed Akif, 1873 yılında İstanbul’da, sade ve geleneksel bir hayatı yaandığı Fatih’in Sarıgüzel semtinin Nasuh mahallesinde 12 numaralı evde (Büyük bir yangında harap olan bu semtin ortasından bugü Vatan Caddesi geçmektedir) dünyaya geldi. Asıl adı Mehmet Ragif’tir. Ragif, ebced hesabıyla hicri 1290 rakamına karşılık gelmektedir ve bu rakam Akif’in doum tarihidir.
Akif, Osmanlı devletinin hasta adam ilan edildii ve bu görüşü dönemin devlet adamlarına ve aydınlarına uursuz bir hastalık gibi bulatığı, çöküş şartlarıı hemen herkeste çözülme, umutsuzluk, panik yarattığı, buna ramen hemen herkesin bir şeyler yapma çabasında olduu bir dönemdir.
2. Mahmut’un, 3. Selim’in balattığı yenileme hareketleri, Tanzimat doruk noktasına varıyor ve bugüne kadar devam eden aydı- halk yabancılamasıı, milletle devlet arasındaki problemli douruyor, toplumsal yarılmalara yol açıyordu. Yenileme ile bakalama arasındaki farklar sık sık belirsizleiyor atılan her adı ciddi sosyal ve siyasi maliyetler getiriyor, kendinden ve kendi köklerinden beslenen bir yenilenme gerçekletirilemiyordu.
Korkuyla umut, ataletle hamle çabası, teslimiyetle yiitçe direniş, çözülüşle yeniden toparlanış aynı anda ve çok zaman kolkola denecek kadar birbirine yakı duruyordu.
Avrupa ülkelerinin Osmanlıyı tasfiyesi politikası bütü hızıyla ve kararlılığı ile devam ediyordu.
Daha Akif 6 yaşında iken Ruslar İstanbul’a kadar ilerliyor Ayestefanos Abidesini dikiyordu. Yine 5 yaşında iken Abdulhamid, Meclis-i Mebusan’ı kapatıyor, devletin ve milletin varlığıı korumak için politik dehasına ve çoküş endiesinin yarattığı bir haleti ruhiyeyle baskıcı bir politikaya yöneliyordu.
Babası Fatih Medresesi üderris ve ücizlerinden (icazet veren) İpek’li Temiz lakabıyla anılan Tahir Efendi’dir. Annesi ise Buharalı Mehmed Efendi’nin kızı H. Emine Şerife hanımdır. Babası Rumelili (Arnavut) annesi ise Buhara’dan hacca giderken Amasya’da vefat eden Buharalı Şirvani Rüştü Efendi’nin kızıdır. Tahir efendi, ilk kocası vefat eden Emine Şerife Hanı’ı ikinci eidir.

 

Akif’in ailesi sade ve orta halli ama bir inanç ikliminin bütü olgunluu ve güzellii ile yaadığı bir aile idi.

Akif babasıı,
“Beyaz sarıklı, temiz, yaşça ellibeş ancak
Vücudu zinde fakat saç sakal ziyadece ak.”
diye tasvir eder.

Hoca Tahir Efendi erkenden kalkar, çocuklarıı (Akif ve kızkardei Nuriye) kendi eliyle yıkar, kızıısaçlarıı tarar, piirdii salepleri içirerek onları mekteplerine gönderirdi… Çocuklarıı bir kere bile dövmemiti. (Kuntay, s.157)
Akif, Annesini ise şöyle anlatır:
“Annem çok âbid (ibadetine düşkü) bir hanımdı. Babam da öyle. Her ikisinin de dinî selabetleri vardı. İbadetin verdii zevkleri heyecanla tadmışlardı.”
Ünlü düşüür ve şair Sezai Karakoç, Akif’in ailesi ve kökeni ile ilgili şu nefis yorumu ile yapar:
“Baba soyu Rumelili, ana soyu Buharalı, douş yeri Fatih:
Yani tam bir Dou İslâmlığıı, Batı İslâmlığıı ve Merkez İslamlığıı bir sentezi bir çocuk”
Anne çizgisi, duyarlığı, saduyuyu, kendini bir ülküye adayışı, şairlii getirecek; baba çizgisi, ataklığı, savakanlığı, yılmaz ve her vurumada daha da çelikleen bir savaş adamıı, gözüpeklii, korkmazlığı, ürkmezlii, umutsuzlua sürekli olarak düşülmemeyi getirecektir. Douş yeri ise, üüslü ve verimli bir topraktır ki, tabiatta nice saçılıp da kaybolan iyi tohumları bir gramıı bile ihmal etmez, deerlendirir, yemilendirir.”
Akif’in doduu Fatih semtini Sezai Karakoç şöyle tasvir ediyor”
“Fatih semti, İstanbul’un içinde ikinci bir İstanbul’dur. Yüzdeyüz Fatih şehridir. Fatih camii, İslâ-Türk kültürüü bu ölmez abidesinin çevresinde halka halka fatih medreseleri ve semti, en saf üslüman Türk heyacanıı ördüğü bir toplumdur.”
Akif, İstanbul’un bu en Türk, en yerli ve en yoksul mahallelerinden birin de dodu ve yaadı. Hayatı burada tanıdı ve kefetti, toplumsal dokuyu burada ve onun bir parçası olarak tanıdı. Bir inanç ikliminin güzellii ile birlikte toplumun yazılı olmayan mutabakatlarıı, modern hayatı yerli ve geleneksel olana nasıl üfuz ettiini, hangi çelikilere, trajedilere yol açtığıı, neleri çürüttüğüü, nelerin eskidiini ve nelerin yenilenmesi gerektiini bu mahalle hayatında gözlemledi. Yenilenmekle, yerli kalmak, kendi olmak arasındaki tercihlerinin ilk çizgilerini burada idrak etti.

Ve Akif burada bir şey daha öğrendi. Her türlü kirlenmeye açık bir yoksulluun, sade ve onurlu bir hayata nasıl döüştürülebileceini. Erdemli yoksulluk helal kazanç ve emek demektir, fedekarlık demektir, dayanışma demektir, karşılıksız sevmek demektir, hırs ve rekabeti ayaklar altına almak demektir. Erdemli yoksulluuun tek sigortası vardır. Çalışmak, ölene kadar çalışmak, onurunu kaybetmeden çalışmak.
Akif kendi mahallesinin yoksulluunu, kendi haline terkedilmiliini şöyle anlatır.

Bizim mahalleye poyraz kışı da urayamaz
Erir erir akarız semtimize geldi mi yaz!
Bahârı görmeyiz ala lâtif olur, derler…
Çiçeklenirmiş aaçlar, yeillenirmiş yer.
Demek şu arsada ot bitse nevbahâr olacak?
Ne var gidip Yakacık’larda demgüzâr olacak
Fusulü dörde çıkarmaz bizim sokaklarıız;
Kurak, çamur.. İki mevsim tanır ayaklarıız!

Akif bu mahallede bu inaç ve gelenek ikliminin ortasında mahalle hayatıı bütü renk ve çizgileriyle yaadı.

Babası O’nu sekiz yaşından itibaren Fatih camiine götürdü. Bunu bir şiirinde şöyle anlatır.

Sekiz yaşında kadardı. Babam gelir: “Bu gece,
Sizinle camîe gitsek çocuklar erkence.
Giderseniz gelin amma namazda uslu durun;
Merâıız yaramazlıksa ite ev, oturun!”
Deyip alırdı beraber benimle kardeimi
Namaza durdu mu, naliyle koyverir peimi
Dalar giderdi, ben atık kalınca âzade
Ne âşıkane koardı hasırlar üstünde.”

Cami, masal, oyun ve yaramazlık. Cami içinde baba ve çocuklar. Camii içinde inanç ve coku. Camii içinde ciddiyet ve oyun. Cami içinde inanç ve çocuksuluun sıırsızlığı. Cami içinde yetikin ve çocuk samimilii.
Ve cami ile içiçe bir ev. Camii ile içiçe bir mahalle hayatı. Camii ile içiçe düşünce, duyarlık ve yaama iklimi.
İşte yetikin Akif’in portresinin temel çizgilerini belirginletiren çocuk Akif’in dünyası ya da Âkif’in içinde kendini bulduu dünya…

Ve Akif’in mizacı.. ele avuca sığmayan bir çocuk. Çalışkan ama haarı. Okuldan döner dönmez sokaa fırlayan, aaçlara tırmanan, kabına sımayan bir mizaç. Masal dinlemeden uyumayan bir ruh. Uyuması için kendisine masal anlatırken anlatırken uyuyakalan Saime Hanı’ı eline mangalda kızdırdığı cevizi bırakarak yakan bir yarı kalmışlığı kabullenememezlik.
Akif böyle bir ortam içinde o güü geleneine uyularak 4.5 yalarında iken Emir Buhari Mahalle Mektebine baladı. Yaklaşık iki sene sonra Fatih İptidaisi’ne (ilkokul) girdi. Üç yıllık bu okulu bitirdikten sonra girdii Fatih Merkez Rüştiyesi’ni (ortaokulunu) 1895 yılında bitirdi.
Bu mezunuyet aile içinde görüş ayrılığına yol açtı. Emine Şerife Hanı, Hocazade’sinin (Annesi Âkif’e Hocazadem diye hitabederdi) sarıklı olmasıı, medresede tahsiline devam etmesini istiyordu. Babası Tahir Efendi ise medresede okuyacağı şeyleri, oluna kendisinin de öğretebileceini ileri sürüyor, yeni açılan ve revaçta olan mekteplerden birine gitmesini istiyordu. Akif’in anne ve babası arasındaki bu görüş ayrılığı Dönemin toplumsal tercihlerindeki farklılamayı da ortaya koyuyordu. Bir tarafta gelenein bütü çizgileriyle yaadığı Fatih’te, evladıı bir inanç ve ilim adamıı saygınlığı içinde görmek isteyen anne dier yanda deien dünyanı gereklerini farkeden kendisi de bir inanç ve ilim adamı olan baba. Ne inanç ihmal edilebilirdi ne yeni gelen ve kendi şartlarıı dayatan dünya. Bu açıdan bakıldığında Akif annesiyle babasıı özlemini kendi şahsında bütünlemiş ve uygun bir senteze kavuturmuş gibidir.
Sonunda Tahir Efendi’nin dedii olur. Ancak Tahir Efendi mektep ve meslek tercihini oluna bırakır. Akif dönemin en gözde okullarından biri olan ülkiye’yi tercih ettii için ve babasıyla birlikte kaydıı yaptırır. Kayıt tamamlandıktan sonra kâtip kayıt harcı ister, Tahir efendi, Âkif’i bir köşeye çeker, kesesini çıkarır ama istenen miktarda para yoktur. Tahir efendi rehin bırakmak üzere güüş saatini çıkarınca kâtip almaz ve kayıt harcıı ertesi gü getirebileceklerini söyler.
İlk gençlik yılları da çocukluu gibi. Ta, ele avuca sığmaz, güçlü, sıhhatli ve enerjik. Pehlivanlarla güreen, boazda karşıdan karşıyla yüzen, taş yarıştıran bir ilk gençlik. Ama hep çalışkan, hep erdemli.
ülkiye’nin İ’dâdî bölüünde üç sene okuduktan sonra şehadet-âme (diploma) aldı ve yüksek kısmına kaydoldu. Bir sene süre sonra (H.1305/1887-88) babası vefat etti. Aynı yıl evleri yanıncaülkiye’ye nehari (gündüzlü öğrenci) olarak devam etmesi imkansız hale geldi. Mezunlarına hemen iş verilecei için o yıl açılan ve ilk sivil veteriner yüksek okulu olan ülkiye’nin Baytar Mektebi’ne (Halkalı Baytar ve Ziraat Mektebi) leyl-i (yatılı) öğrenci olarak geçti.

Âkif bu okulda kendisini derinden etkileyecek bir öğretmenle karşılatı. İnançlı bir Türk Hekimi olan, Türkiye’ye mikrop bilimini getiren Rifat Hüsamettin Hoca. Pasteur’un öğrencisi olan bu öğretmeninden Pasteur sevgisini aldı. Mithat Cemal, Akif’in Pasteur’ü fotorafına bakıp hayranlıkla “Bu ne ilâhi yüzdür” dediini, fotorafı öptüğüü ve ardından “Mu’tekid de! (İnançlı) eklediini kaydeder.
Çou kendisi gibi babasız ve yoksul öğrencilerden oluan bu okul Âkif’e salam ve bir öür boyu sürecek dostluklar kazandırdı.
Yine bu okul, Akif’in salam bir dini bilgi ve sarsılmaz bir imanla, üspet bilimin harika bir uyumunu salayan zihini yapısıı oluturdu.
Akif bu dönemde de Kıyıcı Osman Pehlivandan güreş öğreniyor, Çatalca köylerinde yalı güreş tutuyor, taş yarıştırıyor, yüzüyor ve çok sevdii mektebin “Doru” isimli atına biniyor, uzun yürüyüşlere çıkıyor
Şiire ilgisi de bu yıllarda balıyor ve okulun son iki senesinde baladı. Bunlar dönemin yaygıkanaatlerinin izlerini yansıtır ve divan şiirlerine nazireler şeklindedir.
22 Aralık 1893’te okuldan birincilikle mezun olur ve 26 Aralık’ta “Orman ve NMa’adin ve Ziraat Nezare’Baytar üfettiş Muavini” olarak tayin edilir.

Görev yeri İstanbul olmasına ramen Akif, 4 yıl Rumeli, Anadolu ve Arabistan’ı çeitli bölgelerinde görev yapmıştır.
Bu seyahatler Akif’in gözlem gücüü, toplumu daha yakından tanımasıı salamış olmalıdır. Akif bu dönemdeki gözlemlerini şiirlerinde son derece gerçekçi bir şekilde kullanır. Yine bu ve bundan sonraki seyahatler Akif’in hem düşünce tarzıı hem de şiir anlayışıı temellendirir.

Mezuniyetinden 6 gü sonra 28 Aralık 1893’te İlk eseri olan 7 beyitlik gazeli “Servet-i Fünun’da yayınlanır.
Buarada çocuk yalarda baladığı Kur’an’ı Hıfzetme (Ezberleme) çabalarıı younlatırır ve Hafız olur.
1 Eylül 1898’de 25 yaşında iken Tophane-i Amire veznedarı Mehmed Emin Bey’in kızı İsmet Hanı ile evlendi.
Akif’in bu yıllarda da Maarif mecmuasında, Resimli Gazete’de şiir yazıları ile Arapça, Farsça ve Fransızca’dan yaptığı çevrilerini yayınlamaya devam eder.
17 Ekim 1906’da mevcut görevine ilâveten “Halkalı Ziraat Mektebi Mektebi’ne “Kitabet-i Resmiye Muallimi ve 25 Austos 1907’de Çiftlik Makinist Mektebi’ne Türkçe Muallimi olarak atanır.
23 Temmuz 1908’de İkinci Merutiyet ilan edilir. Akif, bu sırada İstanbul’da Umur-i Baytariye Dairesiüdür Muavin’dir.
Akif’in hemen hiçbir dönemde siyasetle dorudan ilikisi olmamakla beraber toplumsal sorunlarla ciddi ve youn bir ilgisi olmutur. Dönemin bütü aydınları gibi çöküş şartlarıı yol açtığı acıları derin bir şekilde yüreinde hissediyor ve bir çıkış yolu arıyordu.
Merutiyetin ilanından 10 gü sonra daha önceleri gizli bir cemiyet olarak faaliyet gösteren ve daha sonra partileecek olan İttihat ve Terakki Cemiyetine üye olur. Ancak Akif, cemiyete üyelie giriin gereklerinden biri olan “Cemiyetin bütü emirlerine, bilâ kayd ü şart (kayıtsız şartsız) ittaat edeceim” şeklindeki yemindeki “kayıtsız şartsız itaat “itiraz eder ve sadece iyi ve doru olanlarına şeklinde düzeltilmesi şartıyla yemin edebileceini söyler. Ve cemiyetin yemini Akif’le deiir.
Akif’in karekterinin tipik bir yansıması olan bu tutum hayatı boyunca ve herkese karşı korunan bir ilkeli anlayışı tezahürüdür.

OKUDUĞU KİTAPLAR
Mesnevi
Hafız Divanı
Gülistan
Leyla ve Mecnun (Fuzuli)
Victor Hugd, Lamartine, Zola, Daudet


 




0 Yorum - Yorum Yaz
.

H.Abdurrahman KEDALİ
(Bilgi, Sayfası)
DÜŞÜNDÜREN MİZAH KÖŞESİ
ŞAİR VE YAZARLAR KÖŞESİ




Site Haritası
FIKRA KÖŞESİ