• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/semskiasireti
  • https://www.twitter.com/semski_asireti

SONSUZA KADAR BARIŞ, BİRLİK VE KARDEŞLİK İÇİN EL ELE

Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi18
Bugün Toplam519
Toplam Ziyaret14715024
ŞEMS KİMDİR
ŞEMSKANLILARIN TARİHİ
BÜYÜKLERİMİZ
DRAMATİK HAYATLAR
SİTEMİZİ BEĞENİN
Saat
Title of the document

1
Solin LORİN
BÖLGESEL IRKÇILIK VE İNSANLIK ONURU ÜZERİNE
15/03/2011
 
 
...Çorum'lular Şöyle, Kayseri'liler böyle, ve daha nice sözler var bölgesel ayrımcılığa örnek.
 
Pek cok arkadas bu gibi durumlarda tavrımı, görüşlerimi gayet net bildiği için sadece yasanmışlıklarımı ve bir kaç cümle(!) ilede bu konuya ilişkin fikirlerimi, kimseyi küçümsemeden, tecrübelerini yadsımadan, bölgeleri suçlamadan, katıksız en duru ve samimi hali ile paylaşacağım.

İstanbul'u görmezden önce, (mahallenin ardını istanbul sanmak) insani değerlerin yozlastığı, geçim şartlarının insanları yanlış yönlere sevkettiği, komşunun komşuya yorgan iğnesi dahi vermedigi (bakkalı gosterdiği) yardımlaşmanın yok oldugu gibi hikayeler anlatılır bunun adınada imparatorluktan çıkmış, şehircilik kültürü en az düzeyde olan Türkiye için medeniyetin, modernliğin getirmiş oldugu yoksullaşma denirdi istanbul için...

Ben uzun süre Istanbul insanına aciyarak baktım çünkü benim nazarımda maddi ve manevi olarak yoksuldular. İstanbul ve halkı bizi ürkütürdü. Oraya giden herkes bozulur, arsızlaşır ve tükenirdi..İstanbul gözümüzde, koca ağızlı  bir canavardı ve insanları önceleri yutuyor sonra başkalastırıp kusuyordu..Dolayisiyle Anadolu'dan gidenler medeniyetin besigi sehirde komin hayati surdurdu..Mahalle mahalle ayrılıyorlar, Sivaslılar, Karadenizliler, Erzururumlular olarak kalıyorlardı.İnsanlar bir yandan modernleşmek, medenileşmek isterken diğer yandan bazı değerlerde muhafazakarlaşıyor ve kabuklarından kurtulamıyorlardı...Bunu kırıp çıkanlarda veya çıktığını sananlar da geride bıraktıklarını küçümsemeyi öğrendi.

4-5 yıl önce, bunun cok farkli yanlarına şahit oldum. Eskiden anlatılanlarla ilgili yüzleştiklerim oldu..Sektörümüz gereii gıda fuarlarında standımız olurdu. İstanbul halkı akın akın gelir, standlarda tadımlar yaptırırdık.Bunlar arasinda sanatcilar, gazeteciler, siyasiler de vardi..İnsanların tadımın haricinde, standdan bir parmak sucuk alabilmek icin ne durumlara düştüklerini görmek biz Anadolu 
insanını hayrete düşürmüştü.

Bunlar sırtında kürkü, saçları boyalı, ojeli parmakları pırlanta yüzüklü bayanlar ve boynu flarlı, şapkalı entel dantel tipteki beylerdi. İstanbul şivelerinden ve yaşlarından anlaşılacağı üzere belli ki doğululuk bunlara hiç uğramamıştı.Bunların ya torunları hastaydı ona sucuk götürüp sevindirecekti veya huzur evindeydi yedirmiyorlardı. Bazılarıyla eski İstanbul üzerine sohbet ediyor, tahsil durumlarını, sosyal statülerini öğrendikçe bizde dumur halleri devam ediyordu. Hala ayni fikirdeyim, ne kadar arsiz ve yüzsüzdüler.

Bizler yani Anadolu insanı aç kalsak yine isteyemezdik. Hele büyük bir gazetenin, ünlü, şanlı, taşra ile hiç alakasi olmayan köşe yazarını bir lokmalık tadim için onlarca kişinin arasında sırada beklediğini görmek beni ve arkadaşlarımı resmen şok etmişti..Ve daha sonraki günlerde yine geldi. Sanırım cok beğenmişti ama alacak parası yoktu.Tabi zamanla bu manzaralara alıştık ve insanların karınlarını doyurup, bir öğünlerini çıkardıklarını kar saydıklarına karar verdik. Aramızda espri konusu oluyordu..
 Ağustos depreminde Adapazarı'na ilk asevini kuranlardan olduk..Ve orda gördüm ki insanlık onurunu tüm şartlara rağmen hala yitirmemişti..Bir dilim ekmeği fazla diye arka sıradakine verenler olduğu kadar, düştüğü durumun mahçubiyetiyle onuruna yediremedigi icin aşevine gelemeyen insanlar tanıdım..
Istanbul'dan hafta sonları konvoylar halinde olanları seyretmeye gelenler olurdu..Tur düzenlediklerini düşünürdüm.
Hafta sonlari Istanbul plakalı arabalarının camlarından dışarı sarkmış, vitesi ikiye atmiş, tampon tampona seyir halinde geçen insan seliydi bunlar. 
Bazı günler kokoş hanımlar lutfettiler, diz üstü, her yani straş taşlarla bezenmiş çizmelerini, nerde sakladıkları belli olmayan atmaya kıyamadıkları eprimiş, sökülmüş kazaklarını, fi tarihinden kalmış piyasada var miydi bilmem dantelli kombinezonlarını, sidikten çürümüş bebek yorganlarını, tarihi geçmiş ilaclarını bıraktılar depremzedelere yardım olsun diye.

Neler yoktu ki, makyaj malzemeleri, takılar bile vardı..
Ee görgü, görenek, insanlık bu olsa gerek, ortamı anlayabilmek, algılayabilmek ve yorumlayarak bir sonuca varip ihtiyaclari tespit edebilmek...
Depremzede kadınların makyajsız, jartiyersiz, 15 cm pontlu ayakkabısız, takısız kaldiğını düşünmekte medeni kişiliklerin algılama düzeneğinin muthiş bir göstergesiydi..
Sayelerinde dev bir çöplüğümüz olmuştu, Istanbul halki bahar temizliğindeydi, o dönem evlerin tüm gereksiz şeylerden kurtulduğunu düşündüm..

Istanbul ki; Anadolu'daki kumaları aşağılar, horlarken kendi bünyesinde kibar ifade ile metresler büyüttü, bastacı etti..
Oysa ikiside aynı soydan gelme... Kavram piyasası daha bunun gibi niceleriyle allak bullak oldu...

Bunlar ekstrem örnekler diyelim, şehirlerin, bölgelerin kabahati yok, kabahat şartlarin..Onlara tanınan imkanlarin..
Taş yerinde ağırdır derler.. Tüm bunlara bakıp koca bir şehiri içindekilerle birlikte onursuzlukla, görmemişlikle, aç gözlülükle suçlayamayiz.. Şimdi olduğu gibi o zamanda 'Istanbullular böyledir' diyen arkadaşlarıma karşı çıkardım..

Ülke insanı olmak zor, kendine hak gördüğünü bir başkasına görebilmek koca bir öngörü, hoş görü, bilgi ve adamlık anlamında doyum gerektirir..
Hele ki dünya insanı olmak daha da bir zor zenaat...
Komsuşuna bir günaydını esirgeyen bizler facebooklarda ilkokul arkadaşlarımızı arar olduk.
Komiklikler, çelişkiler ülkesiyiz...Medeni olabilmek için gerekli olan sindirim sürecini yaşayamadık.. Ani baskınların sonucu bunlar..
Bir insana otobüste nasıl davranması gerektiğini öğretebilirsiniz, hatta yardımsız kendisi deneyerek ögrenebilir ama insanlığı, adam olmayı ögretmek için koca bir hayata ihtiyac vardır.
Tahsilli, tahsilsiz, soylu soysuz, batılı bir yığın insanın öğrenemediği gibi, daha da beteri bunlar bildiklerini sananlardır ki iflah olmazlar..

Benim düşüncem o ki; insanların tahsilleri, tenlerinin renkleri, soyları ve sosyal statüleri ne olursa olsun medeni olmak adına sahip olduğu teknik bilgileri pratiğe dönüştüremediği, bunu yaşam tarzı olarak benimseyemediği çok basit bir anlatimla bile ortaya çıkabiliyor.
Bu tipler aksini iddia etse bile bölgesellikten kurtulamaz.. Dillerin, müziklerin, kültürlerin farklılığını hazmedemez, basit bir görgü kuralını getirir, bölgeye, ırka, soya sopa bağlar..Elbette Insanlar gibi ülkelerin, milletlerin de karakterleri vardir..Ama bunu çok basit bir görgü kuralına kadar indirgemek
bununla bağdaşır bir saptama olamaz..

Şarkılara bile konu olan gerçeklerimizdir bunlar, ön yargının tetiklendiği, toprak mahkumiyetinin öncelikli cümlesi...
Bariş Manço sorar 'Hemşerim memleket nire?'
Şehrinde bilmem ne köyündensindir, başka şehirde A... şehrindensindir, bölge değistirirsin oteki bölgedensindir, ülke değistirdiğinde ise şehirde, bölgede yok olur, artik Türk'sündür..Geride biraktığımız toprağin çapı uzaklaştığımız oranda büyür..Önemli olan buradayken bunun farkına varabilmektir..

Bunun aksini milliyetçilikle alakası olduğunu sananlar büyük olçüde yanılırrlar, bu şovenistliktir.. Masumane görünen eleştirisel bir yaklaşımda bastırılmış düşünce ve duyguların serzenişidir bunlar..

Bu ülke benim tapulu malım, bunu böyle hisseden herkesin de tapulu malı oldugunu düşünüyorum..Bizim insanımızın görgüsüzlüğü  bizim ayıbımız, başkasinin değil. Hele bu toprakların hic bir yöresinin değil..

Neden kürtce dinliyorsun diye sorarlar bazılarına..Neden dinlemesin, o komşusunun, arkadaşının, akrabasının müzigini dinlemeyecek de ne dinleyecek?

Baskının mahçubiyetini duyacakları yerde bir de bunu sorarlar!
Ingilizce, Ispanyolca çalarken neden sormuyor bu insanlar?
Ingiliz babamın oğlu mu? Hangi aşımda, işimde, günümde yanımdaydı?
Benimle neyi yasamış? Ona gösterdiğim ilgiyi, hoş görüyü bu toprağın insanı haketmiyor mu?
Benim! olanları neden hafife alacak misim? Neden görmezden gelecek mişim?
Ben yanı başımdakine sırtımı dönecek kadar sığ mıyım?
Ben sıradan vatandaş bunu başaramazken, siyasilerden bizi bir arada tutacak sihirli formul bulmasını beklemek saflık mıdır yoksa aslında çözümsüzlük istegi midir?

Bu neye benziyor biliyor musunuz, sizde çevrenizde tanıksınızdır mutlaka bazıı aile babaları vardır ki dışarıdan bakıldığında, hoşgörülü, sevecen, sorumluluk sahibi falan filan..Ama ev halkına zalim mi zalim, tüm hoşgörüsüzlüğünü, sevgisizliğini, despotluğunu kullanır..Bu samimiyetsizliktir, iki yüzlülüktür..

Ama biz birbirimizin insanıyız, bu ülkenin vazgeçilmezleriyiz, çerkeziz, kürdüz, türkmeniz, avşarız, aleviyiz, ermeniyiz biz herşeyiz ama bir şeyiz ki o çok onemli biz insanız ..
Bu ülkeyi seven bizler birbirimizi anlamaz, hoş görü ile yaklaşmazsak, kendi dolaşıklğımızı  çözemezsek
birileri gelir, bir kaç aklı evvel çıkar, hatta parti bile kurar bir elinde silah, bir elinde kalemle bizi çözer...

Fillerin vuruşurken tüm çimleri ezemiyeceklerini anlamaları lazım..
 



2343 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Kürtlerde Evlilik Tipleri ve Çok Eşlilik - 16/03/2014
Evlilik insan toplulukları içindeki en önemli ve kutsal müesseselerden biridir. Evlilik tipleri toplumları dini, soysal ve kültürel yapıları ile ilgili olduğu kadar ekonomik yapıları ile de alakalıdır.
Maalesef çok ağır hakaret ve küfürlere maruz kalıyoruz - 13/11/2013
Maalesef çok ağır hakaret ve küfürlere maruz kalıyoruz
Adam Gibi Adam olmak Ve Büyütülmüş Adamlar - 06/09/2013
Büyük Adam ve Büyütülmüş Adam
Gezi Parkı mı Gaz Parkı mı, yoksa !! - 01/06/2013
Gezi Parkı mı Gaz Parkı mı, yoksa!!..
Baba'ya Seni Seviyorum Demek! - 29/03/2013
filmlerden göründüğü kadarıyla amerikan kültürü için mümkün bir hadise.
Kürt-Türk Evliliklerine Toplumun Bakışı Ve Bu Konuda Yapılan en ciddi Anket - 21/02/2013
Kürt-Türk Evliliklerine Toplumun Bakışı Ve Bu Konuda Yapılan en ciddi Anket
ÇİROKA RABO XANIM Û KURÊ Wİ KELHO (Rabia Hanım ve oğlu Kelho'nun Hikayesi) - 03/12/2012
ÇİROKA RABO XANIM Û KURÊ Wİ KELHO (Rabia Hanım ve oğlu Kelho'nun İlginç Hikayesi)
TARİHTE MEZOPOTAMYA VE IRAK’TA YAŞAYAN YEZİDİ KÜRTLERİN İSYANLARI VE UĞRADIKLARI KATLİAMLAR - 18/10/2012
TARİHTE MEZOPOTAMYA VE IRAK’TA YAŞAYAN YEZİDİ KÜRTLERİN İSYANLARI VE UĞRADIKLARI KATLİAMLAR
KÜRT VE ERMENİ HALKLARININ MEŞRUTİYETE BAKIŞ AÇILARI VE KÜRT ULUSUNU YÖNETEN GURUPLAR - 08/10/2012
KÜRT VE ERMENİ HALKLARININ MEŞRUTİYETE BAKIŞ AÇILARI VE KÜRT ULUSUNU YÖNETEN GURUPLAR
 Devamı
.

H.Abdurrahman KEDALİ
(Bilgi, Sayfası)
DÜŞÜNDÜREN MİZAH KÖŞESİ
ŞAİR VE YAZARLAR KÖŞESİ




Site Haritası
FIKRA KÖŞESİ