SONSUZA KADAR BARIŞ VE KARDEŞLİK İÇİN EL ELE

BAHDİNAN AŞİRETİ

..

BAHDİNAN AŞİRET 

             Bahdinan–Badinan–Behdinan doğuda Zab ve Aliya nehirleri, Musul’un Akra,

Dıhok kazaları dâhil, batıda Dicle nehri, Hakkâri’nin Beytüşşebab ilçesi de dâhil olmak üzere geniş bir alanda kurulmuş bir aşiret beyliğidir.  Başkentleri İmadiye şehridir. İmadiye şehri Asurlular döneminde Milattan önce 810–823 yıllarında krallık yapan Şemsi Adad döneminde kurulmuştur. Şehir 3. Addad Nirari adına izafeten yapılmıştır.(782–804) Daha sonra Müslümanlar tarafından 637’de fethedilmiştir.

         Şehir içindeki kale İmadeddin Zengi Bin Ak Sungur tarafından Hicri 537/Miladi 1143 yılında tamir edilerek yeniden bir kısım ilaveler de yapılarak inşa edilmiştir. Çok sağlam yapılı bir kaledir. Aksungur bu kaleyi onarmadan önce bu bölgede Bahdinan’i Kürt aşiretleri tarafından onarılmış küçük yapılı bir kale bulunurdu.

              Bu kale zamanla yıkıldı. Aksungur bu kaleyi tekrar onardı ve daha sağlam yapılı bir hale getirdi. Kalenin ismi de İmadiye olarak anılmaya başlandı. Daha önce Bahdinan aşiretleri bu kaleye Aşob diyorlardı.  Fakat coğrafyacı Kazvini  bu şehrin kalesinin tamirinin Deylemi sultanı İmad’u Devlet tarafından yapıldığını ve kalenin bu zatın ismine izafeten İmadiye olarak anıldığını söylemektedir. İmad’u Devlet’in vefat tarihi Hicri 338 Miladi 950’dir. Bahdinan bölgesi şüphesiz Bahaddin oğulları ile beraber tarihi açıdan meşhur olmaya başlamıştır. Ailenin İmadiye’yi zapt etmeleri ile beraber bölge Bahdinan ismi ile tarih sahnesine çıkmıştır. Bahdinanların ilk dönemi bilgi açısından karanlıktır. 1842 miladi yılına kadar varlıklarını sürdüren bu beyliğin son hükümdarı İkinci Sultan İsmail Paşa’dır.

            Bahdinanların bayındırlık ve sanat dalında kendi bölgelerinde geniş ve düzenli bir çalışma yaptıkları eserlerinden anlaşılmaktadır. Sultan Hüseyin’den başlamak üzere bu ailenin dini konularda hassas olduğu, toplumun örf, adet ve geleneklerine son derece önem verdikleri bilinmektedir.

              Söz konusu zatın kabri üzerinde yazılan bir yazıda bunun en bariz bir vesikasıdır. İmadiye merkezde bulunan Sultan Hüseyin’in kabri üzerinde şöyle yazılıdır. ‘’ Yüce Allah (Kuran’ikerim’de) buyurdu ki ‘’Her şey helak olucudur. Yüce yaradan Allah hariç’ Sultan Hüseyin’in vefat tarihi miladi 1186 Recep ayıdır. Yine Sultan Hüseyin’in kabrinin hemen kenarında ikinci bir kabir bulunmaktadır ki bu kabir İsmail Paşan’ın kızı Ruşen Hanım’a aittir. Onun kabri üzerindeki kitabede şöyle yazılıdır. ‘’ Ey merhametlilerin merhametlisi olan Allah! Merhamet et. Ey ziyaretçi kabrim üzerine fatiha oku ve bana rahmet dile. De ki merhamet et ey merhametlilerin en merhametlisi! Bu kabir Merhume İsmail Paşa’nın kızı Ruşen’indir. Recep ayında Hicri 1202 / Miladi 1788’de genç yaşında vefat etti. ‘’ İmadiye Kalesi’nin üç büyük kapısı bulunmaktadır.

              Zibari kapısı, Badinan kapısı, Musul kapısı. Ayrıca şehir merkezinde Sultanların kabirlerinin bulunduğu Sultaniye binası bir şaheserdir. Camii Kebir (Ulu Cami) Bahdinanların döneminden kalan şehrin en büyük camisidir. Yine bu dönemde yapılan köprüler hamamlar medreseler meşhurdur.

Günümüz de yüzlerce aşiretin teşkil ettiği bu abrın uzantısı olan aşiretler hayatlarına devam etmektedirler. Her aşiretin kendi bölgesi ve köyleri bulunmaktadır. Bahdinanların ilk bilinen tarihi Abbasi halifeliği döneminde başlar.

 Bahdinan aşiretleri Abbasi halifeliği dönemde önemli bir mevkie sahip idiler. Fakat beyliğin reislerinin asılları konusunda birçok tarihi hikâye ve çeşitli bilgiler mevcuttur. Şerefname sahibi Şerefhan bu aşiret beylerinin Beni Abbas’tan ( Abbas oğulları)  olduğunu söyler. 

 Bahdinanların beyliği içinde yer alan önemli aşiretlerden Bervarika aşireti günümüzde Kari (katip ismindeki k ile okunur) Dağı civarında otururlar. Yine bu beyliğin diğer bir aşireti olan Bervari Zor, diğer adıyla ‘Bervari bala’ aşiretinin 61 köyleri bulunmaktadır.1940’lı yıllardaki reisleri Hacı Tatar Efendi İmadiye’ye bağlı bir nahiyede otururdu. Bahdini aşiretlerden biri olan Rikan (Şerefname’de Radikan olarak zikredilir) aşiretinin reisi son dönem Kelhi Ağa idi. Bu aşirete bağlı 

 

 

yaklaşık 80 köy bulunmaktadır. Bahdinan beyliği yönetimi Abbasilerden Timur İstilasina kadar dillere destan bir yönetim sergiledi. Birçok yer imar edildi. Binalar, Mescitler, medreseler, köprüler yapıldı. Ancak Timur Irak’a girince bu bölgeyi de istila etti. Timur’un oğlu Şahruh uzun süre İmadiye’de yaşadı.

Bahdinan beylerinin bilinen ilk atası bir rivayete göre İmadiye’ye Şemzinan (Şemdinli) şehrinden geldiği söylenir. Daha önce ailesi Tarun’da otururmuş. Tarun; Muş vilayetinin Araplarca kullanılan ismidir. Fakat Taron veya Tarun sadece Muş vilayeti olmayıp Doğu Anadolu’nun bir kısmına verilen addır.

 Adilcevaz, Van’ın bir kısmı ve çevre illerin birçoğu Şemdinli’ye kadar Taron bölgesi olarak bilinir. Gerçekten bu bölgede hala günümüzde Abbasi olduklarını kabul eden birçok aşiret bulunmaktadır. Tillo’daki şeyhler, Palo şeyhleri, Mırdasi şeyhleri kendilerini Abbasi kabul ederler. Babadinan Beyliği’ne reislik yapan kralların isim listesi şöyle:

 

 

İSİM                                                               MELİKLİĞE BAŞLADIĞI TARİH / MİLADİ

1- Melik Halil Bin Melik İzzeddin                                                    1334

2- Alauddin Bin Melik Halil                                                 1339

3- Mecli Bin Alauddin                                                                     1342  

4- Bahaddin Bin Halil (İmadiye)                                                    1443                         

5-Sultan Zeyneddin Bin Bahaddin                                    1461

6-Sultan Nureddin Bin Bahaddin                                                  1467

7- Sultan Muhammed Bin Melik Bahaddin                                  1480                         

8- Sultan İkinci Bahaddin Bbin Muhammed                                 1496

9- Sultan Hasan Bin Seyfettin Bin Birinci Badaddin                               1501

10- Sultan Hüseyin Veli Bin Hasan Bin Seyfettin                        1534

11- Sultan I. Kubad Bin Sultan Hüseyin                                       1577

12- Sultan Süleyman Bin Emir Mübarek Bin Seyfeddin             1577

13- Sultan Bayram Bin Sultan Hasan                                                       1577

14-Sultan Seydi Bin Kubat Bin Hüseyin                                                   1585

15- Sultan I. Yusuf Bin Bayram                                                                   1630

16- Sultan I. Said Bin Seydi                                                                       1632

17- Sultan II. Kubad Bin Said                                                                    1639

18- Sultan I. Murad Bin Yusuf Bin Bayram                                               1640

19- Sultan III: Kubad Bin Birinci Said Bin Seydi                          1662

20- Sultan II. Bayram Bin II. Yusuf Bin I. Said                                           1679

21- Sultan II. Said Bin II. Yusuf Bin I. Said                                                1682

22- Sultan Osman Bin II. Yusuf Bin I. Said                                                1699

23- Sultan 4. Kubad Bin II. Said                                                                1700

24- Sultan I. Zübeyr Bin II. Said                                                                 1701

25 Sultan Büyük Behram Bin I. Zübeyr                                                     1714

26- Sultan 1. İsmail Bin Büyük Behram                                                    1799

27-Sultan 2. Murad bin 1. İsmail                                                                1800

28-Sultan 5. Kubad Bin Hüseyin Bin Büyük Behram                              1804

 

29- Sultan Ahmet Bin Hüseyin Bin Büyük Behram                                  1805

30-Sultan Adil Bin 1. İsmail                                                                        1805

31- Sultan Zübeyir Bin 1. İsmail                                                                 1807

32-Sultan Muhammed Said Bin Muhamed Tayyar Bin1. ismail            1825

33- Sultan Musa Bin Muhammed Tayyar Bin 1. İsmail.              1834

34- Sultan 2. İsmail Bin Muhamed Tayyar Bin 1. İsmail             1840- 1842                                                 

 Bahaddin Bey ile birlikte toplam 34-37 bey idarecilik yapmıştır. Bahaddin Bey’in geldiği dönemde İmadiye bölgesinde Bervariler haricinde;  Zibariler, Muziriler, Tıliler, Behliler, Siyaburiler geniş bir alanda topluca yaşamakta idiler.

Ölünce yerine oğlu Zeyneddin Efendi geçti. İşte bu zatın zamanında Timur’un oğlu Şahruh bölgeye istila bayrağını dikti. Önce Ankara yakınlarında Beyazıd Sultan’ı merhametsiz pençeleri ile ezip geçmişti. Ama Zeyneddin siyasi bir manevra ile Timur’un oğluna bağlılığını bildirerek yerinde ve yurdunda kalmayı becerdi. O da ölünce yerine Emir Seyfeddin reisliğe geçti. Bu zatın vefatından sonra yerinde iki evlat kaldı. Hasan ve Baytık Beyler.

Babasının yerine Hasan reislik postuna oturdu. Bu zatın zamanında Akkoyunlu Türkmen aşireti bölgeye musallat oldu. Akkoyunlulardan Komutan Bıjenoğlu Süleyman Bey İmadiye’yi ve Bahdinan’ı istila etmek üzere ordusu ile Emir Hasan’ın üzerine yürüdü. Emir Hasan aşiretlerden kurulu ordusu ile günlerce İmadiye’yi müdafaa etti. Her ne kadar Akra ve Suş şehirleri istilaya uğradı ise de kısa zamanda Emir Hasan buraları tekrar almaya muvaffak oldu. Çaresiz Akkoyunlular İmadiye bölgesini terk edip geri çekilmek zorunda kaldılar. Daha sonra Akkoyunlular Safavilere yenildi. Bu sefer bölge Safavilerin istilasına uğradı. Fakat Emir Hasan Safavilerin gücüne karşı koymanın mümkün olmadığının farkında idi. Aşiret reislerini toplayarak Şah İsmail’in sarayına gidip misafir oldu. Şah kendisine bir sultana yaraşır hürmet ve ikramda bulundu. Emir Hasan da her zaman arkasında olduğunu ve kendisinin yardımcısı, hamisi olacağını iletti. Şah İsmail ise kendisine hücum edenleri bertaraf edeceğini, dış düşmanlara karşı onu asla yalnız bırakmayacağını söyledi ve onu Yezidiliğe inanan Dasini kabilesine karşı kışkırttı. “Dıhok’u zapt et. Dasinileri oradan çıkar, kale senin ve aşiretinin mülküdür.” dedi. Prens Hasan önce Dasinilere hücum ederek Dıhok’u onların elinden aldı. Daha sonra Sindiyan aşireti üzerine çullandı. Nice çatışma ve savaşlardan sonra Sind Kalesi’ni de hâkimiyeti altına aldı. Fakat her şeyin sonu mutlaka bir gün ölüm olacaktır. Hasan Bey’in de günü gelip çattı. Bu dünyadan sadece birkaç metre bez parçasına sarılarak toprağın bağrına gömüldü.

 

Ey kendini yüce sanan irfanı kıt akılsız

Yüceliğin beyhudedir ve kökünden asılsız

Bunca çaba bunca savaş bilinmeyen bunca hırs

Bir kaç metre kefen denen bez uğruna değer mi?

 

Bin yıl yaşa bir geri bak ince ince hesapla

Sana ayan olan belki bulunduğun dakika

Akşam’a dek taşıdığın miden de birkaç okka

Pislik için bunca zahmet meşekkate değer mi?

 

Öylesin ki gelip gitmen başkasının elinde

Bilemezsin hangi saat, hangi gün ve saniye

Erkek isen hadi bakim ertele de bir gitme

Binan, kasrın, koca köşkün kör kabire değer mi? 

 

Vazifeli bir melek var çalınca bir kapını

Ne dinler feryadını ne mutlu hayatını

Birkaç kişi aceleyle taşırlar tabutunu

Böyle boş bir hayat için bunca şeye değer mi?

 

İster İnan ister red et bir gün gelir ecelin

Ya var ise bir cehennem n’olacak senin halin

Sekaret’te görmedin mi nasıl kalmaz mecalin

Seksen yıllık bir ömrün var ahirete değer mi?

 

       Hasan bey arkasında Sultan Hüseyin, Kasım, Mizra Muhammed, Pir Budak ve Ahmet Han isimli çocukları bırakmıştı. Babasının reislik postuna Sultan Hüseyin oturdu. O dönem bölgenin tamamı Osmanlının idaresine geçmişti. Ancak aşiret beylikleri kendi içlerinde bağımsız bırakılmıştı. Nitekim Hüseyin aşiretler tarafından reisliğe getirilince Yavuz Selim Han tarafından bir fermanla reisliği onaylandı. Sultan Hüseyin 30 yıl kadar Bahdinan Beyliği’ni idare etti. Onun dönemi bilginlerin, âlimlerin yetiştiği güzide bir devir idi. Döneminin tüm aşiretleri arasında adaleti yaymaya çalıştı. Savaşanları barıştırdı. Herkese merhamet kapılarını sonuna kadar açtı. Osmanlı Sultanı Kanuni döneminde yıldızı daha da parladı. Sultanla iyi ilişkilere girdi.

            Nihayet o da bu dünyadan göçerek ceza âlemine yollandı. (Allah rahmet eylesin) yerine oğlu Kubad Bey geçti. Bu prens veli derecesinde ibadete düşkün bir insandı. Gününün çoğunu ibadetle geçirirdi. Ne yazık ki kurt siyasetçiler onun bu güzel vasfını kötüye kullandılar. Adalette onu yanılttılar. Küçük suçları işleyenleri ona büyük suçlu olarak takdim edip cezalandırdılar. Birileri onun adına insanlara zülum ve hakaretler yapmaya özendi. Kimi eşkıyayı affedip, koyun hırsızını idama mahkûm ettiler. Adalet terazisi darmadağın oldu. İşte tam bu anda Muzuri aşireti devreye girerek Kubad Bey’e karşı isyan bayrağını kaldırdı. Hükümet konağını basıp Kubat Bey’i reislikten uzaklaştırdılar. Yerine amcası oğlu Süleyman Bey’i reislik tahtına oturttular. Fakat aşiretler arasında o silinmeyen çekemezlik ve kıskançlık kendisini gösterdi. Hakkâri Beyliği prenslerinden o dönem iktidarda olan biri Kubat’ın İran Şah’ı Muhammed’in yanında hapiste olan kardeşi Bayram’ı hapisten kurtararak; “Git İmadiye reisliği senin hakkındır. Ben arkandayım!” diyerek kışkırttı. Bayram Bey İmadiye’ye gelerek aşiretlerle görüştü. Yanına Muzurilere karşı kinli olan Zibari aşiretini alarak İmadiye nahiyelerini kuşatmaya başladı. Veziri azam Serdar Ferhat Paşa bunun farkına vardı. Bunların nasıl merhametsizce birbirlerini kıracaklarını biliyordu. Hemen araya girdi. Zaxo şehrini İmadiye beyliğinden ayırarak bağımsız bir sancak olarak ilan etti.  Sancak beyliğine de Bayram Bey’i atadı. Miladi 1590.

         Kubat Bey bu şekilde kendisinin tahtan indirilmesini kabul edemedi. Kanijeli Siyavuş Paşa ile irtibata geçti. Siyavuş Paşa bu konuda kendisine destek oldu. Bunun üzerine Kubad Bey Dıhok Kalesi’ne gelerek hazırlıklara başladı. Faka Muzuri aşireti lideri Mir Melek bu hazırlıkların farkına varmıştı. Kendiside derhal Bayrık Süleyman Bey’e haber vererek aşireti ile Dıhok Kalesi’ni kuşattı. Kalede bulunan aşiret reisleri ile irtibata geçip onları yanına çekmeye çalıştılar. Sonunda aşiretler Kubat Bey’i yalnız bırakarak kale kapılarını Muzurilere açtılar. Kaleye giren Muzuri aşireti Kubat Bey’in etrafında toplanan adamları yakalayarak idam etti. Mal ve mülkleri de talan edildi. Zaxo kalesinde bulunan Bayram Bey bu olayı duyunca beraberinde bulunan aşiret kuvvetleri ile Dıhok Kalesi’ne geldi. Bunun üzerine başta Muzuri aşireti olmak üzere tüm aşiretler Bayram Beyi Bahdinan Beyliği’nin başına geçmesi konusunda ikna ettiler.

         Bunu içine sindiremeyen Kubad Bey’in çocukları prens Seydi Han ile Sultan Ebu Said Üçüncü Sultan Murad Han’la görüşmek üzere İstanbul’a gittiler. Fakat Bahdinan aşiretlerinin tümü Bayram Beyi destekliyor ve kabul ediyordu. Bayram Bey’in yıldızının parlaması ve Bahdinanların beyliğine ittifakla getirilmesi bu beyliğin canlanmasına vesile oldu. Bahdinan istikrara kavuşmuş adalet ve asayiş yeniden temin edilmişti.

           Kubad Bey’in çocukları Sultan III. Murad ile görüşüp bölgedeki durumu kendilerine anlattılar. Murad Han Kubad Bey’in çocuklarının İmadiye / Bahdinan prensliğine atanmasını uygun olacağı kanaatine vararak bir emirname hazırlayıp Serdar Ferhat Paşa’ya gönderdi. Emirname çok sert emirler ile dolu idi. Hatta Bayram Bey hakkında soruşturma açılması konusu bile emrediliyordu. Ferhat Paşa emirnameyi alınca hazırlıklara başlayıp Hasankeyf sancağını Zaxo sancağı ile birleştirip Bayram Bey’e verdi. Paşa bununla Bayram Paşa’yı tuzağa çekip yanına getirtmek ve kolaylıkla yakalamak istiyordu. Ferhat Paşa, Bayram Bey’e bir emirname göndererek: “Gel şimdilik Zaxo ve Hasankeyf sancakları senin idarene verilecektir. Sultanın emri gereğince İmadiye, Dıhok ve Bahdinanın diğer kısımları Kubad Bey’in oğullarının idaresine girecek. Sen ise hem bu iki sancağa beylik yapacak hem de benimle birlikte Osmanlı ordusunda görev yapacaksın.” dedi.

        Bayram Bey bu teklif üzerine İmadiye aşiret beylerini toplayarak beylikten Seydi Han lehine çekildiğini ilan etti. Daha sonra Ferhat Bey’in yanındaki yerini alarak Gürcistan seferine katılmak üzere yola çıktılar. Fakat seferden dönüşte Ferhad Paşa Bayram Bey’i tutuklayarak Erzurum’da hapse attı. Daha sonra Mahkemenin önüne çıkan Bayram Bey, Kubad Bey’in ölümünden suçlu göründü. Kubad Bey’in oğlu Seydi Han Erzurum’a çağrılarak onun da ifadesi alındıktan sonra kanun gereği kısas yapılarak idamına karar verildi.

         Seydi Han Bahdinan Beyliği’nin başına geçti. Gerçi Muzuri aşireti birkaç defa isyana kalkıştı ise de bir şey elde edemedi. İsyan kısa zaman da bastırıldı.

 

                   Kim kuyu kazmış ise tarihte rakibine

                   Düçar olmuş akibet oda hep aynısıne

                   Bu ilahi adalettir hakikat olsa gerek

                   Hep kendisi düşer imiş tuzak kursa birisine          

Bahdinan Beylerinin Nesli:     

             Bahdinan beyliğinin prensleri Şerefname isimli eserin sahibi Şerefhan’ın da değindiği Abbasi asıllıdırlar. Fakat hükmettikleri millet veya aşiretler yukarıda değindiğim gibi günümüzde varlıklarını hala sürdüren Muzuri, Zibari, Silifi,  Tili, Bervari gibi geniş ve büyük Kürt aşiretlerdir. Fakat burada göze çarpan en dikkat çekici olay niye Abbasilerden biri bu aşiretlere reislik yapabiliyor ve halk bunu gönül rızasıyla kabul ediyor sorusudur. Neden kendi aşiret reisleri varken bir başka halktan insan başlarına geçerek onları idare edebiliyor. Bunun sırrı ve hikmeti nedir acaba? Halbuki Muzuri Zibari veya Silifi gibi her biri 100.000’inin üzerinde bir nüfusa sahip aşiretler nasıl oluyor da kısa zamanda yabancı birinin başkanlığında bir araya gelerek yüzyıllarca devam eden bir beylik kuruyor? Şüphesiz ki bunun psikolojik, sosyolojik ve dini olmak üzere üç sebebi bulunmaktadır.

1- Psikolojik Sebep:

           Aşiretler bu gibi insanlar veya hanedanlara yabancı bir toplum değildi. Bu ailelerin her biri devlet kurma sahasında tecrübeli ve kendisini kanıtlamış bilgili insanlardı. Abbasi ailesinden veya Halidi veya Emevi ailesinden rastgele bir insan asla değillerdi. Bölgenin âlim insanından cahil insanına kadar herkes bu şahısları bir yönü ile tanıyordu. Tek başına veya ailesi ile bir aşirete iltihak etmesi ve onlardan biri gibi olması aşiretin hem şanını yükseltiyor hem de aşiret onun tecrübesinden yaralanıyor. Ekonomik, siyasi sosyal sahada çeşitli faydalar elde ediyordu. Ve bu faydalar tecrübe yolu ile de ortada idi. Şöyle bir misal verebiliriz: Suriye Devleti istilaya uğrasa ve devlet başkanı Doğu ve Güneydoğuda ailesi ve efradı ile birlikte bir aşirete sığınsa ne olur? Elbette ki aşiret reisi ve bireyleri ona hürmet etme de saygı duymada kusur etmezler. Onun masumiyeti ve zulme uğraması sebebi ile mazlumluğu aşiretin onu sevmek, desteklemek konusunda ki azmini daha da artıracaktır. İşte aşiretlerin kabul ettiği şahıslar bu derecede olan kişiler idi. Aşiretler yüz yıl geçmeden kız verme ve alma ile bu aileleri asimile ederek potalarında eritiyorlardı.

2-  Sosyolojik Sebepler:

         Doğu ve Güneydoğudaki aşiretlerin tarihinde ırkçılık asla olmamıştır. Onlara göre bir kişinin ırkı onu insan olmadaki haysiyeti ile hiç ilgili değildir. Yeter ki örf, adet, gelenek ve kültür açısından aralarında bir fark olmasın. Yeryüzündeki herhangi bir ırka mensup olması asla önem arz etmez. Bu kişi eğer bu aşirete veya aşiretlere sığınıyor ve onlardan koruma talebinde bulunuyorsa sığınma talebi mukaddestir. Canı pahasına olsa da korunmalıdır. Üstelik bu kişi aşireti içindeki tüm kabilelere eşit derecede yakın veya uzaktır. Kayırma birini tutup öbürünü yerme yoktur. Bu gibi insanların bağımsız olması aşiretin iç yapılanmasında ki çekememezlikleri de ortadan kaldırır.

3- Dini sebepler:

         Şüphesiz ki İslam âleminde bazı aileler ve hanedanlar marka olmuş ve tüm İslam âlemi tarafından hürmete layık insanlar olarak kabul edilmiştir. Bunun gocunacak veya sıkılacak bir tarafı da yoktur. Her toplum veya millette bu düşünce insanların yaratılışından bu yana mevcuttur. Avrupa’da da Araplarda da veya Hint Çin gibi milletlerde de bu böyledir. Biz 600 yıl boyunca Osman Gazi’nin hanedanına neden hürmet edip itiat ettik? Günümüzde bir Tito ailesi bir Butto ailesi bir Suud ailesi bir İnönü ailesi hep marka aileler olarak görülmez mi? Filan paşanın torunları, filan hanedanın devamı hep hürmete layık görülmezler mi? İşte tıpkı bunlar gibi İslam âleminde Hüseyin ve Hasan gibi iki peygamber torunun hanedanı Halid Bin Velid gibi İslam kahramanlarının hanedanları da hep hürmete layık aileler olarak günümüze kadar hayatiyetlerini sürdürmüşlerdir. Bu hanedanlar zannedildiği gibi böyle bir yere gidip ben Halidin torunuyum gibi mesnetsiz sözlerle de kabul edilmiş aileler değildir. Halk bunları her yönü ile tanır.

       Bu izahattan sonra şimdi Bahdinan beylerine dönebiliriz. Bilindiği üzere 1258 yılında Bağdat, Moğollar tarafından yerle bir edildi. Şüphesiz ki Moğol istilası İbni Esir’in de dediği gibi Âdem’den bu güne kadar yeryüzünde yapılan tüm katliamların en büyüğü idi. Ne yazık ki bunu en çok tadan da bizler olduk. Bizim ecdadımız oldu. O bir afetti. Bir gazaptı. O dönem Müslüman âleminin başında halife Abbasi Haşimi ailesinden Musta’sım Billah bulunmakta idi. Bağdat ateşe verildi. Adeta yerle bir edildi. Musta’sim’de Moğolların kanlı ellerine esir olarak düştü . Fakat kaçarak canını kurtaran birçok Bağdatlı Kuzey Irak’ın dağlık kesimlerine çekilerek saklandı. İşte bunlardan biri de Mübarek Ebu Menakıb idi. Bu zat halife Mus’tasim Billah’ın oğlu idi.   Mübarek kaçarak Şüşter şehrine sığınıp orada saklandı. Sığındığı aile onu korudu ve sakladı. Ortalık yatışınca Ferağa şehrine geçerek akrabalarına sığındı. Kendisini tanıyan yüzlerce akrabası ve Abbasi hanedanı aileleri Merağa’da yaşamakta idi. Etraf sakinleşince Mübarek’in etrafına toplandılar. Bir süre sonra Mübarek, Merağa’da evlendi. Kendisinden erkek olarak üç çocuk dünyaya geldi. Ebu Haşim Yusuf, Ebu Ahmed Abdullah, Muhammed Ebu Nasır. Hülagü’nün torunlarından Gazan zamanında Mübarek bir fırsatını bularak yeniden hilafeti kurma girişimlerine başladı. Bölgedeki tüm aşiretler kendisini canu gönülden desteklemeye karar verdiler. Fakat ömrü vefa etmedi Miladi 1279’da Merağa’da vefat etti. Cesedini Halife Muster’şid Billah’ın yanına defnettiler. Daha sonra kemiklerini Bağdat’a getirerek Susiyan denen mevkiye defnettiler.Yerine kıyamı yürütmek üzere büyük oğlu Muhammed Ebu Nasır geçti. Fakat uzun bir mücadeleden sonra Muhammed Ebu Nasır Miladi 1303 yılında vefat etti yerinde Siraceddin, İzzeddin ve Haşim Ebul Fadıl isimli üç evlat kaldı.

        Babasının yerine Siraceddin geçerek mahiyetindeki aşiretlerle Kerkük ve Dakuk şehirleri üzerine yürüdü. Bu bölgeleri kısa zamanda emri altına aldı. Zaten bu bölgedeki aşiretler bir bayram havasında onu destekliyorlardı. Moğollar adına Bağdat yöneticisi bu olayı duyunca ordusuyla Kerkük ve Dakuk şehirlerinin üzerine yürüdü. Etrafında köklü ve tecrübeli bir ordu bulunmayan Siraceddin aile ve efradı ile kaçmak zorunda kaldı ve Hakkari dağlarındaki Kürt aşiretlerinden Lor aşiretine  sığındı.

            Etraf sakinleşince kendisini destekleyen aşiretlerle birlikte Şemdinli ve Zap nehirleri ile Tarun bölgesinin Hakkari’ye kadarki bölümünde halifelik kurma faaliyetlerine başladı. Bölgedeki tüm aşiretler kendisini ve hanedanını çok yakından tanıdığı için desteklemede bir sakınca görmedi. Üstelik hilafeti koruma ve kollama dinen farz idi. Nitekim itaatin ve bağlılığın başını ulema ve şeyhler çekiyor, aşiretleri buna teşvik ediyorlardı. Böylece İmadiye, Şemdinan ve Hakkari eyaletlerinin tümü Emir Siraceddin’in komutasında toplanmış oldu. Başkent olarak İmadiye tespit edildi. Siraceddin 1334’de vefat etti. Bu tarihte bu aile tamamen evlenme yolu ile asimile olmuş bölge halkından farksız hale gelmişti.  Muhammed Ebu Nasırın oğullarından İzzeddinin evlatları ise Siirt, Palu, Tillo kasabasına ve civarına yerleşti. (Araplar bu bölgeye Tarun demektedirler) İşte Bahdinan hükümetini kuran zat  Bahaddin Bin Halil, Bin İzeddin, Bin Muhammed Ebu Nasır Bin Mubarek Ebu Menakib, Bin Musta’sim Billah, Bin Mustansır, Bin Zahir, Bin Nasır, Bin Mustazi, Bin Mustancid, Bin Muktefi, Bin Mustashar, Bin Mukteda, Bin Muhammed, Bin  Kaim, Bin Kadir, Bin Mutteka, Bin Muktedir, Bin Mu’tazid, Bin Mufik, Bin Mutevekkil, Bin Muhammed, Mu’tasım, Bin Harun Reşit, Bin Mehdi, Bin Ebu Cafer Mansur, Bin Muhammed, Bin Ali, Bin Abdullah, Bin Abbas, Bin Abdulmuttalibdir. Gördüğünüz gibi bölgede tanınan bilinen ve desteklenen bir hanedan idi. Bahdinan hükümetinin kuruluş tarihi Miladi 1334 yıkılış tarihi 1842’dir.

toplam 508 yıl hüküm sürmüşlerdir. Bahdinanların beyliklerinin sona ermesi Sultan İsmail ile Muhamed İnce Bayraktar arasında çıkan savaşla olmuştur. Muhammed Bayraktar Osmanlı adına beyliğin varlığına son verdi.

 

             Bahdinan hükümetinin son hükümdarı Sultan İsmail yapılan anlaşma gereği aile ve efradı ile Bağdat’a çekildi. Orada bir medrese kurarak dini tedrisatla meşgul olmaya başladı. 1872 yılında vefat etti. Abdulkadiri Geylani hazretlerinin makamının yanına defnedildi. Büyük âlim Şeyh Muhammed’in 1872’de Sultan İsmail’e hitaben yazdığı şiirler meşhurdur

 KAYNAK:Aşiretler

önemli şahsiyetleri

1-HASAN (EMİR HASAN)

Behdinan Emiri Seyfed¬din'in oğludur. Babasının ölümünden sonra imaretine emir oldu. Bir süre Akkoyunlu Devleti ile savaştı. Akkoyunlu Süleyman Bey'in bir ordu ile İmadiye'ye gelip, bazı kaleleri kuşatması üzerine Emir Hasan, Savafi Şah İsmail'den yardım istedi. Şah İsmail'in yardımıyla işgal edilen kaleleri geri aldı. Hatta imaretinin  Sınırlannı bile genişletti. 

2-Hüseyin (Sultan Hüseyin)

Bahdinan Emir Hasan'ın oğludur. Şah ismail'in son dönemlerinde Bahdinan emiri oldu.Babası, H.906 (M.1501) yılında Savafilerin himayesine girdi. Ancak, Çaldıran Savaşı'ndan sonra Sultan Hüseyin, diğer Kürt emirleriyle birlikte Osmanlı Devleti'nin himayesine geçti. Şerefname'de belirtildiğine göre. Kanuni tarafından kendisine imaretinin fermanı verildi. Resmi lakabı Veli olan ve 30 yıl boyunca hükümdarlık yapan Sultan Hüseyin, hükümdarlığı döneminde büyük hizmetler gerçekleştirdi.

3-İsmail Paşa

Behdinin Badinan emirlerinin en sonuncusudur. Sorani Muhammed Paşa'nın saldırısı sırasında Akra Hükümdan'ydı. O dönemde imaretin emiri Sait Paşa'ydı.-Sait Paşa, büyük olasılıkla İsmail Paşa'nın kardeşidir.  Bu saldırıyla Akra'yı kaybetti. Sorani Muhammed Paşa Hükümdarlığı'nı kaybedince, mülkünü tekrar geri aldı. Resul Paşa'nın ölümünden sonra İmadiye Kalesi'ne hakim oldu. Daha sonra Badinan bölgesinin tümünü ele geçirdi. H.1251 (M. 1835) yılında Musul Mutasarufi İnce Bayraktar Muhammed Paşa büyük bir orduyla bağımsız olan imaretine saldırdı; İmadiye Kalesi'ni istila etti. İsmail Paşa, Neyreva Kalesi'ne çekildi. Ancak Musul Mutasarrıfi geri çekildikten ve aradan bir süre geçtikten sonra İmadiye eşrafının yardımıyla H.1258 (M. 1842) yılında ülkesinin idaresini ikinci kez geri aldı. Muhammed Paşa, birkez daha Musul'dan İsmail Paşa'nın üzerine asker gönderdi, fakat başanlı olamadı. Onun İmaretine doğru Sadrazam Mustafa Reşit Paşa'nın ordusu hareket edince, İsmail Paşa Musul'u tehdit altına aldı. Kısa bir süre sonra Kerbela'ya mutasarrıf olarak tayin edildi ve orada öldü

4-Sait Paşa

Bahdinan emirlerinden olan Sait Paşa İmadiye'de emir iken H.1249 (M. 1833)yılında Revanduzlu Muhammed Paşa tarafından bu kaleye emir olarak tayin edildi.

5-Seydi Han

Bahdinan ailesine mensup Kubat Bey'in oğludur. Amcası Baran Bey'in Ferhat Paşa'nın yanına gitmesinden sonra emir oldu. Uzun süre hükümdarlık yaptı.H.994 (M. 1586) yılında Erzumm'da idam edildi.

6-KubatBey


Bahdinan emirlerinden olan Kubat Bey, H.l 113 (M. 1701) yılında emirliğin idaresini eline aldı. Diyarbakır ve Musul ordularıyla birlikte El Muntefik ayaklanmasını bastırmaya çalıştı. Kubat Bey'in yönetimi döneminde Bahdinan emirliği oldukça güçlendi. Kendisine bağlı sekiz bin civarında piyade ve süvari gücü vardı.

7-Kubat Bey
Kubat Bey, H.1217 (M.1802) yılında Bağdat Valisi Ali Paşa tarafindan Bahdinan emirliğine getirildi.

UYARI: SİTEMİZİN TÜM HAKLARI SAKLI OLUP, İNTERNET ÜZERİNDEN YAYIN YAPMAKTADIR.
BİLGİLER İZİNSİZ VE KAYNAK GÖSTERİLMEDEN KULLANILAMAZ.  



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   1361 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
BÜYÜKLERİMİZ
.

H.Abdurrahman KEDALİ
(Bilgi, Sayfası)
DÜŞÜNDÜREN MİZAH KÖŞESİ
ŞAİR VE YAZARLAR KÖŞESİ




FIKRA KÖŞESİ










Anket
SİZCE HANGİ TAKIMIN TARAFTARI DAHA FAZLA