• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/semskiasireti
  • https://plus.google.com/share?url=http%3A%2F%2Fsemskiasireti.com%2F%3FSyf%3D26%26Syz%3D1002%26%2FB%25C3%259CT%25C3%259CN-A%25C5%259E%25C4%25B0RETLER%25C4%25B0N-TAM-L%25C4%25B0STES%25C4%25B0-VE-DETAYLI-A%25C3%2587IKLAMALARI%23.UtFEtYrXtl0.google_plusone_share&t=B%C3%9CT%C3%9CN+A%C5%9E%C4%B0RETLER%C4%B0N+TAM+L%C4%B0STES%C4%B0+VE+DETAYLI+A%C3%87IKLAMALARI
  • https://www.twitter.com/semski_asireti

SONSUZA KADAR BARIŞ, BİRLİK VE KARDEŞLİK İÇİN EL ELE

Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam481
Toplam Ziyaret3334860
ŞEMS KİMDİR
ŞEMSKANLILARIN TARİHİ
ŞEMSKANLILARIN SOY AĞACI
BÜYÜKLERİMİZ
DRAMATİK HAYATLAR
SİTEMİZİ BEĞENİN
Saat

 

AZİZ AYKAÇ (1956-08.04.2011)

Van’ın Özalp ilçesinin Savatlı köyünde 1956’da 10 çocuklu Şemskanlı bir Kürt ailesinde dünyaya gelir. Dindar, muhafazakâr bir dünya görüşü hâkimdir çevresinde. Ama o “Annemin karnından asi doğdum!” diyor ve başına gelen iyi kötü olayları bu huyuna bağlıyor. Olayların arkasını görme, anlama, yargılama merakını bir ‘hastalık’ olarak görüyor. Bu özelliğini ilk kez ilkokul üçüncü sınıfta keşfetmiş: “Bir gün okul dönüşü kadın erkek köylüler, evimizin önünde toplanmıştı. Herkes ağıt yakıyor, ağlıyordu. Sebebi, gökyüzünde birden ortaya çıkan bembeyaz çizgiymiş. Köylü, bunun bir kıyamet alameti olduğuna inandı. Kendini evliya gösteren bir imam, ‘fırsat bu fırsat’ diyerek köylüden dua karşılığında yiyecek, eşya, yakacak odun, para toplamaya başladı. Dayanamayıp sordum: ‘Kıyamet yalnızca köylüye mi kopuyor? Bu kadar yiyeceği ne yapacaksın?’ İmam, babama döndü ve dedi ki, ‘Ben sana demedim mi çocuğunu okutma, komünist olacak!’ Babam, taş atarak kovaladı beni. Bu olay sonrası adım komüniste çıktı.”

1980 askerî darbesi öncesi, dava arkadaşlarının namaz kıldığı için bir esnafı öldürdüğünü öğrenince onlara cephe aldı. Birkaç ay sonra yoldaşlarının silahlı saldırısına uğradı. Kaymakamın özel kalem müdürüyken PKK’ya yardım ve yataklık etmekle suçlandı. İşkencede 18 sırt kemiği kırıldı. Davadan 9 yıl sonra suçsuz bulundu. Muhtar babası onun yüzünden mahkemelik oldu. Yaşadıklarını kitaba aktardı. Bir gece evi basıldı, yazdıkları zorla alındı...

Vanlı gazeteci Aziz Aykaç’tan bahsediyoruz. 2002’de gazete çalışanlarıyla yaptığı açlık grevi ve 19 Eylül 2010’daki Akdamar ayini sırasında gazetesinde başlattığı ‘Ermeni ailelere evimizi açıyoruz’ kampanyasıyla adını Türkiye’ye duyurdu. Aslında o, yaptıklarıyla, yazdıklarıyla her zaman Vanlıların konuştuğu bir isim. Uzun yıllar Hürriyet, Türkiye ve TRT gibi medya kuruluşlarının temsilciliğini yaptı. Şimdi Van ve çevre illerde dağıtılan iki yerel gazetesi var. Biri Şehr-i Van, diğeri Türkçe, Kürtçe, İngilizce, Farsça yayın yapan Van Times. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Amerikan Büyükelçisi gibi ünlü okurları var. Herkesin ‘Aziz Amca’ diye seslendiği Aykaç’ın sıra dışı hikâyesi küçük yaşlarda köyünde başlıyor.

Aziz, hayatında ilk kez duyduğu bu kelimenin anlamını merak eder, aylarca araştırır. Komünizme ilgisi o çağlarda başlar. Gökyüzündeki beyaz çizginin alameti ise daha sonra anlaşılır; sadece jet uçağının bıraktığı izdir. Bunu öğrenen Aziz, yine sözde imama gider, aldığı malları geri vermesini ister. ‘İmam’ bu sefer ses çıkarmaması karşılığında yiyecekleri paylaşmayı teklif eder. Aradan yıllar geçer, Aziz Amca, imamın peşini bırakmaz. 6 yıl önce onu bu sefer Mersin’de bir plaj işletirken bulur. Şaka yollu bu durumu gidip köylüye anlatacağını söyler. Tepkisi, “Yine mi sen, kurtulamayacak mıyım senden?” olur. Aziz Aykaç, bir taraftan aşiret ağalarının, diğer yandan dini kullanan çıkar sahiplerinin Türkiye Cumhuriyeti okullarındaki eğitimin kötü, gereksiz olduğunu pompaladığından bahsediyor. Kürt sorununun halkın eğitimsiz, işsiz, perişan bırakılmasından doğduğunu söylüyor.

Aziz Amca’nın gazeteciliğe başlaması, yine bir merak sonucudur. Lise çağlarında gazete bayileriyle tanışır. Okul harçlığından biriktirerek aldığı İngilizce dergiler veren gazete sayesinde düzenli bir okur olur. Bir senede İngilizcesini öyle geliştirir ki şehre uğrayan tüm yabancıların tercümanlığını yapar. Dergilerini aldığı İngilizce kursunun imtihanında Türkiye altıncısı olur. Yurt dışında burslu dil eğitimi almaya hak kazanır. Fakat babası öğrenince şiddetle karşı çıkar, “Kâfirlerin içinde kâfir mi olacaksın?” der. Durumu hazmedemeyen Aziz, ailesine rest çekip İstanbul’a gider. Orada pazarcılıktan seyyar satıcılığa kadar çeşitli işlerde çalışır. Ünivesiteye istediği bölümü kazanamadığı için gitmez. Bu esnada sol örgütlerle tanışır. Dev-Yol’a katılır. Fakat babasının ısrarıyla Van’da memurluk sınavına girer. İlde birinci olur. Nüfus müdürlüğünde işe başlar. Memuriyetin kendisine göre olmadığını anlar, işten ayrılır. Çevresindekilerin gazeteciliğin ne olduğunu bilmediği zamanlarda “Van’daki bir olayı İstanbullular nasıl duyuyor?” diye sorarken gazete bayisinin yol göstermesiyle Hürriyet Haber Ajansı’na telefon açar, “Gencim, meraklıyım, muhabirlik yapmak istiyorum.” der. Bölgede elemanları bulunmadığı için kabul ederler. Mesleğin temel olgusu 5N1K’yı anlatırlar kısaca. Bir olay olduğunda ajansı ödemeli arayıp hikâye gibi anlatır, daha sonra haber diline çevrilir.

İlk haberi Hürriyet’te çıktığında ilde kahraman ilan edilir. Bu başarısı onu daha da kamçılar. İşinde daha iyi olmaya çalışır, fotoğraf çekmesini öğrenir. “O zamanlar fotoğraf çekmek günah sayılırdı.” diyor Aykaç. Buna rağmen herkesi karşısına alıp üstten vizörlü Jüpiter marka ilk makinesini alır. Peş peşe haberleri yayımlanır. Ardından gazetenin Adana’daki bölge toplantısına çağrılır. Çalışkanlığının karşılığını alır. Son model bir fotoğraf makinesi verilir, Doğu Anadolu Bölgesi’nden sorumlu muhabir tayin edilir. Derken Hürriyet Van bölge bürosu kurulur. Orada resmen işe başlar. Fakat genel müdürlükten gelen ekiple bir türlü anlaşamaz. Ardından Tercüman gazetesi, TRT gibi kurumlarda çalışır. Bu esnada iyi para kazanamadığı için  hayvancılık, sınır ticareti gibi ek işler yapar. 1980 öncesine denk gelen bu yıllarda siyasetten uzak kalamaz. İstanbul’a, İzmir’e gider gelir. Mensubu olduğu Dev-Yol’un propaganda işlerinden sorumludur aynı zamanda. İstanbul’da örgüt kendisine son model bir Mercedes verir. Aziz Aykaç o yılları şöyle anlatıyor: “Benim gibi bir sürü Kürt genç vardı örgütte kullanılan. Babam zengindi, ısrar ettiğim hâlde bana bir Murat (otomobil) almıyordu. Altıma çekilen Mercedes’ten sonra ‘yıllarca köyde ömrümü boşa çürüttüm’ diye düşünmüştüm.” Örgütte en önemli görevini Muradiye Çaldıran depreminde alır. Yıkılan köylere arkadaşlarıyla sırtta yardım malzemeleri taşır. Ancak örgütte uzun süre kalamaz, ciddi bir suça da bulaşmaz. Yaşadığı bir olay onu ‘davadan’ koparır. Arkadaşları, İstanbul Kasımpaşa’da iş yerini kapatıp camiye namaz kılamaya gittiği için bir esnafı vurur. Genç adam bu duruma isyan eder. Sol cephede mücadele verse de içinde hep inanç cevheri olduğunu söylüyor Aziz Amca. Suçsuz birini neden vurduklarını sorgularken örgütten ayrılır. Sonra eski dostları peşine düşer. İzmir’de vurulur, ağır yaralanır. Olaya ülkücülerin karıştığı süsü verilir. Fakat Aziz Amca “Adım gibi biliyordum ki onlar benim dava arkadaşlarımdı.” diyor. Ege Tıp Fakültesi’nde komada yatar. Yakınları kendisinden umudu kesmişken 6 ay sonra yeniden hayata döner.     

    

Aziz Aykaç, başına gelenlerden sonra çeşitli politik hareketlerin içerisine girip çıkar; fakat hiçbirinde dikiş tutturamaz. Sonunda her türlü siyasi partinin rant kavgasından ibaret olduğu kararına varır. Beladan ne kadar uzak durmaya çalışsa da hiçbir şey istediği gibi olmaz. Sol örgüt bağlantıları, Kürt kimliği sıcak gündemden bir türlü koparamaz onu. Tabii bu sıcaklık onu yakmadan soğumaz. 1995’te yaşadıkları bunun bir kanıtı âdeta. Politik çerçevede yaşadıklarını yazdığı kitap yayınevine gönderilmeye hazırken bir gecede her şey değişir. Askerî ekipler evine baskın yapar. Kitabın maketiyle birlikte kütüphanesindeki tüm sağ ideolojiye ait eserler alınır. Birkaç ay sonra ise evine aynı şekilde girilip bu sefer sol ağırlıklı kitaplar alınır. Aykaç, o günkü şartları düşündüğünde başına geleni pek önemsememiş. Ama şimdi sorguluyor: “Ben sağcı mıyım, solcu mu, yoksa komünist miyim?” Her konuya insani değerler üzerinden baktığını ifade eden Aykaç, solcu, sağcı, ateist, dindar olsun söylenen sözde doğruluk payı varsa hak verip savunuyor. Aykaç, bu ortada durma hâlinin ‘cezasını’ hep çeker. İsmi kimi zaman ‘PKK’lıya kimi zaman ‘Nurcu’ya çıksa da bağımsız olmaktan memnun. Ama 90’larda yoğunlaşan terörden o da her Kürt gibi nasibini alır. Geniş bir aileye mensup olması örgütün dikkatinden kaçmaz. Para ve propaganda desteği için Aykaç sülalesi biçilmiş kaftandır. Fakat aşiret büyükleri bu duruma yanaşmaz. İstediğini elde edemeyen örgüt başka yollardan aileye ulaşmaya çalışır. Asılız iddialarla sülale suçlu ilan edilir. Peki nasıl? Ailenin itimat ettiği, devletle iyi geçinen, gazeteci, kaymakamın özel kalem müdürü Aziz Aykaç üzerinden. “PKK’ya yardım ve yataklıkla, silah temin etmekle’ suçlanır ve görevine son verilir. Örgütün amacı, en doğru adamı alarak sülaleyi devlete karşı PKK’yla işbirliği yapmaya ikna etmektir. 1996’da bir akşam özel timler zorla evine girer. 6 aylık bebeğini tekmeler, karısını dipçikle döverler. Sorguda 24 gün boyunca işkence görür. Filistin askısında kalır. Gömdüğünü iddia ettikleri silahların yerini sorarlar. Oysa o, silahlardan nefret ediyordur. Aykaç sonunda acıya dayanamaz, onları ‘gömüye’ götüreceği yalanını söyler. 150 kilometre yol giderler. Ekibi dağın başına ot bitmeyen bir yere çıkarır. Kafasına göre bir yeri işaret eder. Polisler kazma kürek davranır; ama bir türlü sonu gelmez. Daha sonra sivil giyimli biri cipiyle bulundukları dağa gelir, alaylı biçimde Aykaç’ı işaret ederek “Bu Kürt sizi kandırmış!” der. Aziz Aykaç, ancak yanlış ihbar üzerine alındığı öğrenilince serbest bırakılır. Ama dava 9 yıl sürer. Sonucunda suçsuzluğu ispatlanır. Geriye 18 kırık kemik, 1,5 kilo platinle ayakta kalan, eğik bir sırt kalır. Hakkını iki yıldır Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde arıyor Aziz Amca. Tüm bunları normal, hatta biraz alaycı bir yüz ifadesiyle anlatsa da çok incindiğini söylemeden edemiyor. Yaşadığı haksızlıklara rağmen devleti eleştirmekten kaçınıyor. Ergenekon davası gün yüzüne çıktığından bu yana kafasındaki soru işaretlerine cevap bulmuş. “Derin güçlerin nifak sokmasıydı” diye yorumluyor geçmişte yaşananları.        

Aziz Aykaç’ın mücadeleci kişiliği çoğu zaman yolunu açsa da derin güçlerle karşı karşıya gelmesine de sebep olur. 2002’de hem ulusal hem de yabancı basında yankı uyandıran ‘açlık grevi’ mevzuunu hatırlatmakta fayda var. Van’da ‘Ermeni Zulmüne Uğramış Aileler’ adında bir dernek kurulur. Aykaç’ın sahibi olduğu Şehr-i Van gazetesinden Muhittin Çelebi konuyla ilgili eleştirel bir yazı kaleme alır. 100 sene önce yaşanan acıları yeni nesillere taşımanın anlamsız olduğunu vurgular. Aylar sonra derneğin kendilerine tazminat davası açtığını öğrenirler. 58 bin liralık tazminat tutarı gecikme faiziyle beraber 250’ye çıkmıştır. Gazetenin avukatı celbin ellerine ulaşmadığı konusunda mahkemeyi ikna edemez. Bunun üzerine Aykaç ve ekibi durumu protesto etmek için açlık grevine girer. Eylem 6 gün sürer. Bu esnada dışarıdan bir avukat dostları mahkemenin zarf üzerindeki ‘adres bulunamadı, iade edildi’ ibaresini fark eder. Dava tekrar açılır. Beraat ederler. Hâlâ 21 farklı davada yargılanıyor Aziz Aykaç. Bugüne kadar 19 dava da sonuçlanmış; ama hiçbirinden ceza almamış. “Memuriyetteki tecrübelerim var, açık vermem, belgesiz kanıtsız  yazmam.” diyor. Açlık grevinin ses getirdiği davayı açan ismin yaptıklarına dikkat kesilir devamında. Aynı kişi birkaç yıl sonra Akdamar Kilisesi’ni ziyarete gelen Ermeni Patriği Mutafyan’ı karşılar, kilisede kendisine çiçek takdim eder, akşamında şerefine yemek verir. Aykaç, bu kişinin derin güçlerin adamı olduğunu söylüyor

Vücudunda yoğun iltihaplanma nedeniyle uzun süredir Ankarada tedavi gören usta gazeteci Aziz Aykaç 1956 yılında başlayan bu mücadele dolu yaşam 08.04.2001 günü saat 22.00 da Ankarada hitama erdi. Mezarı Van Akköprü mezarlığındadır




0 Yorum - Yorum Yaz
.

H.Abdurrahman KEDALİ
(Bilgi, Sayfası)
DÜŞÜNDÜREN MİZAH KÖŞESİ
ŞAİR VE YAZARLAR KÖŞESİ




Site Haritası
FIKRA KÖŞESİ