• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/semskiasireti
  • https://plus.google.com/share?url=http%3A%2F%2Fsemskiasireti.com%2F%3FSyf%3D26%26Syz%3D1002%26%2FB%25C3%259CT%25C3%259CN-A%25C5%259E%25C4%25B0RETLER%25C4%25B0N-TAM-L%25C4%25B0STES%25C4%25B0-VE-DETAYLI-A%25C3%2587IKLAMALARI%23.UtFEtYrXtl0.google_plusone_share&t=B%C3%9CT%C3%9CN+A%C5%9E%C4%B0RETLER%C4%B0N+TAM+L%C4%B0STES%C4%B0+VE+DETAYLI+A%C3%87IKLAMALARI
  • https://www.twitter.com/semski_asireti

SONSUZA KADAR BARIŞ, BİRLİK VE KARDEŞLİK İÇİN EL ELE

Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam459
Toplam Ziyaret3353184
ŞEMS KİMDİR
ŞEMSKANLILARIN TARİHİ
ŞEMSKANLILARIN SOY AĞACI
BÜYÜKLERİMİZ
DRAMATİK HAYATLAR
SİTEMİZİ BEĞENİN
Saat
Bu sayfada üyelere özel yazılar bulunuyor. üye girişi yaparak bu yazıları görüntüleyebilirsiniz.

Burayı tıklayarak üye girişi yapabilirsiniz.
Burayı tıklayarak üye olabilirsiniz.

Berjéri (Şirvan Şirvani) Aşiretinin ismi Batı tarafından doğu tarafına göç ettikleri için verilmiştir. Aşağıdan gelenler anlamına geliyor. Berjéri aşiretinden birine hangi aşirettensin diye sorulduğunda aldığı cevap " Ez berjérime" şeklindedir.

Bu aşiretin Güney doğu anadoludan, Muş, Bulanık, Van, Muradiye, Erciş, Erzurum Şirvan, bitlis,siirt(Dört Sandıklı)  Dorsandok bölgelerinde yaşamaktadırlar.

Bu aşiret Bulanık, Muş Ağrı ve diğer bölgelerde  Molla olarak İslam Halifeleri ve Osmanlı devleti tarafından bu bölgelere iskan edilerek yerleştirilmiştir. Aydın ve ilime önem veren bir aşirettir.

Berjérilerin bazı kolları Hz. Muhammed (S.A.V) efendiğimize dayandırıldığı için bir kısmı halkın verdiği zekatla geçinmektedir. Tarih boyunca yaşadıkları ülkede hiç bir isyana bulaşmamışlardır. Düşmana karşı mücadelede devletin yanında yer almışlardır.

Edep ve ahlaka dayalı liderlik sürdürmüşlerdir. Bu gün Irak Musulda yaşayan bir kolu bulunan Berjérilerin mensubu kardeşler tarihe isimlerini önemli kişiler arasına yazmışlardır.Düşmana karşı savaşarak şehit düşen Molla  Süleymanın naaşı  Veysel Karani Hazretlerinin türbesinin avlusundadır. Diğer liderlerinden devlet Subaylığı yaptığı sırada düşmanla yapılan  mücadelede şehit düşen  Mele Selim'in kabri ise Kollu Baba'dadır.Quli Baba türbesi Muş Bulanık İlçesi Karaağıl Köyü yakınlarındadır. Molla Süleymanın Hanımı Seyyit olup Hazreti Hüzeyinin soyundandır. Molla Süleymanın kızları Asiye ve Zayde  daha bekarlarken Ruslar tarafından Muş ili Bulanık ilçesine bağlı  Sarıpınar ve Sımo köyleri yakınlarında vahşice katledilmişlerdir.

Sürgün Kürtler arasında olan Berjérilerin bir kısmı Adana Mersin, Afyon Manisa Edirne ve izmir Menemende yaşamaktadırlar.

 

Kaynak: Kısmen Hekimoğlu S.Özcan (Aşiretler ve isyanlar)




1 Yorum - Yorum Yaz

MUTKİ (MOTKAN)  AŞİRETİ BİLGİLERİNİ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ






0 Yorum - Yorum Yaz

BERAZİ AŞİRETİNİ DETAYLI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN




0 Yorum - Yorum Yaz

ATMİ AŞİRETİ BİLGİLERİNİ OKUMAK İÇİN BURADAN GİRİŞ YAPINIZ




0 Yorum - Yorum Yaz

Ağırlıklı olarak Silopi cıvarında ikamet eden bu aşireti nüfusunun yaklaşık olarak 15000 ile 18.000 arasında olduğu tahmin edilmektedir

Sılopi de oturan ve kökeni tarihe dayanan aşiretlerindendir. Bu aşiret devamlı göçebe hayatı yaşamıştır. Spertiler 13 Babık’tir. Yani 13 sülaledir. Bunlara; Mala Zéré, M. Hesém, M. Nasır, M. Behlul, M. Berheskan, M. Mamdel, M. Guri, M. Bırindér, M. Aliye Mısto, M. Cango, M. Xelife, M. Kazé ve Mala Bazu’lardır.

Sperti aşireti, heterojen bir yapıya sahiptir. Her bir babık başka bir yerde gelerek bu aşiretin oluşumuna katkı sunmuşlardır.

Aşiret ismini “Rusperti”’den almaktadır. Yani ismi Rusperti olan çaydan alır. Bu akarca Besta’nın güney doğusu olan Beytüşşebap’tan gelerek, Besta’ya oradan Cudi ve sonrada Xabur suyuna karışarak, Dicle nehrine akan küçük bir akarsudur.

Kimi tarihçi Sperti ve Berti aşiretinin aynı aşiret mensupları olduğunu söyler. Lakin hangi kol kimden kopmuş, ayrılmış ya da oluşmuş belli değildir.

Rusperti akarcasının, eskilerden önemli bir yere sahip olduğu söylenir. M. Emin Zeki, Kürdistan Tarihi adlı çalışmasında Rusperti ismini, M.Ö. 700 yıllarına kadar götürmektedir. Bu alanda Sperti adında devlete benzer bir oluşumun varlığından söz eder. Ve bugün halen, aynı alanda devasa, mevzi biçiminde kalıntılar mevcuttur.

Rusperti akarcası, Çeméxaceki kaynağından fışkırarak Hezile akar. Ve burada yaşayan insanlara Sperti’liler denmiştir.

Sperti aşireti, Haci Beyran konfederasyonu içerisinde yer alır. Bu aşiret üstü yapıda; Şırnaklılar, Silopiler, Guyiler, Giteler, Hewériler, Berwarlar ve Spertililer yer alır. Bu konfederasyonun başını, yani liderliğini Şırnaklılar yapar. Ve bunlar içerisinde de Mala Axaye Sor öncülüğü yürütür.

Bu konfederasyon üyelerinin bir kısmı koçerdir. Yani göçerdir. Hayvancılıkla geçinir. Belli bir yurtları yoktur. Bunlar; Giteler, Heweriler, Berwarlar ve Spertiler. Bunların hepside tümden Koçer değildir. Karmaşık ve yerleşik yaşama geçenlerde, bu yapı içerisinde bulunmaktadır.

Hacı Beyran konfederasyonunun yanı sıra Botan’da farklı aşiret konfederasyonları da bulunmaktadır. Bunlar; Boti, Behdinan, Etruşiler olarak adlandırılır.

Sperti aşireti, Koçer bir aşiret yapısına sahip olduğu için sürekli hareketliliği yaşamak zorundadırlar. Bir kısmı zozanlarda kalır ki bu yerleşim sahaları, düşman tarafından 1990 yıllarında yerle bir edilirler. Zozanlarda bulunan ve sonra da düşman tarafından yakılan yerleşim sahaları; Govık, Bawena, Gırgamıjdé, Çeméxeçke, Geliyé Mehemed. Büyük komutan Kemal Sperti arkadaş Gırgamıjdé köyündendir.

Ovadaki Sperti yerleşkeleri ise şöyledir; Zéwké, Rıkava Xırbıke Kulya, Saletun, Wehsıd ve Basurin. Bu son üç köyün yarısı Sperti aşiret mensubudur.

Aşiret yaklaşık 2000 aileyi içerisinde barındırırken, bugün yüzde 95’i Silopi de yaşamaktadır. Koçerlik artık yapılmamaktadır.

Koçerlik bir kültür, kültürleşmedir. Bir yaşam kültürüdür. Hayvancılıktır yaptıkları. Yerleşik değildirler. Konargöçerlerdir. Bir yerde kalamazlar. Onlar nerede yayla ya da otlaklık varsa oradalar. Bir nevi bağımlılıkları yoktur. Bağımlılıkları, otlaklardır. Belki de bunun için tarihten bugüne hep, kendine yeten yaşam tarzını esas almışlardır.

Yukarıda dile getirdiğimiz Koçer yapılanması, ağırlıklı olarak kışın Silopi de kalmaktadırlar.

Koçerlik bu bağlamda tam bir kavga kültürüyle yetişmenin de adıdır. Buralarda herkes silahşordur. Bu toplumlarda elbette bireysel kahramanlarda olur, ancak yaşamın kendisi herkesi bir kahraman ve dövüşçü olmaya zorlamaktadır. Japon Samuray’ları gibi bir kez bu yaşama adım atmışlarsa, içerisine doğmuşlarsa yaşamlarının sertliği belirlenmiştir.

Bu aşiretlerde erkekler öndedir. Bireysel mertlik kabul görendir. Müslümanlıkları daha esnektir. Daha hoşgörülüdürler. Tekçi zihniyetleri, azdır. Örneğin kadın, bu toplumlarda ya da topluluklarda kapalı değildir. Daha açıktır. Daha katılımcıdır. Daha direngen ve dirayetlidir. Pısırık ve ölgün değil canlı ve yaratıcıdır. O, kardeşinin ya da kocasının yanı başında başı açık rahat oturandır. Spertililer de ilginç bir özellik daha vardır. Koyun ya da keçi sağma erkek işidir. Erkekler birçok kadın işi diye bilenen işi yaparlar. Aile içerisinde daha sıcak ve eşitlikçi bir yapıları vardır. Bu da esasta neolitik değerlerin, bin yıllarca nasıl süzülerek geldiğini bize göstermektedir.

Silopi’den önce Cudi’nin ova yakası, sonra Şırnak yakası derken Besta, Şaibekir ve en son durak olarak Kela Meme zozanları. Kela Meme’nin Besta yakası Sperti aşiretinin yerleridir, yaylalarıdır. Burası onların zozanlarıdır. Ancak Şaibeker’den Faraşin, Nebernave kadar uzanırlar.

Başka bir tuhaf özellik ise demokratik seçimleridir. Spertiler zozanlara çıkarken kendi aralarında yani 13 “babık” sülale arasında o yılki zozan sorumlularını seçmeleridir. Ve bu seçim bir sezonluğuna yapılır. Denilir ki eskilerden Hacı Beyranların büyükleri olan Şırnaklılar, bir nevi Sperti sözcüsünü belirlermiş. Ama sonraları yerleşen ise her Babık’ın Ruspileri (sülalenin ileri gelenleri) bir araya gelerek kendi sözcülerini kendileri belirlemesi yerleşmiştir.

 Aşiretin Beytüşşebap ilçesine bağlı Ber-i Derya isminde bir yaylası mevcuttur. Bu yaylada taşlardan yapılmış cami ve çeşitli çeşmeler bulunmaktadır.  Spertiler geçmişte ilkbaharda Silopi’den ayrılarak yaylaya çıkar ve kış aylarında tekrar dönerdi. Günümüzde hemen hemen göçebe hayatı sona ermiştir. Sperti aşiretinin büyük bölümü Silopi ilçe merkezi, Çardaklı’ya bağlı Çiçekli, Kahraman ve yamaç mezralarında, Başköy’de, Kaplı’da ve Bostancı’nın  Basurin mezrasında oturmaktadırlar. Nüfusları 6000 civarındadır. Aşirette Mollaların  ve Seyitlerin, Ulema kesiminin çok oluşu aşireti Dindar bir topluluk haline getirmiştir.  Şeyh ve ulemaya aşırı bağlılıkları vardır. Onları kendilerine dinsel lider olarak kabul ederler. Son yüzyılda yetişen İmam-i Asri Ahir Şeyh Said El Nursi (Allahın rahmeti üzerine olsun) bu aşirettendir. Bu zat kendi çağında fikri ve ilmi sahada devrinin müceddidi sayılırdı. Bu nedenle ulema ve meşayih kendi aralarında ona Bediuzzaman lakabı verdiler. 

 

 

KAYNAK:Kısmen. Kasım Engin




8 Yorum - Yorum Yaz

Pazuki veya Pazoki Aşiretinin Detaylı  Bilgileri için

Buradan Giriş Yapınız




0 Yorum - Yorum Yaz

SİVEDİ VEYA SÜVEYDİ AŞİRETİ

GİRİŞ




0 Yorum - Yorum Yaz

CAF AŞİRETİNİ DETAYLI ŞEKİLDE OKUMAK İÇİN TIKLAYIN




0 Yorum - Yorum Yaz
..

Delîkan

Bohtan kökenli bir aşiret olup dicle kürtleri olarak tanımlanmaktadır. Bohtan ve Dicle lehçelerinden ziyade Kars ,Ağrı, Erzurum ,Erivan Ve van illerindeki lehçelere benzer  Kuzey Kurmancisi konuşurlar ve Sünnidirler. Bu aşiretin bir kısmı 1800′lü yılların başında kendi içlerindeki bir husumetten dolayı aşiretten ayrılmış ve Kuzeybatı Kürdistan’a göç etmiştir. Gittikleri yörelerde Halhallı, Halehalan, Xalxal, Xellexelan ve Dellê adıyla bilinen ve küçük aileler halinde yaşayan bu aşiret büyük çoğunluğu hayvancılık ve tarımla geçimlerini sağlamaktadır. Muhtelif yönlere dağılmaları sebebi ile küçük bir kısmının Türkler arasında asimile olarak  Türkçe konuştuklarıda iddia edilmektedir.




1 Yorum - Yorum Yaz

SEFÎKAN:
Gunde Kose – Kerpiç köyü, Gundî Ome (Zincirlikuyu) Gundî Buldix –Bulduk Yayle Qute (Güzelyayla) ve Sêvka (Celep 1839) belde ve köylerinden oluşur. Tarihleri konusunda Sefkîler diğer kollara oranla biraz şanslılar. Aşiretin ileri gelenleri 1765 den bu yana yaşanılanları kayıt altına almış hatta bunu bir kitap halinede getirmişlerdir. Biraz uzunda olsa bu kitaptan (Bir Kabile Ailesinin Tercüme i Hali Ve Necip Şahinin Hatıratı) bazı alıntıları özellikle yapmak istiyoruz. En azından yazımızda belirtilen gelişimin anlaşılabilmesi için bu alıntılar önem taşımaktadır.

Aşiretin ileri geleni Kavas Ağa 1765 de ölmüştür ve Harput iline bağlı Gövdeli kasabasına bağlı Avcılar mezrasına gömülmüştür... Hısn-ı Mansur –Adıyaman – dolaylarında yarı göçebe halde yaşamışlardır... Kavas ağanın oğlu Nuri Ağa Adıyaman’da Berazî aşiretine mensup bir hanımla ikinci defa evlenmiştir., Aşiretin seceresini tutabilmek için Mehmet Süryani adında bir hattata sofra sinisi üzerine 1737 tarihli bir secere yazdırılmıştır. Kıyafetleri sade ve basit uçkurlu şalvar, cemadan nam-ı diğeri cepken, kadınlar ise üç etekli entarili kaylık yani meşlah giyerlerdi. Besin maddeleri ekseriya bulgur pilavı, sade yağ, süt, yoğurt ve etten ibaretti. Savunma araçları ise at üzerinden kullanmak şartı ile kargı, mızrak ve kılıç, piyadeler ise kılıç kalkan ve sopadan ibaretti. Nuri ağanın torunu olan Sarı Ismail’in yine torunu Hacı Osman’ın iki oğlu vardı. Biri Tülek(!) diğeri de Ahmet idi. İsmail Ağa döneminde aşiret yazın yayla eteklerinde kışında Haymana Ovası’nın çeşitli mevkilerinde dolaşmış ve Çalış köyünde de kışlamıştır. Molla İbrahim mütevefa pederi olan Sarı İsmail Ağa’nın cenazesini Mecidiye (Çiçekdağ) kazasına bağlı Kaman nahiyesinde toprağa teslim etmiş ve pederleri gibi Rişvan aşireti mensubu Seyifkari kabilesinin başına geçip idaresine başlamıştır. Yine yazın Uzunyayla ve bir çok yerleri gezmeye devam etmiş ve bu arada Boğazlıyan kazasının Karafakıllı köyünde annesi Hatice’nin hayrına bir cami yaptırmıştır. Caminin kapısını üzerine konulmuş bir mermer taşın üzerine de şu yazı yazılmıştır;

Sahibul Hayrat vel hasanat Rişvan Aşiretinden Sarı İsmail Oğullarından Hatice olup oğlu Molla İbrahim tarafından inşaa edilmiştir. Molla İbrahim ikinci olarak hükümet tarafından sıkı bir emir üzere tekrar göçebelikten dönüp idaresinde Seyifkari kabilesinde bir kısmını şimdiki Gördoğlu köyünü yurt olarak münasip görmüş iskanlarını temin etmiştir. Diğer bir mevcudunuda halihazırdaki Celep köyünde iskana muaffak olmuş, diğer bir kısmıda Haci Osman başkanlığı altında Bulduk köyünün iskanını yaptırmıştır. Kendisi başlarında bulunarak Herdem Oğlu Bekir ve Berkal ile birlikte Kösü Köyü (Kerpiç Haymana) mevkiinde iskan etmiştir. Bu suretle mahiyetindeki ikibin nüfusu mütecaviz insanı dörtyere taksim ederek iskanlarını temin etmiştir.

 

KAYNAK:GUNDEMEALTİLAR.DK




0 Yorum - Yorum Yaz

 


Reşilerin bir kolu olarak kabul edilen omeran veya ömeran aşireti
1691 de çıkan fermandan dolayı Arabistan çöllerine (Suriyenin Rakka eyaleti) iskana mecburi kılındılar. Giden oldu gitmeyen oldu. Gidip geri dönen oldu. Otorite boşluğundan dolayı eski yerlerine dönen oldu. Bu durum 1839 yılına kadar sürdü. Nizip Adıyaman ve maraş dolaylarından önce çukurovaya yerleştiler   ,Kuraklık ve iklim şartları nedeniyle daha sonraları iç anadoluya göç etmişlerdir.

Kulu ilçesinde, Omeran Aşiretine bağlı 1 Belde ve 5 köy bulunmaktadır. Bunlar, Omeran-Altılar-1836, Omeran- Tavşançalı Kasabası 1845, Torino Beşkardeş, Tawliya -Tavlıören 1870, Bîrtalik – Acıkuyu 1920 ve Çöpler 1900 diye. Omeranların ilk yerleşim yeri bugün Altılar ile Çöpler arasında bulunan Hêşke Mêrge yaylasıdır. Diğer beş köy, Altılar’dan ayrılan aileler tarafından kurulmuştur. Antep- Nizip’ten toplu göçle birlikte önce Çukurova’ya giderler. Kuraklık ve karışıklıklar nedeni ile Çukurova’dan çıkıp bir dönemde Kırşehir civarındakalırlar. Oradan Ankara’nın Treş ismi ile tanına bölgede kaldıktan sonra belirtiğimiz gibi Hêşke Mêrge yaylasına yerleşirler. Kırşehir Kürdleri ile yakın akrabai ilişkileri vardır. Omeranlar’ın özelliklerinden birisi Kürd aşiretlerini yönetme ve iskanı denetleme görevini Omeran Begi’nin son dönemde almış olmasıdır. Cumhuriyete kadar, Osmanlı Beratı, Boybeyliği yani Mala Kûrk Altılar beyi Hesen Beg ve haleflerinde olmuştur. Beratı verende bölgenin idari olarak bağlı olduğu Sivas valiliğidir. Böylece Kürd Aşiretlerin iskan ile olan resmi düzeydeki sorunları, bunların eliyle çözülmeye çalışılmıştır. Bu beratın Altılarlı Boybegine verilmesinde Kırşehirli Berketi Aşireti ileri gelenlerinden Mistefa Berketi ile Alişiroğulları ailesinin etkisi ve tavsiyesi olduğunu ayrıca belirtelim. Bu arada Omeranlar’ın Kırşehir’de bulunan ailelerle yakın akrabalıkları olduğu ise bilinmektedir.

 

kaynak:gundemealtilar.dk




1 Yorum - Yorum Yaz

İzmir Merkezde Patnostan Göç eden Abdurrahman Kılıç (emekli Öğretmen-Mala bavayé şemsé Çaço) ,

Menemen Asarlıkta;

Muş Bulanıktan Göç eden Ağrı Kökenli Hacı Şahismail Toplayıcı (Mala Kasımé Sani,  Diyadindeki Mala Marufé Saninin yakınları -Bu şemskanlı koluna Mala Mıhemedé Asyayé diyorlar) ve Hacı Şahismail'in Oğulları, Fezil, Fesih ve Murat Toplayıcı Menemen asarlıkta yaşamaktadırlar.

Yine Muş Bulanık Kekeli Köyünde Mala Kazımé Evdılhadiyé Şemski'nin oğlu Kazım Keklik(Vefat) oğulları; Alaattin ve şemsettin keklik Menemen Asarlıkta Yaşamaktadırlar.

Ayrıca Kazım Keklik(www.semskiasireti.com sitemizin sahibi ve Köşe Yazarı Mıhemedé Kazım'ın Babasıdır)




0 Yorum - Yorum Yaz

Bursa Merkez'de Ağrı, Kars ve Muş Bulanıktan göç eden bir çok aile yaşamaktadır.

Ağrı merkezden Mala Ali Efendiyé Betene'nin oğlu Zeki Demirhan(Rahmetli) ailesi  ve oğlulları, kardeşlerinin  çocukları Nilüfer Osmangazi ve yıldırım semtlerinde yaşamaktadırlar.

Ağrıdan;Gökhan Demirci ve kardeşleri Bursa merkez Yıldırım semtinde ikamet etmektedirler

 


 

Muş Bulanık'tan göç eden Abdulhadiyé Şemskinin torunu Mehmet Keklik, Kamuran Keklik(İnegölde)

ve Kardeşi Abdulbaki Keklik'in (Rahmetli) Oğulları Hacı Seracettin, Hacı Seyfettin ve Hacı Zeki ,

Yine Muş Bulanık ilçesinden  Abdulhadiyé Şemskinin amcasının oğulları Hasan(Vefat) Çocukları; Hacı Mehmet Emin, Hacı Sait, Hacı Sıddık, Hacı Zeki Ve murat Ayhan)

ve Hüseyiné Kewénin çocukları;

1-Mele tahır(Vefat) Oğulları Hacı faruk, Melikşah, ve nurşah Ayhan

2-Mele Ahmet(Vefat) Oğulları Mehmet NEsim Ve yavuz Ayhan

3-Yusuf

4-Mustafa

5 İsmail Ayhan


 

Süleymané Eyübün  (Vefat)Çocukları

Ahmet ve Mehmet Renda Bursa Nilüferde yaşamaktadırlar.




0 Yorum - Yorum Yaz
..

Çoğunlukla Harran ve Akçakale civarında yaşamakta bu Aşiret için  XVII yüzyılda Osmanlı kayıtlarında şöyle anlatılmaktadır;

Arab-ı Şuveyh mukataası reayalanndan al-i Büveylis (?) ve al-i Nazzara vesairleri ve Basra perakendelerinden Cedid (Cerid ?) Arabi ve Rakka'da sakin Beni Rebi' Bey'i hassından al-i Ebu Cirade cemaati kaydedilmekle, bunların hangi mahalde olursa olsunlar, iskan mahalleri olan Hama'ya getirilip 1710 yılında iskan olunmaları için Rakka muhafızı Vezir Yusuf Paşa'ya hitaben emr-i şerif gönderilmiştir şeklinde bahsetmektedir.

 Geys=Cays (Kays, Aylan) aşiretine bağlı bir kabile iken günümüzde aşiret statüsüne kavuşmuştur. Aynı aşiretin bir kabilesi Suriye / Rakka’da yaşamaktadır. Yaklaşık 500 aile kadardır.  Geneli ziraatla uğraşırlar. Son dönem reisleri İbrahim Abdullah idi. Kendi aralarında Revale, Akrab, Münif, Cuxdar, Denavire, Beşakime isimli kabilelere ayrılırlar




0 Yorum - Yorum Yaz

Mamedi,muzuri, barzani,nirvayi ve hertoşiler gibi Mamxuri veya Mamxoriler'de çok eski bir küzey ırak aşiretidir.

Kökleri  Xana mezin denilen bir handan gelmekte olup Kuzey Irakın köklü,kısmen göçebe  ve kısmen de yerleşik düzende yaşayan  aşiretlerindendir.

Hertoşilerinde dedesi olan ve Xana Mezinden  gelen mamed'in oğlu Xelil'in  torunlarıdır.Xelilin heyder(Heyderanların dedesi), Hesen(Hesenanların dedesi) ve bahdur(Bahduraların dedesi,) isimli kardeşleri vardır.

Van merkez’de Edremit’te Başkale’de ve Hakkari’de otururlar. Büyük ve geniş bir aşirettir. Daha önceleri Hertoşi (Ertoşi) Aşiretinin bir kabilesi iken son yüzyılda aşiret statüsüne kavuşmuştur.

 ŞEREFAN AŞİRETİ İLE İLGİLİ BİR VİDEO




0 Yorum - Yorum Yaz

Mamedi,muzuri, barzani,nirvayi ve hertoşiler gibi Mamxuri veya Mamxoriler'de çok eski bir küzey ırak aşiretidir.

Kökleri  Xana mezin denilen bir handan gelmekte olup Kuzey Irakın köklü,kısmen göçebe  ve kısmen de yerleşik düzende yaşayan  aşiretlerindendir.

Hertoşilerinde dedesi olan ve Xana Mezinden  gelen mamed'in oğlu Xelil'in  torunlarıdır.Xelilin heyder(Heyderanların dedesi), Hesen(Hesenanların dedesi) ve bahdur(Bahduraların dedesi,) isimli kardeşleri vardır.

Van merkez Çatak, Gürpınar, Beytuşşebab, Adilcevaz, Patnos, Erciş gibi şehirlerde çoğunlukta yaşamaktadırlar.  Uzun süre göçebe hayatı yaşamaya devam etmişlerdir. Esas olarak Hertoşi (Ertoşi ) aşiret federasyonuna bağlı iken günümüzde aşiret statüsüne kavuşmuşlardır.




4 Yorum - Yorum Yaz

Şanlıurfanın  Birecik ilçesi ile Halfeti arasında bulunan bölgede yaşamaktadırlar.

Bu bölgeye Suriye menşeyli Afadili veya afadlı bir bir aşirettten ayrılarak  1850 'li yıllarda geldikleri tahmin edilmektedir.

Merkezi köyleri Böğurtlen’dir. Yaşlıları kendilerinin Suriye’den bu bölgeye göç ettiklerini söylemektedirler. Fakat bunu kanıtlayacak bir belge veya kayıtlı bilgi bulunmamaktadır. Ancak aşiret büyüklerinin anlattıklarına göre Mustafa, Ali ve Seydo isimli üç kardeşin aileleri ile Birecik ilçesine geldiklerini ve asıllarının Arap Afadile aşiretinden olduklarını iddia etmektedirler.  Şa’bık Kürtçe de insan saçının ön kısmına verilen addır. Muhtemelen geçmişte saçlarını tıraş edip sadece ön kısmı bırakmalarından dolayı bu isimle isimlendirilmiş olabilirler. Fakat Şa’ab kelimesi Arapçada da kullanılan bir isimdir. Yedi kadar köyleri bulunmaktadır. Geneli dindar insanlardır. Atman bin Mulla Şaban bin Şeyh Şaban bin Ramazan bin Muhammed bin Diyab bin Kerem bin Mıdlic bin Dahhar bin Hasan (Afadle) bin Şaban (Elbu Şaban) soyundan oldukları ve Aşiret isminin ataları ŞEYH ŞABAN'dan alındığı ve bu ismin zamanla . ŞABAN- ŞEĞBİKAN-  şeklinde türetilerek ŞABİKAN olduğu anlatılmaktadır.




2 Yorum - Yorum Yaz

ZİBARİ VEYA ZÊBARİ AŞİRETİNİN DETAYLI BİLGİLERİ İÇİN 

BURADAN GİRİŞ YAPINIZ




0 Yorum - Yorum Yaz

 

 

MİZURİ AŞİRETİ BİLGİLERİ İÇİN

GİRİŞ

 

 

 




0 Yorum - Yorum Yaz



..

GULALİ – GİLALİ AŞİRETİ

            Kökeni çok eskilere dayanan köklü bir aşirettir. Türkiye, İran, Irak, Suriye gibi birçok ülkeye dağılmış vaziyettedir. En büyük kısmı Irak’ta yaşamaktadır.  Abbas Azavi bu aşiretin aslının Mahmat veya Mahmadi olduğunu kabul eder. Aşiretin üyeleri kendilerini Seyfettin Sabori’nin aşireti olarak takdim eder. Saburi, Daşrek şehrinde oturuyordu. Daşrek veya Datreg Irak’ta Nihavend ve Şehrizor arasındaki bir şehirdir. Burada bine yakın nüfusları vardır. Reisleri kuvvetli ve cengâver bir şahıs olup Gulaliler sayesinde çevresini hükmü altına almıştır. Gülalilerin bir kısmı ise Irak Dakuk şehrinde oturmaktadırlar. Burada da bin kadar nüfusa ulaşmışlardır. Yine bir kısmı Azerbaycan’da Daşin’de otururlar. Erbil’de Şerafeddin Salari Tatarlar (Moğol) tarafından öldürülünce Gülaliler İsyan etmişti. Bu isyandan sonra bazı kısımlar Mısır ve Şam bölgesine hicret ettiler.  Gülalilerin Bir kısmı Birecik ilçesi Ketikan aşiretinin bir malbatı (ata İki ailenin birleşiminden meydana gelen topluluk ) olarak hayatlarını sürdürmektedir. Gulaliler çetin ve cenkçi bir aşirettir. Esas memleketleri Gilali veya Gilabi olarak bilinen Kirmanşah ile Civanrod arasındaki bir kale ve yayladır. Gülaliler

burada oturuyorlardı.  Bazı tarihçiler bunların Şehrizor yakınlarında Dulgilal denilen bölgeden olduklarını iddia ederler. Caf aşireti İran’dan gelip bu bölgeyi işgal edince Gülaliler Caf aşiretine boyun eğip onlara tabi olmuştur. Fakat bu iddia gerçeği yansıtmamaktadır. Gülailerin kabilelerini şu şekilde sayabiliriz. 1- Ağut: Kabile reisleri Tevfik Ağa’dır. 2- Xıdır Veysi: Resileri Hacı Kerim Veysi Bey’dir. 3- Bişdari: Reisleri İbrahim Bin Kerim Kubad’dır. 4- Bevre: Reisleri Muhammed Bin Murat Han’dır. 5- Kererveni: Reisleri Muhammed Rahim’dir. 6- Sergeç: Reisleri Huseyin Bin Hasan’dır. 7-Sire: Reisleri Hacı Kadir Nurus’dur. 8- Luteyi: Reisleri Kerim Muhamme’dir. 9- Melxozi, 10- Keremkereş: Keremkereşler âlimlerin yetiştiği bir Gülali kabilesidir. Ahmed’i Gulali bu aşirettendir meşhur bir Nakşibendî şeyhi idi. Doğum ve vefat tarihleri belli değildir.




0 Yorum - Yorum Yaz
..

GAYS AŞİRETİ

 

Gays, Cays olarak bilinen kökeni Kaysaylana dayanan bir aşirettir. Geneli Akçakale, Harran civarında otururlar. Siyale, Beni Muhammed ve Beni Yusuf isimli üç ana kabileden oluşurlar. 19. yüzyıla kadar çok kuvvetli bir aşiret olduğundan bir federasyon kurmuş ve abr düzeyine yükselmişlerdi. O dönem Harran ve Akçakale’de bulunan tüm aşiretler Gays’a tabi idi. Reisleri Ubeyd Bey’in oğlu Afer Bey’di. Hazreti Ömer döneminde bu bölgeye gelip yerleşmişlerdir. Tarihi serüvenlerini bir önceki eserimizde anlatmıştık (Tarih Boyunca Aşiretçilik). Yaklaşık kırk köyleri bulunan Geys aşiretinin son dönem Suriye’deki reisi Nafiz Muhammet Şeyh Hasan idi. Çok kavgacı bir aşiret olarak tarihte ün yapmışlardır. İniz Fed’an, Valid aşiretleri ile Muchim Bin Mehd ile birçok kavga ve savaşları olmuştur.  Zor Temir Paşa döneminde Mılanlara savaş ilan ederek Barak Beydilli Türkmenleri ile birleşmişlerdi. Xarise aşireti reisi Gays aşireti reisinin kızını alarak bu aşiretler arasındaki çekişmeye son vermiştir. Gaysların bir kısmı Azaz’da yaşamaktadır. Fakat bunlar kız alıp verme ile akrabalık tesis etmişlerdir. Sultan Abdülhamit döneminde Gays aşiretine iki Hamidiye Alayı kurma yetkisi verilmiştir. 51 ve 52 alaylar Gays tarafından kurulmuştur.
Hamidiye Alaylarına,  Gays veya Kays Aşireti,  Urfa Livasında 450 süvari ve  200 Piyade olmak üzere toplam  650 kişi ile destek vermişlerdir.

Feyyad Hamza kitabında Gayslar; Yemen ve Kahtani asıllıdır demektedir Geys aşireti kendi arasında birçok kabileye ayrılmaktadır. Bu kabilelerden bazılarının tarihi bilgilerini ayrıca vereceğiz. Bağlı aşiretler şunlardır.

1- Kacar,

2- Davud,

3- Sermud,

4- Münif,

5- Fitit,

6- Muğeylat,

7- Secu,

8- Rafii,

9- Ubade,

10- Tamah,

11- Nevaxe,

12- Muaccele,

13- Cihem,

14- Cilat,

15- Hayt,

16- Ebul Cendi,

17- Nevafile,

18- Benzin,

19- Binail,

20- Betaxa,

21-Ebu Süleyman,

22- Buğeysi.      

www.semskiasireti.com

UYARI: Sitemizin Tüm hakları saklı olup, internet üzerinden yayın yapmaktadır.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.                                          




0 Yorum - Yorum Yaz

Ana vatanları Umman olan bu aşiretin Katar, Umman, Suriye ye Suudi Arabistan’dan geldikleri kabul edilir. Naimilerin ilk atası Naim isimli biri olduğundan aşirete bu isme nispet edilerek Naimi ismi almıştır. Fakat Arap nesepçilerinin çoğu Nueymi şeklinde okurlar ve kabul ederler. 

Naimileri tarih sahnesinde ilk defa 1672–1680 tarihleri arasında Umman bölgesinde ve Katar sultanlığında görmekteyiz. Naimiler bu bölgede kendi adlarına bir beylik kurmuşlardır. Reisleri Muhammed Bin Nasır El Gafiri’dir.  Günümüzde bu aşiret Türkiye’nin birçok yerinde dağınık şekilde bulunmaktadır. Şanlıurfa, Harran, Akçakale, Ceylanpınar, Birecik ve daha yüzlerce şehir ve kasabalara dağılan bu aşiretin Hz. Hüseyin sülalesinden geldiğine ve şeyh-seyid asıllı olduklarına her aşiret inanmaktadır. Türkiye’de tüm aşiretler içinde hatta Orta Anadolu’da mevcut olan şeyhlerin birçoğu kendilerinin Naimi ve seyid, yani Hz Hüseyin soyundan olduklarını

söylerler. Keza Suriye hudutları içinde bulunan Naimiler de kendilerini seyidlerden kabul ederler. Fakat Arap nesep tarihçileri arasında Naimi aşireti ile ilgili bu konuda büyük ihtilaflar bulunmaktadır. Katar devleti sınırları içinde gayet geniş olan Naimi aşireti mensupları kendilerini Ehli Beyt olarak kabul etmemektedirler. Bu bölgede bulunan Naimilere göre asılları Hazrec kabilesinden gelmektedir. Hazrec bilindiği üzere Medine’de bulunan ve Resulullah (S.A.V) i şehirlerine davet eden,  adına ensar denen aşiretlerden biridir. Bu fikirde olan nesep bilginlerinin öncülüğünü Şeyh Seyid Abdullah El Şamasi, Şeyh Ali Bin Said Bin Hamis El Sa’di, Tarihçi Hamid Bin Sultan Al Şamasi, tarihçi Abdullah Bin Salih El Matu’i. Merhum Abdurrahman Bin Muhammed Al Şamasi ve Şeyh Ahmet Bin Şeyh Hasan Al Hazreci yapmaktadır. Fakat bu tarihçiler arsında bu sefer Naimilerin Hazrec aşiretinin hangi kabilesine bağlı oldukları hakkında bir birliktelik yoktur. Muasır tarihçiler Naimilerin Kureyş aşiretinden geldiklerine dair bilgilerin Ali Bin Muhammed Al Şamsi Al Mahini’ El Naimi’ye ait bir kasideye dayandığını 1247 hicri yılında vefat eden Mahini’ye ait kasidenin delil olamayacağını söylemektedirler. Hazreci olduklarını kabul edenlerden Hamid Bin Sultan El Şamasi   Naimilerin Hazrec aşiretine bağlı olduklarını, Danik şehrinin kendi merkezleri olduğunu, daha sonra Umman ve Suriye gibi ülkelere göç ettiklerini söylemektedir. Abdullah Bbin Salih El Matu’i  “Naimi kabilesi Arap âleminin büyük aşiretlerinden biridir. Çeşitli memleketlere dağılmıştır. Bunlar Acaman beylerinden kopmuşlardır. Asılları Medine’deki Ensar’a dayanmaktadır. Ensar ise Evs Ve Hazreç adlı iki aşirettir. Bu her iki ensar aşireti Harise Bin Sa’labenin torunlarıdır. Yani onun neslindendir. Bunların nesli Ğus Bin Nebit Bin Malik Bbin Zeyd ‘e dayanır. Daha sonra giderek Kehlan Bin Seba’ya ulaşır. Kehlan ise Arapların Kahtani gurubundandır. Bilindiği üzere Ezd kabilesi Kahtanilerin en büyük grubudur.” demektedir

Şeyh Abdurrahman Bin Muhammet El Şamasi, “Naimilerin Umman’daki kısmı isimlerini Ten’im isimli Umman’daki bir bölgeden alırlar. Fakat nesep olarak Abdullah Bin Atik’ten gelirler. Abdullah, Ezd aşiretindendir. Ezdler de Kehlanlardan, onlarda Kahtanilerden gelmektedir.” demektedir. Naimiler kendi aralarında iki büyük gruba

ayrılırlar. Bunlardan birine Buhariban, diğerine Buşamasi derler.  Irak’lı nesep bilgini Falih Hanzal, Hazreciden naklen der ki: “Naimi aşiretinin aslı Hazrec aşiretine dayanır. Hazrecler de Ezd aşiretindendir. Dedeleri Numan Bin Amr Bin Avf Bin Hazrec’dir. Umman ve Katar Naimileri bu fikirde ittifak halindedirler. Bu tarihçiler Naimilerin şecerelerini şu şekilde sayarlar. Naim Bin Amr, Bin Rufae, Bin Haris, Bin Sevad, Bin Malik, Bin Ganam, Bin Malik, Bin Nacar, Bin Salebe, Bin Amr, Bin Hazrec, Bin Harise, Bin Salebe, Bin Amr, El Ezdi, Bin Ğus, Bin Nebt, Bin Malik, Bin Zeyd, Bin Kehlan, Bin Amr Seba, Bin Yeşcub, Bin Yarub, Al Kahtan. Fakat Falih Hanzal’a göre Suriye Naimileri; Umman ve Katar Naimileri ile akraba değildir. Sadece aralarında isim benzerliği bulunmaktadır.

Gerçekten günümüzde bu ismi taşıyan ve çeşitli yerlere dağılmış birçok aşirete rastlanmaktadır. Bunlardan bir kaçının isimleri şöyledir.

 1- Nuamiler Ali Murra aşiretinin bir kabilesidir. Riyad civarında yaşamaktadırlar.

 2- Naimiler Murad aşiretinin bir kabilesidir. Veysel Karani’nin mensup olduğu aşirettir

Yemende yaşarlar, Kahtanidirler.

 3- Enamiler, Hamdanilere bağlı bir kabiledir. Nesebleri Maad’a dayanır.

 4- En’emiler Hicaz da yaşarlar Tay aşiretinin bir kabilesidirler

 5- Tenaimler: Vail Bir Haris Bin Atik evlatlarıdırlar.

 6- Nu’manilar. Levilere bağlılar

 

 

7- Na’manlar: Samit Bin Levi Kureyşi evladırırlar.

 8- Ni’man ler: Kinde aşiretine bağlıdırlar. 

 9- Nu’muler: Tağlib Bin Vail Bin Esed aşiretine mensupturlar.

10- Nu’miler Kays aşiretine mensupturlar

11- Nu’amlar Huzaa aşireti kabilesidirler.

12 Un’imler Beni Şems’e bağlılar.

13 Naim ler: Kureyş asıllıdırlar Adi kabilesine mensupturlar

 

  Fakat yukarıda naklettiğim bilgilerin tam aksini iddia eden Suriye ve Irak Arap nesepçileri Naimileri Hz. Zeynelabidine (Hz. Hüseyinin oğlu)  kadar baba sayarak çıkarırlar. Bunlar genellikle Suriye, Türkiye ve Irak Naimilerinin bir kısmıdır. Bu bölgedeki Naimilerin büyüklerinin elinde bir adet soy şeceresi bulunmaktadır. Bu şecerede Naimilerin atalarının İbrahim Murtaza olduğu yazılıdır. İbrahim Murtaza, Musa Kazım Hazretlerinin oğludur. Musa Kazım Bin Cafer Sadık Bin Muhammed Bakır Bin Ali Zeynelabidin Bin Hüseyn Bin Ali Bin Ebutalib(R.A.) olarak şecere tamamlanmaktadır. Fakat bu şecereyi ehlibeyt’i, tüm dünya ehlibeyt şecereleri ve nesebi vakfı başkanı Seyid Ahmet El Cuani tarafından kabul edilmemektedir.

 Suriye’nin de birçok il ve ilçelerinde muhtelif aileler halinde yaygın bir şekilde yaşamlarına devam eden Naimilerin Urfa’dakilerinin son dönem reisleri şeyh Muhammed Mesto idi. Beni Gays- Kays kabileleri arasında hala yaşamlarına devam eden bu aşiret Naimi isimli ilk atalarının Haşimi olduğunu söylüyorlar. Naimilerin bir bölümü Mümbic bölgesi Kazıklı mevkiinde yaşar yaklaşık 100 aile kadardırlar. Reisleri Şeyh İbrahim’dir. Yine naimilerden bir kısım Derhafir kazası Resmel Hibar ve Resmel Şeyh köylerinde otururlar Reisleri Şeyh El Hacc Halif El Herfan’dır. Bir kısmı Cebeli Sem’an ilçesi İstabla Köyü ve çevresinde otururlar. Yaklaşık 150 ailedirler. Reisleri Ahmet İsmail’dir. Büyük bir kısmı Humus şehri Selimiye ilçesi civarında yaşamaktadır. Bunların önderleri Hammadi isminde biridir. Yine Birecik ilçesi İncirli köylüleri de Naimi’dirler son dönem şeyhleri Şeyh Salih Bin Hummadi’dir. Ceylanpınar Naimilerinin önderliğini İnce ailesi yapmaktadır. Naimi aşiretinin çoğunlukla fertleri takva sahibi, zikir ve ibadete düşkün insanlardır. Tamamı tarikat ve tasavvufa önem verir. Bu nedenle aşiretler arasında sevilir ve hürmet edilirler. 

Sonuç olarak Naimilerin Türkiye bölümü seyid olarak kabul edilmektedir. Günümüzde hala tüm aşiretler Naimi şeyhlerine hürmet gösterir ve saygıda kusur etmezler. Her ne kadar ilmi açıdan neseplerini takdim etmek imkânsız olsa da halkın Naimi şeyhlerini inkâr ettikleri asla görülmemiştir. Yani halk onları seyid olarak tanır. 

 

KAYNAK:RUHAVİ




4 Yorum - Yorum Yaz

MİRAN AŞİRETİ HAKKINDAKİ  BİLGİLERİ OKUMAK İÇİN  BURAYA TIKLAYINIZ

 




2 Yorum - Yorum Yaz

MAHLEMİ AŞİRETİ

       Mardin / Midyat sınırları içinde yaşayan geniş bir aşiret federasyonudur. Aşiret içinde hem Kürt hem Arab kabileler mevcuttur. Mahlem ismi Mahlem Bin Zuhel’den gelmektedir. Zira Mahlemler bu şahsın soyundan türemişlerdir.  Zuhel’in soyu Şeyban Bin Sa’labeye dayanır.  Bazı yazarlarca bu aşiret Muhallem Bin Temim’e intisap ettiriliyor .Son yüzyıl reisleri Halil Bey idi. Kendi aralarında iki ana kabileye ayrılmaktadırlar.

            1-Dekşuriler: Bu kabilenin alt ataları (malbat) şöyle:

            Cızbıni, Hisar, Reman, Gercuş, Arnas, Şemıka, Derhav

            2- Hüveriki: Bu kabilenin alt ataları ise şöyle:

            Alikan, Seydan, Arbiyan, Basikli, Mezırx, Dürikan, Darmakiyan, Salihan, Duman’an  

            Bu aşiret tamamen federasyon tipinde örgütlenmiş ve içinde bir çok ırk din dilden kabile barındırmıştır. Günümüzde birçok kabilesi müstakil birer aşiret olarak kabul edilmektedir.




1 Yorum - Yorum Yaz

MUKRİ (ZERZALAR) AŞİRETİNİ DETAYLI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN




0 Yorum - Yorum Yaz

BELİKAN,BELİKİYAN, BİLİKİ AŞİRETİNİN DETAYLI BİLGİLERİ İÇİN

BURADAN GİRİŞ YAPINIZ




0 Yorum - Yorum Yaz

Ben şair sende Yedi renkli gök kuşağı olsan
Desenlerinin arasında mısralarımı yazmam
Ben dertli bülbül sende gül bahçesi olsan
Dalına aşk yazarak Şiirlerime ihanet etmem
Bana göre değilsin Defol git başımdan aşk

Sana asla gönül kapımı  açıp içimi dökmem
Gök kuşağının latif renkleri yalvarmasın
Bahçende güllerin için nağmelerimi okumam
Mısralarımda hissettiğimi sen  bilemezsin
Yanına çekme beni defol git başımdan aşk
 
Tutma elimi varlığın ürkütüyor şarkılarımı
Onları sana yazmıştım lakin  anlayamadın
Uzak dur benden hayalin korkutuyor düşlerimi
Onlara sana kurmuştum sen içine giremedin
Ürkütme şarkılarımı defol git başımdan aşk


Kirpiklerinin ucundan düşen hasret damlalarına
Aşk badesini tutmam,düşsün damlalar yüreğime
Yandığım yeter bana yanık yüreğime kor taşıma
Yeniden Pıranga vurdum  sisli hatıralarıma
Kilidini yeniden açma Defol git başımdan aşk

Kimmiş şu şair bozuntusu mehmet denen densiz
Kendini bir şey zannedip yazıyor mısralarını
İsyana hazır yüreğime oklar saplıyor habersiz
Bilmez mi İndirdim burcumdan sevda bayrağımı
Yeniden dikme o bayrağı Defol git başımdan aşk

 

MEHMET KEKLİK




0 Yorum - Yorum Yaz

Hakani i Servani :

Müslüman bir baba ve nesturî bir anneden olan efdaluddin ibrahim bin ali bedîl hakanî-yi şervanî, 1141 yılında şervan şehrinde doğdu. babası marangozdu ancak tabip ve filozof olan kafiyuddin ömer bin osman adlı amcasının yanında okumaya başladı ve her zaman onun himayesi altında oldu. çok geçmeden dönemin bilim ve edebiyat sahalarında zirveye ulaşmayı başardı ve özellikle şiir sahasında fevkalade bir yetkinlik kazandı. bu tükenmez yetkinlik sayesinde sanat ve şiir eserleri yaratan hakanî lisanu'l-acem (acemin dili) lakabını aldı. amcasının vefatının ardından ebu'l-alâ gencevî’nin hizmetinde bulundu. gencevî kızını onunla evlendirdikten sonra hakanî mahlasını ona önerir ve şervanî bu tarihten sonra şiirlerinde hakanî olarak tanınır. kısa süre sonra onunla üstadı arasında ihtilaf çıkar ve üstadını hiciv eder. bir çok ülkeyi gezen hakanî iki kez kâbe'yi ziyaret etmiş ve bu esnada çok güzel kasideler yazmıştır. bu gezilerin bir seferinde meda’in şehrini ziyaret etmiştir. 1190 yılında bilinmeyen bir nedenle hapise düşer ve 8 ay rey zindanında tutulur. hapis günlerinde yazdığı kasideleri son derece acı vericidir. reşiduddin-i vatvat, cemaluddin-i isfehanî, muciruddin-i bilganî, felekî-yi şervanî, esiruddin-i ahtikesi ve nizamî-yi gencevî onunla aynı asırda yaşayan ünlü şairlerdendirler ve onunla aralarında yazışmalar olmuştur.

hakanî 1216 yılında tebriz’de vefat etti ve mezarı bu şehirde bulunan makberetu'ş-şuarâ mezarlığında bulunmaktadır.

Eserleri :

dîvan-ı eş’ar , tuhfetu'l-irakayn , munşeât , hatmu'l-garâib



DÜMBÜLLİ AŞİRETİ

Kökeni tarihe dayanan geniş ve büyük bir aşirettir. Günümüzde İran, Irak, Suriye, Filistin, Azerbaycan, Rusya, Ermenistan, gibi birçok ülkeye dağılmış vaziyettedir. Türkiye’deki kabileleri diğer ülkelere nazaran daha geniş ve nüfusça çok kalabalıktır. Tarihçi ve coğrafyacı Al Ömeri, Mesalikul Ebsar isimli eserinde Kürtleri anlatırken bu aşireti Kürt aşiretleri arasında sayıp Dinliye aşireti olarak isimlendirir. 1000 kadar nüfuslarının olduğunu söyler ve Cebeli Maklub’da oturduklarını izah eder. (218) Mes’udi, Murucu Zeheb isimli eserinde bu aşiretin tarihi varlığından bahsederek: “Şam toprakları içinde Denabile olarak bilinirler. Musul ve Cudi Dağı arasında yaşıyorlar demektedir. (219) Irak’taki kısmı genelde Yezidi dinine mensuptur. Türkiye’deki Dümülilerin bir kısmı Alevi bir kısmı İslam inancını taşımaktadırlar. Alevi kısmı genel de Tunceli ve civarındadır. Makrizi bu aşiretten bahseder. Markizi’ye göre bu aşiretin ismi Dunbilidir. (220) Abbas Azzavi Irak kısmınında Dumbuli olarak isimlendirildiğini söylemektedir. Yakut el Hamavi ise Dünbulci olarak kaydeder. (221) Dumuli aşireti gerek Hamdaniler döneminde gerekse Eyübiler döneminde oldukça büyük vazifeler almış bir aşirettir. Dümbüllilerin anavatanı Cudi Dağı bölgesidir. Dumbilliler tarihi Goran Kürt gurubunun bir kabilesidirler. Yezidi kısmı Irak’taki Dasini aşiretine bağlı olarak hayatını sürdürmektedir. Irak’takilerin en belirgin beyleri Musul’da yaşamış, bunlardan Şemseddin Ebu Abbas Ahmet Bin Nasır Bin Hüseyin Miladi 700’lü yıllarda yaşamıştır. Tahrani; Azzari’a isimli eserinde (c.4 sayfa 36’da) Abdurrezak Dümülli’nin bazı eserlerine Tahran’da Hazaini Kütübi Melik Al Şuera Kütüphanesi’nde rastladığını söylemektedir. Suriye’deki kısmı Kürt Dağı ve Afrin civarında hayatlarını sürdürmektedirler.

Bazı kısımları Azerbaycan bazı kısımları Gürcistan’da yaşamaktadır. Azerbaycan’daki Dumbuli kabileleri Şii inancını taşımaktadır. Firuzadabi Kamus’al muhit isimli eserinde Dümbülilerin Yezidi olduklarını söyler. Abdurezak Beğ Bin Nacfa’li Beğ’i Dumbuli. Bu zatın Kaçar Türkleri ile ilgili bir kitabı da vardır. Tarihi Kaçariye diye meşhur miladi 1763–1828 yılları arasında yaşamıştır. Dümbülli aşiretine mensuptur. Bu zat yazdığı Riyad’ul Cennet isimli eserinde Dümbüllilerin Bermeki asıllı olduğunu iddia eder. Abdurezak’a göre bunlar Rozbayani aşiretinin bir kabilesidirler. Yine Ebu Hanife El Dinaveri Ensabul Ekrad isimli eserinde Dümbülilerin İlk reisi İsa’nın Bermekilerden olduğunu dolaysıyla Bermekilerin Dümüli olduklarını söylemektedir. Aşiret reisi İsa’nın nesebini ise şu şekilde kaydetmektedir. İsa İbni Salahaddin İbni Yahya El Kurdi İbni Emir Yahya 2. İbni Süleyman İbni Emir Şeyh Ahmet İbni Emir Musa İbni Tahir İbni Emir İsa İbni Tahir İbni Musa İbni Emir Yahya (Harun Reşid’in Veziri) İbni Kubad İbni Bermek İbni Arduvan İbni Bermeki İbni Nuşirevan(Sasani Kralı).

Şii Dümbüllilerinin en meşhur reisleri Ahmet Xan’i Dümbüli’dir. Bu zat Zendi reisi Nadir Şah’ın dömeninde meşhur biri idi. Emir Behlül‘i Dümüli ise Sultan Haydar’ı Safavi’nin döneminde meşhur biridir.(222)

Fars tarihçileri ve yazarlarına göre İran Dumbullileri kendilerini Bermeki asıllı kabul ediyorlar. Bu fikri kabul eden yazarlar ve kitapları şunlardır. Ensabul Ekrad – Ebu Hanife Dinaveri, Tezkire-i Heft İklim – Seyid Hüseyin Nuzuzi, Tarihi Kaşan –Emin Ahmet Razi, Riyadul Cennet - Abdurezak Beg’e Dunbulli, Tezkiretul Denabile –Mahmu Xan, Tarixi Denabile- Hacı Mahmut Aka, Tecriyetel Herar ve Tesliyetel Ebrar- Abdurrezak Beg, Tebriz 1931 Hasan Kadı Matbaası.

Dümbülilerin tarihte meşhur olmuş birçok şahsiyetleri vardır. Bu büyük ve köklü aşiretin meşhur olan bazı zevatının isimlerini aşağıya aldım
Emir Yahya El Bermeki
Emir İsa El Bermeki
Emir Cafer Şemsul Melik
Şemseddin Ahmet İbni Xallikan diye meşhur olmuştur. Vefayatul Ayan isimli eseri İslam âleminde meşhurdur.
Kerim Han’ın Hanımı Şair Hiran’a Dümbülli. 4500 beyitli Divan’a Hiran’a Dümülli isimli eseri bulunmaktadır. Farsça ve Türkçe kasidelerden oluşur.
Bahaddin Ağa (Abdurazak Dümbülli olarak tanınır)
Asker Han (beylerbeyi)
Ayetullah Mirza İbrahim
Ağa Han, Muhammed Cafer Han

Dr. Fritiz Dümülilerin resilerinin Arap asıllı olduklarını söylemektedir. Fakat bu fikir Şerefname isimli eserin sahibi şerefhan’ındır. Riyadul Cennet isimli eserin sahibi Abdurrezak’a göre Dunbul; Diyarbakır civarında bir dağlık bölge ismidir. İsa bu dağlarda Dünbüllilerle yaşarken buradan göç ederek Azerbaycan bölgesine gitmiş orada bir Dümbülli beyliği kurmuştur. Nitekim Fritiz ikinci bir rivayeti nakleder ki, bunların Bukhtan bölgesinden gittiği tezidir. Bu tez de yine Şerefname’ye aittir. Malum Bukhtan-Botan; Cizre bölgesidir.(223) Nitekim yukarıda geçmişti. Tarihçi Mesudi de bunların Cudi yani Cizre asıllı olduklarını söyler. Dolayısıyla Dümbülliler dünyanın birçok bölgesine buradan dağılmışlardır. Dubülli aşireti tarihte bir aşiretler federasyonu olarak görülmektedir. Dolayısıyla aşiret literatüründe abr olarak kabul edilir. Bu aşiret bölgede birçok beyliğin kuruluşunda bulunmuş aynı zamanda kendileri de bir beylik kurmuşlardır. Yezidi olan kısmı uzun zaman Mahmudiyan Beyliği içinde yaşamıştır. Van-Özalp kazası ve civarında kurulan bu beylik geniş ve şaşalı bir tarihe sahip Yezidi abrıdır. Fakat daha sonraları Yezidiliği bırakarak İslam olmuşlardır. Yine Dümülilerin bir kabilesini Hakkâri beyliğinin kuruluşunda görmekteyiz. Burada Pinyaniş aşireti ile beraber uzun süre bu beylik içinde kalmaya devam etmişlerdir. Dümbülilerin diğer bir adı da Dengulidir. Genellikle Mardin civarında bu aşirete Denguli denilmekte idi. (224)

Dümbüllilerin; Bukhtan’dan (Cezire) göç ederek Sekmanabat bölgesine ne zaman gittikleri bilinmemektedir. Bu kadar büyük bir aşiretin muhtemelen bir kısmının Sekmanabad’a gittiği tezi daha doğrudur. Aşiret reisleri İsa beraberindeki Dumuli aşireti ile birlikte Azerbaycan’a geldiğinde devrin hükümeti kendisine Sekmanabad bölgesini verdi. Bu dönemde Dümbüliler Yezidi dinine mensuptu. Fakat bir Dümbüli beyi Yezidi dinini terk ederek Müslüman oldu. Kendisine tabi Dumbili kabileleri de reislerine uyarak Müslüman oldular. Diğer kısımlar Yezidilikte kalmaya devam ettiler.

Daha sonra ekseriyeti İslam dinini kabul etti. Dümbülilerin ilk atalarının Yezidi olması onların Arap asılı olmadıklarını da gösterir. Zira Şam Araplarında Yezidiliği kabul eden hiçbir aşiret yoktur. Dümbülli reisi İsa’ya Sekmanabadı ocaklık olarak veren beyin kim olduğu belli değildir. İsa Bey’den sonra Dümbülilerin reisliğine oğlu Şeyh Ahmet Bey geçti. Şeyh Ahmet’in zamanı Akkoyunlular dönemi idi. Ahmet Bey de Akkoyunluların himayesine sığındı. Akkoyunlulara hürmetkâr davranan Ahmet Bey’e Uzun Hasan tarafından Bay Kalesi ve Hakkari’nin bazı bölümleri de verildi. Şeyh Ahmet, Bay Kalesi’ni başkent olarak kabul edip buraya yerleşti. Bir müddet sonra vefat etti. Yerinde iki oğlu kalmış idi. Babalarının vasiyeti gereğince Dümülilerin başkanlığına Behlul Bey getirildi. Fakat bu zatın da ömrü vefa etmedi ahirete göç ederek dünyayı terk etti. Yerine yedi erkek çocuk bıraktı. Çocuklarından Hacı Bey, Safavi Devleti reisi Şah Tahmasb’ın sarayında idi. Orada bir nevi staj görmekte idi. Tahmasb bütün Hoy eyaletini Sekmanabad’a katarak Hacı Beyi bu bölgeye vali olarak tayin etti. Ayrıca Hacı Bey’e sultan unvanı verildi. Artık bölge Dunbüli Sultanlığı olarak ün saldı. Sultan Hacı Bey aynı zamanda İran hududunu da koruyan bir beylik statüsünde idi. Fakat Allah’ın takdiridir ki Allah bir insana çok şeyler verdi mi ilk yapacağı iş kendisini diğer insanlardan üstün görmek. Hacı da bu kadar saltanat ve mülk karşısında şımarmaya başladı. Hele Dümbülilerin derdi hiç çekilemez oldu. Bölgeyi tamamen haraca bağladılar. Yüce yaradan onların bu zulmüne fazla fırsat vermedi ani bir atakla Van beylerbeyi İskender Paşa, Hoy Kalesi’ni istila etmeye karar verdi. Dünbüliler ile Osmanlı askerleri ve yöre aşiretleri arasında amansız bir savaş başladı. Fakat Behlül ve Dümüliler büyük zayiatlar vererek bölgeden kaçtılar. Hacı Bey’in henüz kundakta küçük bir oğlu vardı ki aşiret reisleri Behlül savaşta öldüğü için adını değiştirerek Hacı koydular. Fakat Sekmanabad bölgesi Behlül’ün oğlu Ahmet Bey’e teslim edildi.

Hacı Bey’in ölümünden sonra Dümbülli aşireti gâh Osmanlıyı gâh İran’ı destekleyerek uzun süre tereddütte kaldı. İkili oynamaya çalıştı. Bu halleri Kanuni Sultan Süleyman’ın Nahcivan seferinden dönüşüne kadar devam etti. Bu tarihte Dünbüli aşireti İran şahlarını tamamen terk ederek Osmanlı tarafına geçtiler. Şah Tahmasb bu büyük bir güce sahip olan aşiretin kendisini niçin terk ettiğini bir türlü çözememişti. Bunu araştırmak için çeşitli yollara başvurdu. Günün birinde bir yolunu bularak Dümüli reisi Ahmet Bey ve birkaç Kızılbaş beyini Ardahan’a gitmeye ikna etti.

Şah Tahmasbın niyeti Ahmet Bey ve üç kardeşini beraber gönderdiği Kızılbaşlara öldürtmek idi. Daha sonra kendi sarayında bulunan Dümüli korucularını da kılıçtan geçirdikten sonra Dümüli aşiretini ortadan kaldırmak üzere üzerlerine asker gönderecekti. Plan aynen tatbik edildi. Üçkardeş ve saraydaki otuz kadar korucu bir gün içinde katledildi. Aynı gün Dümüli aşiretinden 400 kişi katledildi. Dümülilerin tarihte en kara günü işte bu gündür. Kimi dağlara firar etti. Kimi şahın askerleri önünde diz çöktü. Fakat hiçbir faydası da olmadı. Zira katliam emri büyük yerdendi. Sadece Behlül’ün torunlarından Mansur Bey canını kurtarmıştı. O da kaçarak Kanuni Süleyman’ın himayesine sığındı.

Şahı, meliki, başkanı, hakanı.
Padişah yaparsan hangi insanı
Mülküne dokunma beis yok senden.
Ama bir dokunsan buldun belanı

Kanuni, Dümüli aşiretine merhamet kanatlarını gerdi. Onlara Kotur Deresi ve nahiyesi yaylalarını vererek buralara yerleştirdi. Mansur Bey ömrünün sonuna kadar Osmanlı hududunu İranlılara karşı aşireti ile beraber korudu. Daha sonra ömür yolunun sonuna gelerek diğerleri gibi hak ve gerçek olan âleme göçüp gitti. Yerinde iki oğlu kalmış idi. Veli ve Kılıç beyler. Veli Bey Osmanlının da tasdiki ile beylik postuna oturdu. 1570.

Veli Bey’in kardeşi Kılıç Bey Osmanlı idaresi tarafından birkaç Dümbüllü kabilesi ile beraber Uçuk (Ovacık) kazasına kaymakam olarak atandı. Yukarıda değindiğimiz gibi Mansur Bey’in oğlu büyük Hacı Bey öldüğü zaman kundakta kalmış bir oğlu var idi ki adı Hacı konulmuştu. Bu oğlan annesi ile Şah Tahmasb’ın sarayına sığınmış ve oğlu Hacı burada yetişmişti. Tah Tahmasb bu yetim çocuğu oğlu gibi büyüttü. Büyüdüğü zaman şahın en güzide korumaları arasında yerini almış idi. Bu zat şah tarafından Abağa (Nahcıvan bölgesi) sancağına bey olarak tayin edildi. Kısa zamanda birçok Dümüli kabilesi bu zatın etrafına toplandı. Hacı Bey 20 yıl kadar bu bölgede yaşadı. Şah İsmail’in vefatından sonra yerine Şah Muhammed geçmişti. Şah Muhammet zamanında Osmanlı-İran savaşı tekrar patlak verdi. Tarihe Çıldır Savaşı olarak geçen bu muharebede Lala Mustafa Paşa, Emir Tokmak Han’ın ordularını darmadağın etti. Dümübüli aşireti bu savaşta Hacı Bey’in kumandasında Muharebeye katıldı ve Osmanlı ordusu ile savaştı. Hacı Bey kaçış sırasında Kınık Çayı’nda boğularak öldü. 9. Ağustos 1578

Hacı Bey boğulmasına rağmen ve Osmanlıya karşı olmasına rağmen Dumuli aşireti ve Hacı Bey’in çocukları ile Osmanlıya iltica ettiler. İlticaları kabul edildi. Sekmanabad bölgesi yeniden Hacı Bey’in çocuklarında II. Hacı’ya verildi. Dümüliler buraya yeniden yerleşti.

Dümüliler uzun süre çeşitli bölgelerde beylik düzeyinde hayatlarını sürdürdüler. 1700’lü yıllarda beyliklerin ömürlerine son verilince Dümüliler çeşitli yerlere dağıldılar. Şah yanlısı olarak bilinen Abağa Dümülileri Tünceli’ye yerleştiler. Sunni olanlar ise çeşitli bölgeler dağıldılar.

Günümüzde Dümbülililer

a) Siverek Dümbülileri

Siverek Dümüllileri altı ana kabileye ayrılırlar: 1- Karavarlar (Kavarlar), 2- Koranlar(Karanlar), 3- Hasaranlar(Xasariler), 4- Bucaklar, 5- Bapiranlar, 6- Babliler.

Kıvrarlar: Siverek ilçesinde yaşarlar. Yaşadıkları bölge genellikle dağlık bölgedir. Geneli Siverek-Çermik arasındadır. Birçok ailesi büyük şehirlere göç etmiştir. Tamamı Zaza ve Dümülidir. Ekseriyetle hayvancılıkla uğraşırlar. Boxtan Dümülilerine dayanırlar.

Bucak: Federasyon şeklinde örgütlenmiş bir aşirettir. Diyarbakır Hazzo’dan 1800’lü yıllarda gelip Siverek’e yerleşmişlerdir. Buxti Dümülilerine dayanırlar. Kabileleri şunlardır: Heciyan, Osekiyan, Güleran, Xılıkan, Kazoyan, Abıkan, Desiman, Çokan, Kıjoyan, Donan, Hamidan, Golıj, Bitik, Alhaso, İsmailan. Bucak; aşiretin ismi değil oturdukları bölgenin ismidir.

Hasaran: Buxti Dümülilerine intisab ederler. Cezire’den Diyarbakır’a oradan Siverek’e göç etmişlerdir. Ağaçan, Ağarmatlılar, Köran, Kafkıj, Sımai, Heydan ve Mızrak isimli kabilelerden oluşurlar. Hasaran; bulundukları bölge ismidir. Buna istinaden kendilerine Hasaran denir Siverek-Çermik arasında otururlar. Geneli hayvancılık ve ticaretle uğraşırlar.
Karan: Bulundukları bölgeye istinaden Karahan da denilen bu aşiret de Buxti Dümbülilerindendir. Kabileleri şunlardır: Şeman, Üzeyran, Lobıkan, Şilanıjan, Mirxasan, Kevan, Seyahan. Siverek ile Çermik arasında bulunan Karahan bölgesinde otururlar.

Babiran veya Babliyan: Siverek ile Çermik arasında otururlar. Çoğu Siverek ilçe merkezine yerleşmiştir. Geneli tarım ve hayvancılıkla uğraşır Siverek’in köklü ve geniş aşiretidir. Buxti Dümülilerine intisab ederler. Geniş bir nüfusları vardır.

Süleymanlar: Şanlıurfa Hilvan sınırları içinde yaşarlar. Geneli Hilvan merkezdedir. Salunc, Kephisar, Hosin, Gürgür, Hacıhahi isimli köylerde ziraatla ve hayvancılıkla uğraşırlar. Genç bir aşirettir.

Sinikan Aşireti: Şanlıurfa merkez ve Hilvan, Bozova, Mardin gibi dağınık yerlerde yaşamaktadırlar. Bazı kabilelerine Batman civarında rastlanılmaktadır. Mılan aşireti federasyonunun asli aşiretlerinden biridirler. Sinikanlar Yedi asli Mılan aşiretinden biridirler. Bu guruba giren Aşiretlere gamiriyan (Öküzü Ölmüşler) demektedirler. Aşiret bu ismi nereden almaktadır. Kesin bilinmemekle beraber, ilk atalarının Sino adında biri olduğu ve bunların 7 kardeş oldukları rivayet edilmektedir. Bu yedi kardeşten Köro’dan Köranlar, Cımo dan Cımıkanlar, Sino’dan Sinikanlar, Hıdıro’dan Hıdrekanlar, Cebodan Cebikanlar türemiştir.
Fakat tarihçi Abbas Azavi, Aşairi Irak isimli eserinde Sin isimli başka bir aşiretten bahsetmektedir bu aşiret meşhur Bilbasi aşireti abrının bir kabilesidir. Biran aşiretinden kopmuştur. Geneli Irak sınırı içinde Serdeyşt bölgesinde yaşamaktadır. Fakat Batman ve Bitlis civarının en eski aşiretinden biridirler. Bu nedenle Sini aşiretinin Sinikanlılarla bir irtibatının olduğu düşünülebilir. Ancak bunu kanıtlamak güçtür.

Şüphesiz ki Sinikanlıların tarihi geçmişi çok eskidir. Asıl isimleri ise Sini aşiretidir. Kan eki Kürtçede isim ve eşya adlarına ek yapılarak aidiyet meydana getirir. Ali – Alikan (Aliciler) Remo- Remıkan (Remıkanlılar yanı Ramazan’ın soyundan gelenler). Sino – Sinikan (Sino’nun soyundan gelenler gibi...) Nitekim Sinikane Mıllan olarak aşiret edebiyatçıları tarafından tanıtılırlar. Sinikanlılar Mılan federasyonu içinde en kıymeti haiz aşiretler arasındadır. Günümüzde Maraş civarında bulunan ve Sinemili veya Sinanemılli veya sinikanemılli olarak bilinen bir aşiret de Mılan ile irtibatlıdır. İbrahim Paşa tarafından son 19. yüzyılda Urfa Sinikanlılarından Numan Bey’e reislik beratı verilmiş ve törenle reislik abası giydirmiştir. Sinikan aşireti dağınık ve birçok bölgede yaşamaktadır.



Kader  bazen öyle acımazsız ve gaddar  ki

Hayatım boyunca her şeyimden nefret ettim

Bazen de öylesine  merhametli ve şefkatli ki

Sanki dünyalar benimmiş gibi  bağrıma bastım

 

Döndüm baktım o zavallı ve yoksul mazime

Dertten acıdan başka bir şey vermemiş bana

Hiç  aldırmadım, acılardan  ve dertten  bana ne

Minik serçemin rüyalarımda dolaşması yetti bana

 

Benim minik  serçem sonunda  buldum seni

Kader  yeniden kuru dalıma  misafir etti seni

Mutluluktan Uçuyorum  bulutlar kıskanır beni

Galiba Vuslatın sarhoşluğu esir aldı bedenimi  

 

Kaptırdım kendimi   boş hayallere durdurun beni

Sallanıyorum boşlukta yine aşk  sarhoş etti beni

Biliyorum sana nafile inşa ediyorum gönül sarayımı

Birileri zavallı Mehmedi  bu rüyadan uyandırabilirmi

 

Mehmet KEKLİK




0 Yorum - Yorum Yaz

BERMEKILER (idia 1)
Bermekiler Abbasi Devletinin meşhur vezirlerinin mensub olduğu bir aile. Belh’teki Nevbahar budist tapınağı rahiplerinden olan Bermek, astronomi ve tıp ilimlerinde yetişmiş bir kimseydi. Horasan Valisi Kuteybe bin Müslim’in bölgeye gelmesinden sonra Bermek’in hekimliğinden istifade yoluna gidildi. Bermek Şam’a götürülüp sarayda hekimlik yaptı. Bermek’in Müslüman olan oğlu Halid, Ebu Müslim Horasani'nin maiyetinde bulunup, Abbasi Devletinin kurulmasında büyük gayret gösterdi. Bu sebeple, ilk Abbasi halifesi Ebü’l-Abbas-es-Seffah onu önce baş katipliğe, sonra Beytülmalin idaresine ve daha sonra da vezirlik makamına tayin etti. Halid bin Bermek; isabetli görüşleri, başarılı idaresi ve askeri işlerdeki muvaffakiyetiyle meşhur oldu. Ebu Müslim’in komutasında savaşlara katıldı. 765 senesinde Taberistan valiliğine tayin edildi. Burada 4 sene valilik yaptı. Bizans üzerine yapılan seferlere de katılıp, bazı kalelerin alınmasında çok başarıları görüldü. Bağdat şehrinin kuruluşunda önemli vazifeler aldı. Bağdat’ta pekçok bina yaptırdı. Mansur’un halifeliğinin son yıllarında, Musul valiliğine tayin edildi. Musul valisiyken halk tarafından çok sevildi. Meziyetleri ve faziletleriyle herkesin takdirini kazandı. 781 senesinde vefat etti.

Halid’in oğlu Yahya, Halife Mansur zamanında Azerbaycan ve Ermeniye valiliklerinde bulunmuştu. Halife Mehdi Yahya’yı vezirliğin yanında oğlu Hurun Reşid’i yetiştirmekle de vazifelendirdi.

Harun Reşid halife olunca, Yahya bin Halid’i vezirlikte bıraktı ve Beytülmalin idaresini de verdi. Yahya bin Halid, on yedi sene vezirlik makamında kaldıktan sonra oğlu Fazıl vezir oldu. Fazıl, 793 senesinden 797 senesine kadar Taberistan, Ermeniye, Azerbaycan ve Horasan eyaletlerini idare etti. Horasan’da valiyken kurduğu kalabalık ordu ile zaferler kazandı. Bu ordudan 20.000 kişilik bir grubu Bağdat’a, halifenin emrine gönderdi. İdare ettiği yerlerde camiler, büyük binalar yaptırdı. Kanallar açtırdı. Büyük başarılar gösterip itibar kazandı.

Bermeki ailesinden dördüncü ve son vezir olan Cafer bin Yahya’nın Harun Reşid ile çok yakın bir dostluğu vardı ve gece-gündüz beraberdiler. Bu sebeple uzun müddet vezirlik yaptı. Pekçok servete ve imtiyaza sahib olan Cafer, babası ve kardeşinden daha çok meşhur oldu. Vezarati zamanında kendisi, babası ve kardeşleri son derece müreffeh bir hayat yaşadılar. Pekçok servete sahib oldular. Muhtaçları, alimleri, sanatkarları görüp gözettiler ve sayılamayacak derecede hayır kurumları yaptılar. Böylece Bermeki ailesi, Abbasi Devletinin hem idaresinde ve hem de memleketin imarında, ilmin yayılmasında, ziraat, sanat, ticaret ve diğer alanların gelişmesinde çok hizmet ettiler.

Bermeki ailesinin Abbasi Devleti içinde önemli bir nüfuza ve itibara ve bunun yanında fevkalade bir servete sahib olması dikkati çekiyordu. Hatta, devlete tamamen hakim olacakları düşüncesi yaygın bir hale gelmişti. Bütün bunlar, birtakım fitnelerin çıkmasına sebeb oldu ve Cafer bin Yahya 803 (H.187) senesinde öldürüldü. Cafer’in babası Yahya bin Halid ve kardeşleri Fazıl, Muhammed ve Musa hapsedildiler. Yahya 804, Fazıl 805 senesinde hapisteyken vefat ettiler. Bermeki ailesi, bu hadiselerden sonra bir daha devlet işlerine karışmayarak tarih sahnesinden çekildi.

BERMEKILER (idia 2)

750 Devrimi’nde ve Erken Abbasi Devletinde Zazalar (Bermekiler)

Abbasiler çağının bence bir çok bakımdan kritik bir evresi Harun Reşit ve oğulları Emin ile Memun’un halifelikleri dönemidir. Bu üçlünün yönetimleri 786-833 yılları arasındaki yaklaşık elli yıllık dönemi kapsar.

Ben El Memun’un çağrısı ve kendisini halef olarak belirlemesi üzerine sekizinci İmam Ali Rıza’nın Horasan’a yerleşmesi ve orada yaşaması, Zeydi ve Babek isyanları, Zeydiler’den Yahya’nın Deylem’e sığınması, Babeki ve Zeydiler’in Malatya ve çevresinde ortaya çıkmaları ve daha birçok ipucundan hareketle bu dönemi bir dönüm noktası, deyim uygunsa bir çeşit milad ve bir tür geçiş peryodu olarak görüyorum, ama bazı Alevi geleneklerine de ışık tutabileceğini sandığım bu dönemin neden bana böyle göründüğünü şu anda tam olarak açıklayacak durumda değilim. Şimdilik bu dönemin daha derinliğine çalışılması gereğine işaret ederek yine bu dönemin bir olgusu olan Bermekiler üzerinde yoğunlaşmakla yetinmek zorundayım.

Desmala Sure dergisinin düzenlediği Köln toplantısında (7-9 Ocak 1994) Sünni inançtan Zaza kesime mensup bir grup tarafından okunan bir tebliğde, Hani, Lice, Genç ve Bingöl yörelerinde, özellikle Şel, Mıstan, Botan, Az ve Hazarşah Zazalar’ı arasında “Ma Bermeki ra amey” (Biz Bermeki’yiz) şeklinde bir geleneğin varlığından sözedildiğini hatırlıyorum.

Bu nedenle kısaca da olsa Bermekiler üzerinde durmak istiyorum.

Çünkü bu gelenekte gerçek payı bulunduğunu ve Bermekiler’in Zaza olduğunu düşünüyorum.

Kaynaklara göre Bermekiler Belh (Horasan)’li ve Sasani orijinlidirler. Onların Sasani yöneticilerinin soyundan oldukları belirtilmektedir.

Enc. Of İslam, Britannica ve P. K. Hitti’de yer verilen bilgilere göre, bir kısmı Irak’a göçen bu ailenin ceddi Barmak (Bermek, Ar. El Baramika), M.S. 725-26 yıllarında hâlâ Belh’de bulunuyordu.

Barmak sözcüğü bir ünvandır. P. K. Hitti’ye göre barmak kelimesi Budistler’de baş-rahip demektir. Bu ailenin atası Barmak da Belh’deki Budist manastırının baş-rahibi idi.

Başlangıçta Zerdüşti-Budist rahipleri oldukları söylenen Barmak ailesi, adını Abbasi devrimine katıldığında duyurur. Bu sıralarda İslam’ı benimser, Horasan’dan Irak’a göçederek Basra’ya yerleşir.

Bazı kaynaklara göre bu ailenin veya bir bölümünün kendi yurdu Horasan’dan Irak’a göçü Belh kentinin 663 yılında Araplar tarafından zaptından hemen sonraya rastlar. Onların Irak’ta Azd aşiretiyle ve Abbasi önderleriyle sıkı ilişkiler kurdukları söylenir.

Barmak’ın oğlu Halit (Khalid) bin Barmak’ın adı Emeviler döneminin sonlarında duyulur. Haşimi hareketi içinde yeralan Halit, ilk Abbasi halifesi El Saffah’ın veya El Mansur (754-775)’un veziri olarak atanır. Bermekiler’den vezirlik yapan ilk isim odur. El Saffah ailesi ile sıkı ilişkileri akrabalıklar kurulmasıyla sonuçlanır. Halife Mansur (754-775) altında önemli rol oynamaya devam eden Halit, iki yıl kadar Fars eyaletinin valiliği görevinde bulunur. 765 yılında Tabaristan valisi olarak atanan Halid, burada yedi yıl kadar görev yapar, hatta 767-71 arası yıllarda hayli popülarite kazandığı Tabaristan’da kendi adına para bastırır. Abbasi halifeleriyle ilişkileri o denli içli dışlıdır ki, bu tarihlerde Halit’in torunu El Fazl (Fadl) bin Yahya, Abbasi halifesi Harun Reşit (786-809)’in üvey kardeşi haline gelmiştir artık. Bu tarihten sonra Halit’i bir ‘Kürt’ isyanının patlak verdiği Musul’da valilik yaparken görürüz. 779-80 yıllarında tekrar Fars valiliğinde bulunur. Ardından Halit ile oğlu Yahya’nın prens Harun Reşit’le birlikte Bizans topraklarındaki Samalu kuşatmasına katıldıklarına tanık oluyoruz. Artık hayli yaşlanmış bulunan Halit, bu Bizans kalesini zaptettiğinde de dikkat çeker (Tabari’den akt. P. K. Hitti, a.g.e., s. 294).

781-82 yılında Halit öldükten sonra onun oğulları Yahya b. Halid ve Muhammed b. Halid öne çıkarlar. Bir aralık prens Harun’la birlikte Azerbaycan ve Ermenistan’ı yöneten Yahya, Harun Reşit’in halifeliği zamanına rastlayan 786’dan 803’e kadarki on-yedi yıl boyunca Abbasi vezirliği yapar. Bazı tarihçiler bu peryodu ‘Bermekiler’in yönetim dönemi’ olarak tanımlamaktadırlar.

Bu dönem boyunca Abbasi imparatorluğunda fiili iktidar ve otorite Bermekiler’dir. İmparatorluğun ipleri pratik olarak halife Harun’un Baba diye çağırdığı Yahya ile oğulları El Fazl ve Cafer (Ja’far)’in ellerindedir. Gerçek yönetici Harun Reşit değil, veziri Yahya’dır.

Yahya’nın Fazl, Cafer, Muhammed ve Musa adlarındaki dört oğlu da Abbasi yönetiminde önemli pozisyonlar işgal etmişlerdir.

Suriye ve Sind valiliklerinde bulunan Musa (ölm. 835), geride İmran adında bir oğul ve Djahza soyadıyla bilinen müzik ve literatür alanında ünlenmiş Ahmed b. Cafer adında bir torun bırakır. Muhammed, Merv’de Harun Reşit’in oğullarından halife El Memun (813-33)’un sarayında görev yapar. Kendisinden sonra Merv sarayında oğlu Ahmet öne çıkar. Harun’un üvey kardeşi de olan Fazl b. Yahya ile kardeşi Cafer ise Abbasi vezirliği yapmışlardır. 796 yılında Suriye’deki isyanı bastırmaya gönderilen Cafer (ölm. 803?), daha sonra Horasan valisi olarak atanır ve prens El Memun’un yardımcılığı görevinde bulunur. Yahya’nın oğulları içinden en önemli figür büyük oğlu El Fazl’dır (ölm. 808). Yaklaşık 792 yılından itibaren İran’ın batı eyaletlerini yöneten Fazl, Alevi isyancı Yahya bin Abd Allah’a karşı gönderildiğinde, onu görüşmeler yoluyla ikna etmeyi tercih eder ve bunu başarır.

Bu dönemde Abbasi zulmünden kaçmak zorunda kalan Aleviler İslam’ın henüz giremediği tek yer olan Deylem’e sığınıyorlardı. Deylem’deki Alevi sığınmacıların ilki Harun Reşit’in isyancı kardeşiyle birlikte hareket eden ve bu yüzden iki kardeşi idam edilen Yahya bin Abd Allah olmuştu (791).

O’nu ikna eden Bermeki Fazl’ın bir Alevi yanlısı olduğu ve bu eğilimi nedeniyle üvey kardeşi Harun Reşit’in tepkisini kazandığı kaydedilmektedir. Bir sonraki yıl Horasan valisi olarak atanan Fazl, Horasan’dan topladığı orduyla Kabil’i pasifize eder. 794 yılında Harun Reşit’in oğlu prens Muhammed El Emin (809-813 arasında halife)’in yardımcılığını yapar. Daha sonra geri Bağdat sarayına döner. Fazl’ın oğlu El Abbas da Merv’de El Memun’un sarayında öne çıkmış Bermekiler’den biriydi.

Onyedi yıl boyunca Abbasi imparatorluğunda adeta devlet içinde devlet olan, vezirlik makamını uzun süre irsi olarak ellerinde tutan ve Abbasi sarayının yerleşiklerine dönüşen Bermekiler, 799 yılından itibaren hernasılsa düşürüldüler.

802 yılında ansızın Bermekiler’i yerlerinden etmeye karar veren Harun Reşit, 803’te Yahya’nın oğlu olup henüz otuz-yedi yaşında bulunan Cafer’i astırır, El Fazl ve diğer kardeşlerini ise tutuklar. Babaları Yahya da gözaltına alınır. Bermekiler’den dokunulmayan tek kişi Halid’in oğlu Muhammed’dir. Gerisinin mülklerine el konulur.

Yahya ve El Fazl tutuklu olarak Rakka’ya gönderildiler ve bu ikilinin bazı partizanları heretik (Alevi muhalifler) olmakla suçlanıp asıldılar. Yahya, 805 yılında Rakka’da öldü. Bu tarihte yetmiş yaşındaydı. El Fazl da kırk-beş yaşında bulunduğu 808 yılında Rakka’da öldü.

Halid El-Bermeki tarafından kurulmuş olan ünlü Bermeki evinin düşüşü o çağın insanı için bir sürpriz olmuştur. Çünkü doyurucu bir neden gösterilememiştir. Ortalıkta Abbasa hikayesi gibi çeşitli rivayetler dolaşmış. Kaynaklara göre Bermekiler’in düşürülüşü bugün bile en azından kısmen hâlâ karanlık bir konudur.

Düşürülmüş olsalar da Bermekiler’in nüfuzları hemen sona ermeyip sonraki dönemin bazı vezirleri ve sekreterleri dolayımıyla yıllarca sürmüştür.

Binbir Gece Masalları’nda popülarize edilen Cafer figürü, Bermekiler’den Cafer bin Yahya’dır.

Bağdat’ın doğusunda yaşayan Bermekiler, P. K. Hitti’nin yazdığına göre çok zengin ve cömert bir aileydi. Özellikle cömertlikleriyle ünlendikleri söylenir. Hitti’nin dediğine göre bugün bile Arapça konuşan ülkelerde Barmaki adı cömert sözcüğü ile eş-anlamlı kullanılmaktadır. Harun’la çok samimi olan Cafer’in ve Fazl’ın adları da iyi bilinmektedir. Arap tarihçileri özellikle Fazl’ın literatür alanındaki yeteneği ve güçlü kalemi yüzünden Bermekiler’i Ehl el-Kalem (Kalem Halkı/İnsanı) adı verilen sınıfın kurucusu saymışlardır.

Hitti, Bermekiler’in Şii olduklarını özellikle vurgulamaktadır (Bk. Hitti, a.g.e., s. 296).

Mukaddime adlı eserinde İbni Haldun da Bermekiler’in düşüşünü açıklamayı dener. Abdullah bin Abbas’ın torunu, Muhammed’ül-Mehdi (775-785)’nin kızı ve Harun Reşit’in de kızkardeşi olan Abbase’nin Bermekiler’den Cafer b. Yahya b. Halid’le evlendiğine işaret eden İbn Haldun, tarihçilerin Harun Reşit’in Bermekiler’e yaptığını Abbase-Cafer ilişkilerine bağladıklarını (Arap-olmayan soydan birinin bir Arap’la evliliğinin kabul görmeyişi), ama bunun yanlış olduğunu yazmaktadır. Ona göre Bermekoğulları’nın başına gelenler aslında onların devlete egemen olmaları, hazine mallarına el koymalarından dolayıdır.

Harun’u halifeliğe hazırlayan ve bu makama oturtan Yahya’ydı. İbn Haldun’a göre sarayda Harun’un baba diye çağırdığı Yahya’nın oğullarından 25 kılıç ve kalem sahibi önemli kişi vardı.

Bermekiler’in peygamberin yakınlarına ve Şiiler’e bağış yağdırdığına, soylulardan alıp yoksula verdiklerine ve köleleri özgürleştirdiklerine değinen İbn Haldun, Bermekiler’in bu nedenlerden dolayı sevildikleri, en uzak ülkelerde bile itibar gördükleri ve övüldükleri için Harun Reşit’i kıskançlığa ve endişeye sürüklediklerinin altını çizmektedir.

O’nun yazdığına göre halife Mansur (754-75)’a başkaldıran Muhammed Mehdi’nin kardeşi Yahya olayında da Bermekiler’in halifeye karşı suç işledikleri düşünülmüştür.

İbn Haldun, Taberi’ye dayanarak Yahya olayını anlatır ve Bermekiler’in düşüşüne bu olayın sebep olduğunu söyler. Yahya’yı Deylem bölgesinden başkente indiren kişinin gerçekte Harun’dan bağışlama belgesini götüren Bermekiler’den Fazl bin Yahya olduğunu belirten İbn Haldun, Harun Reşit’in Yahya’yı Bermek’i Cafer b. Yahya b. Halid’e teslim ettiğini ve onu kendi evinde ağırlayan Cafer’in de bir süre sonra kendi kararıyla Yahya’yı serbest bıraktığını anlatır. Haldun’a göre Bermeki Cafer bu konuda peygamber ailesinin kanlarını korumak için hükümdarın yürütme yetkisine bile karışarak Yahya’yı serbest bırakmış ve ajanların durumu iletmeleri üzerine Harun tarafından soruşturmaya hedef olmuştur (Bk. İbn Haldun, Mukaddime, cilt 1, s. 84-87, Onur yay., 1977, Turan Dursun çevirisi).

Bermekiler konusunda Şerefname’de verilen bilgilerin Zazalar arasındaki geleneği doğruladığını düşünüyorum.

Şeref Han, bu konuya Sıwedi Beyleri (Sıvıdi veya Sıwedi adının aslı Arapça çevirmene göre Surek/Siverek’tir) bölümünde değinir.

Bu bölümde anlatılan aslında Genç ve Çabakçur (Bingöl) beyleridir. Bunlara Sıwedi Beyleri denmesinin nedeni Genç’e göçüp yerleşen Sıwedi aşiretine liderlik yapmalarıdır. Şerefname’nin Arapça çevirmenine göre bu aşiret Genc’e Siverek’ten göçmüştür. Şeref Han, Sıwedi aşireti ile bu aşiretin liderlerinin ayrı ayrı orijinlerden olduklarına işaret eder. O’nun bu görüşü Sıwedi aşiretinin adını Medine civarındaki Süveyd köyü ve sahabeden Esved adlı biriyle ilişkilendiren rivayete dayanıyor. Arapça çevirmen bu rivayetin yanlış olduğunu düşünmektedir.

Şerefname, Genc’e yerleşen Sıwedi aşiretinin (daha doğrusu aşiretler grubunun) beylerinin İran krallarının soyundan gelen Bermek-Oğulları’ndan olduklarını aktarmaktadır. Belh (Baktriya)’li olan Bermekiler, Şeref Han’a göre başlangıçta ateşe tapıyorlardı, ama daha sonra İslam’ı benimsediler.

Şerefname, Bermekiler’den Yahya b. Halid’in Fazl, Cafer ve Musa adlı üç oğlunun Abbasiler zamanında Bağdat’tan gelerek Genc’e bağlı Hancuk’a yerleştiklerini ve Sıwedi adıyla bilinen aşiretlerin başına geçtiklerini yazmaktadır. Daha sonra Yahya ve Fazl’ın Harun Reşit tarafından hapse atıldığını, Cafer’in ise öldürüldüğünü belirten Şeref Han, ilkin bir düzeltme yaparak aynı akıbetten kaçınmak için Genc’e sığınmış olanların büyük ihtimalle Musa ve yanındaki iki diğer kişi olmaları gerektiğini yazarsa da en sonunda gene üç kardeşte karar kılar.

Genç’teki Sıwedi aşiretine sığınan üç kardeşten ortancası ölür, bir şeyh olan büyük kardeş ile küçüğü ise Genç ve Çebakçur’da oturan Sıwedi aşiretlerinin başına getirilirler ve bazı kesintilere rağmen en azından Safeviler ve Osmanlılar dönemine kadar adı geçen aşiretleri onlar yönetirler (Bk. Şerefname, M. E. Bozarslan çevirisi).

O halde Hani, Lice, Genç ve Bingöl Zazalar’ı arasında hâlâ yaşayan Bermekiler’den geldiklerine ilişkin gelenek en azından aşiret beylerinin bir bölümünün orijinini açıklayıcı niteliktedir. Şerefname’de anlatılanlar bu geleneği doğrulamaktadır.

M. Şerif Fırat’ın aktardığı Zazalar arasındaki “Biz Halidi’yiz” geleneğinde adı geçen de mümkündür ki Bermekiler’den Halid olsun. O taktirde “Biz Halidi’yiz” sözü belki de Bermeki olmaklığa işarettir.

Sözü edilen sığınma olayının yukarıda verdiğim bilgiler ışığında 8. yüzyıl sonları ile 9. yüzyıl başlarına rastladığı açıktır.

Benim görüşüme göre bu sığınma olayında Zazalar Zazalar’a sığınmıştır.

 

Yasin Bayanay.         bayanay.y@hotmail.com



Untitled Document

 

 



Ey hayallerimin süslü gelini, ilk aşkı tattığım güzel
Kaybettiğin saadetini karanlıklarda arama boşuna
Aşk kıvılcımı ile yak gönül çırasını ve kaldır başını
Sakın ola karşında görünce yana çevirme başını
Sana mutluluk dilemekten gayri ne gelir elden,

Benim o an hissettiğimi sen şimdi de hissedemezsin
Zira ruhuma göz yaşı ile ektiğim o platonik aşkımı
Sen Yıllar değil asırlar geçse de asla biçemezsin
Yıllar geçse de benim için hala onsekiz’indesin
yüzüne bakıp iç çekmekten gayri ne gelir elden,

Biliyormusun bahar kokan yalçın dağlar gibiydim ben
Ne asi boranlar ne deli fırtınalar korkardı benden
Sensizlik ölüm tırpanı gibi hazanımı kopardı dalımdan
Büküldü belim kırıldı kanadım yandı yüreğim derinden
Artık kadere eyvallah demekten gayri ne gelir elden,

Yıllar dayanamadı benim ızdırabıma çabucak akıp gitti
Hafızamda kalan ise içimdeki seni kaybetme korkusu idi
Ne acıdır ki korktuğum başıma geldi o an dünyam yıkıldı
Kader Seni mutlu yuvana beni de dertlerimle evlendirdi
Bu kara tecelliye razı olmaktan gayri ne gelir elden,

Sade ve temiz duyguların hakim olduğu tepelerden
Kırlardan, çiçeklerden çimenlerden, yeşil yaylalardan
Coşkun köpüklerle akan ırmaklardan, mavi denizlerden
Leylalardan, mecnunlardan, Ferhatlardan şirinlerden
Ne bilen var ne gören, hiç kimse haber vermedi senden
Gıyabında sana saadet dilemekten gayri ne gelir elden,

Kim bilir beklide sana tutkumun farkında bile değildin
Çünkü sen bu ışığı hiçbir zaman bana vermemiştin
Her şeye rağmen düş trenimde sana bir bilet almıştım
Ama olmadı ne yapalım kader böyle olmasını istemişti
Kaçan trenin ardından el sallamaktan gayri ne gelir elden,

Olsun hala senin hayalinle yaşamak mutlu ediyor beni
Seninle rüyada buluşmak bile coşturur solgun düşlerimi
Kader bu eğer buluşamadan kara toprak çağırırsa beni
Ecele asla itiraz edemem, mevlam böyle yazmış kaderimi
Amenna deyip ebedi yola çıkmaktan gayri ne gelir elden,

Eğer bir gün yolun kabristana düşerse , gezdir gözünü
Mezar taşların birinde görürsen Mehmet Keklik yazısını
Otur yanı başıma en içten duygularınla oku fatihanı
Emin olabilirsin, geldiğinde hemen hissederim seni
Tabutumun içinde ağlamaktan gayri ne gelir elden

Mehmet KEKLİK

..


0 Yorum - Yorum Yaz



Bu sayfa şifrelidir, şifreyi girerek görüntüleyebilirsiniz.


Şifreyi Giriniz


MUKUSİ VEYA MİKİS AŞİRETİ

GİRİŞ




0 Yorum - Yorum Yaz
..

 Cubur Aşireti

Arapların Kahtanı grubuna mensup bir aşirettir. Peygamberimizin sahabelerinden Hz. Amr İbni Madikerb (R.A)’nın mensup olduğu Şuban aşireti ile aynı neseptendir. Beni Şuban aşireti ile uzun ve maceralı savaşları vardır. Her iki aşiret birbirlerinin ezeli düşmanları olarak var olagelmiştir. Günümüzde Mardin Nusaybin, Çağcaç Nehri, Habur civarında yaşamaktadırlar. 1900’lü yıllardaki Nufusunun 14.000 civarında olduğu söylenmektedir.  Cubur aşireti bilindiği üzere Kahtanı olup Hımyeri kabilesine mensuptur. Asıl vatanları Necid’den Şam topraklarına ve Botan’a (Mezopotamya ) hicret etmişlerdir. Irak içlerine, kadar bilhassa Fırat sahillerine yerleşmiş ziraatı çok seven bir aşirettir. Hatta 19. asırda denilebilir ki Habur ve civarın da hem göçebe hem yerleşik halde yaşayan bölgenin en meşhur ziraatçıları idi.  Nusaybin’deki Cubur aşireti kendi arasında 13 kabileye ayrılır. Bunlar Elmehaş, El Hezim, Ebuhattab, Elmuammere, El Sebih, Alali, Ebu Mâni’i El Maşahide, Ebumen, Şeyh İsa, El Hasun, El Hebakil’dir.

Türkiye’deki kısmın uzun süre reisliğini Salih El Muhlim yapmıştır.(Hicri 1351) Abdülhamit Han döneminde paşalık unvanı alan Salt-Muslit Paşa olarak tanınan bu zat gayet zeki biri idi. Salih El Muhlim 40 defa evlenmiştir. Çocukları o kadar kalabalıktı ki bazılarını tanımazmış, Analarından sorarmış. Kendisinin ölümünden sonra aşiretin idaresini oğlu Cemil Bey üstlenmiştir. Kendisine karşı çıkan kardeşi Abdülaziz ile uzun süre uğraşmak zorunda kalmış, daha sonra aşiret iki kısma ayrılmıştır. Güney ve kuzey Cuburları olarak adlandırılmışlardır. Abdülaziz kuzey Ceuburlarına başkanlık yapmış Cemil ise güneydekilerine reislik yapmıştır. Abdülaziz’in Kamışlı ile Hassıca arasında kendi adına bir idare konağı bulunmaktadır. Adına Kasrı Abdülaziz derler. Abdulhamit döneminde kendilerine Hamidiye Alayı kurma yetkisi verilmiştir. Günümüzdeki sayılarının 7000 aile üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Suriye’de gayet kuvvetlidirler. Hatta Hassice kazasından bir milletvekilleri de Suriye millet meclisindedir. Irak’taki Cubur kısmı genelde Musul’un kuzeyine Tıl Afer civarına yerleşmiştir. Bazı kısımları Tikrit civarındadır. Türkiye’deki köyleri Nusaybin’in güneyinden 20 km sonra başlayıp Cağcağ Nehri, Habur, Ceylanpınar, Tıl Raman,  Şeyh Samad mevkisine kadar devam eder.

 

kaynak:aşiretler




0 Yorum - Yorum Yaz
..

      Cümeyla Aşireti

          Cümeyle Kays-Geys aşiretine bağlı bir kabiledir. Kays kökeni çok eskilere dayanan bir aşirettir. (Tarih Boyunca Aşiretçilik ve Şanlıurfa Aşiretleri isimli eserimizde Beni Kays ile ilgili bilgi vermiştik) Çoğunlukla Irak’ta yaşamaktadırlar. Cümeylalar kültürel açıdan çok gelişmiş bir aşirettir. Günümüz de birçok doktor, bürokrat, âlim mütefekkir bu aşiretten çıkmıştır. Irak’taki kısmı siyasi bir ağırlığa sahiptir. Kays aşireti Beni Hilal Bin Amr Bin Sa’saa neslindendir.  Kalkaşandi, Subhul A’şa isimli eserinde Markizi, Suluk isimli eserinde İbni Fadlullah El Ömeri, Mesaliki Ebsarın’da Cümeyla aşiretini Beni Hilal olarak kabul etmektedirler. Abbas Azzavi, Aşairi Irak isimli eserinde keza Cümeyla aşiretini Beni Hilal olarak kabul etmektedir.  Cümeyle aşiretinin asıl memleketi Hicaz’da Necd bölgesidir. Bilinmeyen bir sebeple Hicri 5. asırda (Miladi 11 asır) Necd’den hicret ederek Irak, Suriye ve Türkiye’ye yerleşmiştir.  Türkiye’ye yerleşen Cümeyla aşireti uzun süre bölgedeki Kays (Geys) aşiretine bağlı bir kabile olarak hayatını sürdürmüştür. Günümüzde bağımsız bir aşiret olarak Harran ilçesi ile Akçakale ilçelerinde yaşamaktadırlar. Irak’taki kısmı çok geniş bir nüfusa sahiptir. Bu aşiretin bazı kabilelerini Suudi Arabistan, Kuveyt ve Libya’da da bulmak mümkündür. Cümeyliler Arapların Adnani koluna mensupturlar. Adnan İsmail (ona selam olsun ) soyundandır. İsmail ise İbrahim Peygamberin oğludur. Arap tarihçileri Cümeyle’nin Necd bölgesinden hicret sebebini Mekke şerifi Hasan ibni Ebunemi’nin Cümeyle aşireti reisi Hammad El Cümeyli’ye karşı savaş ilan etmesini göstermektedirler. Şerifin savaş ilan etme sebebi ise Hammad El Cümeyli’nin şerife vergi vermemesidir. Bu aşiretten Faysal El Cümeyli isimli şair çok meşhurdur.

        Harandaki Cümeyla aşireti dört ana kabileye ayrılmaktadır. 1- Ebulcendi, 2- Nevafile, 3- Benzin, 4- Benail.

 

Kaynak:Aşiretler




1 Yorum - Yorum Yaz

 

ANEZ,INIZ VEYA BENİ ANEZ AŞİRETİ VE ÜNLÜ ŞAHSİYETLERİ İÇİN

BURADAN GİRİŞ YAPINIZ

 




0 Yorum - Yorum Yaz

 

 DETAYLI BİLGİ İÇİN BURADAN  GİRİŞ YAPINIZ




1 Yorum - Yorum Yaz
..

 

       Lor Kürt gurubunun en geniş aşiretlerinden biridir. Irak’taki kısmı Irak’ın tüm şehirlerine dağılmış vaziyettedir. Nerede ise kabile ve aşiret düzeyinde olmayıp aileler düzeyinde dağınıktırlar. İran kısmı ise toplu halde yaşamaktadır.

Büyük bir kısmı Günümüzde Hurremabad ve Şiraz bölgesinde de yaşamaktadır. İran topraklarında olan bu şehirlerde Şeyhbızıniler meşhur Fayli aşireti ile komşudurlar. İraktakiler ise Şafii ve ehlisünnet mezhebine bağlıdırşar.

 

DEVAMI GELECEK




0 Yorum - Yorum Yaz

 

            Irakın Musula bağlı Ninova bölgesinde yaşayan bir aşirettir. Buradaki Laz aşireti Kendilerini Abbasi halifesine intisap ettirirler. Soy şecereleri şöyle: Emir Seyfeddin Bin Emir Zeyneddin Bin Melik Halil bin Melik İzzeddin Bin Emir Muhammed El Mübarek Bin Mu’tasim Billah. (Abbasi halifesinin kardeşi ) Aşiret ileri gelenlerinin anlattığına göre bu aile Tatar istilasında kaçarak Karadeniz sahillerine saklanmış. Bir vakitten sonra etraf sakinleşince Osmanlılar döneminde gelerek Beni Şit aşiretinin bulunduğu mevkiye yerleşmişlerdir. Daha sonra Ninovaya yerleşmişler. Günümüzde Iraklılar bunlara Laz demektedirler. Son dönem meşhur reisleri Şeyh Nuri Abdulkerim Reşit Ağa El Lazi El Abbasi idi.

 

RUHAVİ




0 Yorum - Yorum Yaz

 

         Suriye’nin Lazkiye şehri ile Türkiye de Hatay ile Çukurova civarında yaşayan bu aşiretlerin tümüne birden Nusayri aşiretleri denilmektedir. Bu ismin neden onlara verildiği hususu birçok tarihçinin ileri sürdüğü fikirler ile bir muamma haline gelmiştir.

Bu konuda genel olarak tarihçilerin ittifak ettiği bir şey vardır ki o da bu aşiretlerin Muhammed Bin Nuseyr isimli birine istinaden isimlendirildikleridir.

         Bu zat tarihte Muhammed Bin Nuseyr El Nemiri olarak tanınmıştır. (343) Nemiri aşiretindendir. Muhammed Bin Nuseyr Miladi 873 yılında vefat etmiştir. Bazı yazarlar bu ismin Lazkiye şehri civarında bulunan bir dağdan kaynaklandığını söylemektedir. (344) Fakat dağın ismi niçin Nusayri olarak belirlenmiş meçhuldür. Bazı 19. yüzyıl yazarları tüm Alevi kesiminin başlangıçta Nuseyri olarak bilindiğini daha sonra Alevi isminin çok geç ortaya atıldığını söylemektedirler. (345) Şeyh Yusuf Bedi’i ise Antakya şehrinde büyük bir kütüphanenin bulunduğunu ve kütüphane görevlisinin bir Alevi olduğunu söylemektedir.(346) Dolayısıyla bu aşiretlerin İlk defa Alevi olarak mı adlandırıldıkları Yoksa Nuseyri olarak mı kesin bilinmemektedir. Tarihi eserlerin naklettiği tüm bilgiler incelendiğinde bu aşiretlerin İlk çağlarda Alevi olarak adlandırıldıkları, Nuseyri isminin sonradan söylenmeye başlandığı görülmektedir.        (347) Nuseyri aşiretler kendi aralarında dört kısma ayrılmışlardır. Bu kısımlar genelde inanç kuralları çerçevesinde isimlendirilmişlerdir.

            1-Haydariler

            2-Şemsiye -Şimaliler

            3-Kelaziye-Kameriler 

            4- Gaybiye

         1916 yılında Paris’te yayınlanan Mustakbel isimli bir dergide Nuseyriler 2 ana grup olarak isimlendirilmiştir. Bunlar Şimali ve Kelazilerdir. Şimaliler Hatay bölgesinde yaşayan grup Kelaziler ise güneydeki Suriye Lazkiye dağlık bölgesinde yaşayan grup olarak adlandırılmıştır. 7 Şubat 1966 yılında Muhammed Ali Zaibi kalemi ile yayınlanan Arafan isimli gazetede Nusayrilerin yapılan araştırma sonucunda üç kısma ayrıldıkları ve bu kısımların Ceblaniye, Mahosiye, Mürşidiye olarak bilindiği söylenmektedir. Tarihte bu aşiretin aleyhine veya lehine birçok düşünce ileri sürülmüştür. Kimilerine göre yanlış fikirler taşıyan bir gruptur. Kimilerine göre ise Şia mezhebi içinde yerini bulan bir tarikattır.

          Bu aşiretin en belirgin ve ana çizgisiyle sivrilen kabullerinden biri Tenasuh (Reenkarnasyon) yani ruhun ölümden sonra geri dönerek başka mahlûkatlara geçip tekrar yaşadığına dair fikirleridir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu aşiretin ilk kurucusu Muhammed Bin Nuseyr El Nemiri kendisinin bağlı olduğu kişinin Hz. Hüseyin evlatlarından İmam Hasan El Askeri olduğunu söyler. Muhammed Bin Nusayrın

vefatından sonra aşiret reisliğine Ebu Muhammed Abdullah Bin Muhammed El Cenbelani geçmiştir. Cenbelani İran Fars kökenli olarak bilinir. Bu şahıs Mısır’da çeşitli çalışmalar yapmış, Hüseyin bin Ali Bin Hüseyin Bin Hamdan El Hasibi ile görüşerek onu fikirlerine inanmaya ikna etmiştir.

         Cenbelani’nin vefatından sonra bu şahıs aşiretin başkanlığını devam ettirmiştir. 875 miladi tarihinde Halep civarında Hamdanilerin hâkimiyetinde uzun bir mücadeleye girişmiş birçok Arap aşiretini ikna etmiş, kendisine inandırmıştır. Bu şahıs genellikle reenkarnasyona (Tenasuh: Ruh göçü) inanmakla meşhur olmuştur. Kabri Halep’tedir. Daha sonra aşiretin merkezi Lazkiye şehri olarak belirlenmiş ve Şengal Dağları’ndan göç ederek gelen Hasan El Mekzun ile bu aşiretin bölgedeki fikri mücadelesi devam etmiştir.(Ölümü Miladi 1241) Daha sonraları Hasan Acran isimli şahıs aşiretin önderliğini yapmaya devam etmiş 1432’de vefat etmiştir. Onun ardından Muhammed Bin Yunus El Kelazi başkanlığı yüklenmiş bu zat da 1602 yılında Antakya yakınlarında bu dünyadan bir daha dönmemek üzere ebediyen göçmüştür.

            Fransızların Suriye’yi işgali sırasında beyliklerini ilan eden Nuseyriler bu beyliği 1920-1936 yılları arasında yaşatmayı başarmışlardır. Bu dönemin meşhur şahsiyetlerinden Tarihi Aleviyun isimli eserin sahibi Muhammed Emin Galib Tavvil aşiretin önderliğini üstlenmeye çalışmıştır.

               Daha sonra Süleyman Murşid tarafından yüklenilen reislik onun vefatıyla Oğlu Mucip Vad’i’ye geçmiş ancak bu şahıs 1951 yılında Suriye istihbarat örgütü tarafından öldürülmüştür. Başkanlığı ikinci kardeş Muğis yüklenmiş 12 Mart 1971 tarihi ile beraber Suriye’de etkin olmayı başarmışlardır.

İnançları: Ortaçağ tarihçileri bu aşiretin inanç ve inanışlarını muhtelif şekillerde anlatmaktadırlar. Haşim Osman bu aşiret federasyonunun inançlarını anlatırken der ki: Bunların inandıkları kurallar o kadar karışık ki bu karmakarışıklık içinde inançları ile ilgili tespitler yapmak çok güçtür. Hatta günümüz Nusayrilerin inançları Ortaçağ Nusyari inancına göre çok değişikliğe uğramıştır. İnsan öyle zannediyor ki her asırda bu aşiretlerin inançlarında sürekli bir değişim ve başkalaşım vardır. (348)

              Hatta bu aşiretin birçok bireyi ile görüşüldüğü zaman birinin dediğini öbürü dememekte ve daha değişiğini anlatmaktadır.  Ortaçağda bu aşiretin inançları ile ilgili ilk kitap yazan Hamza Bin Ali’dir.(Ölm.1042) Bu şahıs aynı zamanda Duruzi mezhebinin de kurucusudur. Bir mektup şeklinde yazdığı eserinde kendi devrindeki Nusayrilerin inançlarını aktarmakta ve bu inançları kendi dili ile reddetmektedir. Hamza Bin Ali bu risalesini Nusayri bir alimin kaleme aldığı  ‘’El Hakaiku ve Keşful Mahcub’’ isimli esere reddiye olarak yazmıştır. Bu risalenin aslı Tokyo Üniversitesi Kütüphanesi’nde 153 numara ile kayıtlıdır.

              Yine bir kopyası da Berlin’de şehir kütüphanesinde 4325 numara ile kayıtlıdır. Risalenin tamamı 13 sayfadan ibarettir. Hamza Bin Ali El Amiri risalesinde şöyle demektedir. “Nusayriler Şeytana hurmet (ubudiyet) ederler. Tenasuha (Reenkarnasyon) inanırlar. Yalanın günah olmadığını kabul ederler.(349) Şehristani (Ölm. 548) bu aşiretin inançları ile ilgili şu izahatı

Vermektedir: “Nusayrilere göre Allah insan suretine girerek yeryüzünde tezahür etmiştir. Hz. Ali de Allah’tan bir cüz mevcuttur. Allah insanlara onun suretinde görünmüştür. O yer ve gök yaratılmadan önce mevcuttu. (350) Diğer inançlarını maddeler halinde şu şekilde sayabiliriz:

            1-Hz. Ali ilahtır veya onda ilahlık tezahür etmiştir. O şimdi bulutların arasında oturmaktadır. Yıldırm sesi onun sesidir.  (351)

            2-  Selmani Farisi Ali’nin gönderdiği peygamberdir.

            3- İçki mukaddestir ve nurdur. Bu nedenle üzüm ağaçları muhafaza edilmelidir. Zira Mukaddestir.(352)

            4- Hz. Ali’yi öldüren ibni Mülcim isimli şahsa hürmet ederler. Ona lanet okuyanları nefretle kınarlar. İbni Mülcim’in Lâhutu Nasut’tan kurtardığını kabul ederler.

            5- Beş vakit namaz beş İnsan adıdır ve onların bedelidir. Ali, Hasan, Hüseyin, Fatima beş vakit namaz demektir. Yine bu aşiretin ikinci bir inancına göre sabah namazından maksat Hz. Ali’nin oğlu Muhsin’dir. Öğle Muhammed demektir. İkindi namazı Fatima demektir. Akşam namazı Hasan demektir. Yatsı namazından maksat ise Hüseyin’dir.  (353)

            6- Ali rab (Allah) Muhammed hicab (örtü), Salman ise babdır.(kapı)

Bayram ve Dini Günler

            Ğadir bayramı: Arabî aylardan zilhicenin 18. günü olarak kutlanır. Resulullah (Allahın selamı üzerine olsun) Ali’ye vekâlet ve imamlık verdiği gün olarak kabul edilir. Kurbanlar kesilir o gün ve gece ibadet yapılır.

            Oruç bayramı: Ramazan orucu haricinde kendilerince kabul edilen ve tutulan bir oruçtan sonra kutlanır. Arabî aylardan şevval ayında tutmaktadırlar.

            Kurban bayramı: Müslümanlar ile beraber kutlarlar. Gün olarak bir fark gözetmezler.

            Yatak bayramı: Hz Muhammed Rasulullahın Medine’ye hicreti sırasında Ali’nin onun yatağına girerek yatması ve Kureyş aşiretine karşı bu şekilde direnişi olan gecedir.

            Aşure bayramı: Hüseyin (Allah ondan razı olsun ) Kerbela’da şehit edildiği gün olarak bilinir ve matem bayramı olarak kabul edilir. Fakat Şia’nın diğer mezhepleri ile Nusayri aşiretleri arasında bu konuda farklar bulunmaktadır. Zira Nusayriler Hüseyin’in öldürülmediğini ve İsa Peygamber (Allahın selamı üzerine olsun) gibi göğe kaldırıldığını kabul ederler.

            Nevroz bayramı: Baharın ilk haftasında kutlarlar. Baharın müjdecisi olarak kabul ederler. Nevroz Fars halkının bayramıdır. Derler ki bu bayramı ilk kutlayan Fars kralı Cemşid’dir. (354) Sebebini ise şöyle izah ederler. Kral Cemşid’den önce Farsların inandığı din hâkimiyetini kaybetmiş ve toplum nerede ise dini bırakmıştı. Cemşid’in kral (M.Ö 8. yüzyıl) olması ile birlikte Fars dini yeniden dirildi. Ve halk tamamen din kurallarına döndü. Bu yüzden Cemşid’in tahta geçiş günü bayram olarak kabul edildi. O gece Mecusilerin kutsal kabul ettiği ateşe tapılır ve etrafında dönülerek ibadet edilir. Yine Farslıların inancına göre Allah bu günde Nuru yarattı. Bu nedenle Kral Cemşid’den önce de bu bayram kutlanıyordu. (355) İlk defa

Müslümanlar arasında bu bayramı kutlayan veya milleti kutlamaya zorlayan Haccac Bin Yusuftur. (Ölümü Miladi 714) Haccaci zalim olarak meşhur olmuştur.     

         Nuseyrilere Ait Mecmu’ul A’yad ( Bayramlar ) isimli eserin sahibi Taberani Nevruz bayramı hakkında şu fikirleri ileri sürer:  “Nevroz Fars milletinin sene başı bayramıdır. Muazzam ve mübarek bir gündür. Allah o günde Fars melikinin cesedinde tezahür etti. Bu tecelliyat sonucunda Allah’ın güzel isimleri, dostları ve nuru peyda oldu. Üstadımız Hasibi bu bayram üzerine bir risale yazdı. Bu risalenin ismi Siyaka’dır. O risalede üstat dedi ki Âdem (Allahın selamı üzerine olsun) vefat edince onun ruhu Anuş isimli oğluna geçti. (Şit) Ondan sonra âdemin ruhu İskender’i Zülkarneyn’e geçti. O da (peygamber) Danyal’dır.  Sonra Âdem’in ruhu Erdeşir Bin Babek’e geçti. O Fars milletinin ilk kralıdır. Sonra Âdem’in ruhu Sabur Bir Erdeşir’e geçti. Sonra Âdem’in ruhu Arapların atası Levi Bin Kelb’e geçti.

         Teberani daha sonra silsileyi tamamlayarak Nevruz’u Caferi Sadık’a ulaştırır. Ve nevroz o’dur der. (356)

            Mihrican Bayramı: Nusayriler Mihrican bayramını kutlarlar. Bu gün genelde Nevroz bayramından 167 gün sonra Farslarca kutlanan bir bayramdır. Mesudi der ki:  “Irak’ta oturan Acemler (Fars ve diğerleri) bu bayramı kutlarlar. Hatta bu bayramda kış yaklaştığı için yatak, yorgan, elbise vs. eşyalarını yeniler ve hazırlık yaparlar. Tıpkı Hıristiyanlarda olduğu gibi sene başı olarak kabul edilir.

            Nuseyri Öğretisi:

            Hacmi küçük bir kitap İsmi: ‘’Kitabu Ta’limi Diyanete Nuseyriye (Nuseyri Dini Öğretme Kitabı).Yazma nüshalarından biri Paris’te Halk kütüphanesinde 6182 numara ile kayıtlı. Yine diğer bir yazma nüshası Almanya’da Wolf Rotweil’in kitap haline getirilmiş makalelerinde 302-309’cu sayfalarını kapsayacak şekilde 1849’da yayınlandı. Nuseyrilere ait bu küçük risale soru cevap halinde hazırlanmış. 101 sual ve 101 cevabı kapsamaktadır. Dikkat çeken bazı sual ve cevaplar şöyle

            Kim bizi yarattı?

            Cevap: Ali bin ebu talip Mü’minlerin başkanı

             Ali’nin Allah olduğunu nereden biliyoruz?

            Cevap: O kendisi Minberde beyan etti. Dedi ki: Ben sırların sırrıyım. Nurların ağacıyım. Gökyüzünün rehberiyim… Ben hem evvelim hem ahirim. Ben batınım Zahirim. Kayıpların anahtarıyım. Kalplerin lambasıyım... Ruhların nuruyum. Sırların hazinesiyim.

            Kim bize Allah’ımızı tanımayı öğretti?

            Cevap: Muhammed öğretti. O son hutbesinde dedi ki: O (Yani Ali) bizim ve sizin rabbinizdir.

             O Allah ise Nasıl İnsan suretinde göründü?

            Cevap: O insan değildi. Muhammed onun için bir perde oldu ve Ali şahsında tecelli etti.

            Allah’ımız Ali kaç defa insan suretine büründü?

            Cevap: Yedi defa Fakat örtülü (hicablı) olarak.

            1 - Âdem cesedine girdi Habil ismi ile

            2-  Nuh’un cesedine girdi Şit ismi ile

            3-  Yakup cesedine girdi Yusuf ismi ile

            4-  Musa cesedine girdi Yuşa ismi ile

5-  İsa’nın cesedine girdi Batire ismi ile

            6-  Süleyman cesedine girdi Asaf ismi ile

            7-  Muhammed cesedine girdi Ali ismi ile

           Nasıl olurda böyle gizlenir, sonra ortaya çıkar?

            Cevap: Bu bir sırdır. Nasıl cesetten cesede geçtiğini Allah bilir. Allah ın Kur’an’da ve Tevratta dediği gibi ( Burada bazı ayetleri aktarılıyor).

            Bir daha İnsan suretine ortaya çıkacak mı?

Cevap: Evet fakat bu sefer hiçbir cesede geçmeden kendi yapısı ve azameti ile...

            Kabri nerededir?

            Cevap: Küfede ( Irak Necef) !!!              

 

             Soru ve cevaplar bu şekilde devam eder. Nuseyrilere ait El Mec’mu isimli kitapta dikkati çeken bir cümle şöyledir. “Nuseyrilerin şahadet kelimesi;‘’Şahadet ederim ki Ali Bin Ebu Talipten başka ilah yoktur. O birdir doğmamıştır doğurmamış tır.”

 

KAYNAK:RUHAVİ

 




1 Yorum - Yorum Yaz

 

 

         Bu aşiret Şanlıurfa Harran bölgesinde yaşamaktadır. Geneli Gays veya Ceys aşiretinin bir kabilesi olarak hayatını sürdürmüştür. Asılları Sakarın Kardeşi Növfel olarak bilinen birinin soyundan gelir. Günümüzde bir kısmı Irak Tikrit şehrinde yaşamaktadır. Kendi aralarında El Muhammed, Şüvalice, Abduveys, Ni’mat, Ma’itat, Kasb, Abud, Culeyb, Hensaviyin, Al Ali, Al Bade, Albakr,  Zabide isimli kabilelere ayrılmaktadır

 

DEVAMI GELECEK




0 Yorum - Yorum Yaz

      Kendi başına müstakil bir aşirettir. Kökeni Ebu Şaban aşiretine bağlanır. Mudris ailesi bu aşiretin Halep civarındaki bölümüne reislik yapmaktadır. Yaklaşık beş yüz aile kadardırlar. Ömeyrat’ın büyük bir kısmı Şanlıurfa Birecik Mezra beldesinde yaşamaktadır. 200 aile kadar bir nüfusları bulunmaktadır. Ömeyrat’ın bir kabilesi Kürt Dağı civarında ve Afrin’de yaşamaktadır. Yine bir kısmı Aynularap kazasında oturmaktadır. 1000 kişi üzerinde bir nüfusları Babilet Köyü ve civarında oturmaktadır. Bir kısmı Harran ve Akçakale civarında yaşamaktadır.

        Ömeyrat’ın ekserisi Fırat Nehri kenarına yerleşmiştir

 

KAYNAK:AŞİRETLER




0 Yorum - Yorum Yaz

 

     HALİKAN, XELİKAN VEYA XALİKAN AŞİRETİ İÇİN GİRİŞ




1 Yorum - Yorum Yaz


            1980 yılana kadar göçer hayatını sürdürmüştür. Köken olarak Van ve Hakkâri çevresinde yaşayan ve on iki kabileden   oluştuğu kabul edilen Ertuşi aşiretinin bir kabilesidir. Aşiret göçer yaşamı dolayısıyla eskiden yaz aylarında Van ilinin Çatak ilçesinin Kirşin yaylasına giderken eylül ayı sonunda Silopi’ye  dönerlerdi. Şu anda Silopi ve köylerinde 2000 kişiden oluşan Zivikan aşireti, Cizre ve Van’da yaşayan mensuplarıyla birlikte 6000 kişilik nüfusa sahiptir. Aşiret mensupları Silopi ilçe merkezi, Aktepe Köyü, Yeni Köy, Çukurca mezrası, Baş Köy ve Kaplı’da yaşamaktadırlar. Okuma- yazmaya önem veren aşirette kadınlar da okumaktadır. Son dönem hayatları şehir ağırlıklı olup bireysel özgürlükler ön plana çıkmış bulunmaktadır. Günümüzde Zivikan aşireti mensupları yaşamlarını  mazot ticareti ve çiftçilik yaparak sağlamaktadırlar

 

kaynak:ruhavi




0 Yorum - Yorum Yaz

            Bilbasi aşiret federasyonuna bağlı bir kabiledir. Aslı Geyli aşiretinden gelmektedir. Ana memleketleri Bahdinan bölgesidir. Zamanla göç edip Hakkâri bölgesine gelmişlerdir. Zerza aşireti reisi Ömer Şabli’nin çocukları arasında çıkan kavgalar nedeni ile aşiret dört parçaya ayrılmıştır.  Birinci kardeş Deri Ağa’dır. Gor bölgesine gitmiştir. Bunlara “Deri” diyorlar.  İkinci kardeş Zerin Ağa’dır. Bu da Şemdinan bölgesine göç etmiştir(Şemdinli). Günümüz de Şemdinli bölgesinde yaşamaya devam ediyorlar.  Bunlara Şemdinli’de “Zerzad” diyorlar. Zerza aşiretinin bir kısmı Mehabat bölgesinde yaşamaktadır.  Üçüncü kardeş Şab Ağa’dır. Bu da Eşine’ye göç etmiştir. Mir Basık aşiretine katılmışlardır. Dördüncü kardeş Tunkuber’e gitmiştir. Zerzaların Bazı kısımları Urmiye’deki Afşarlara bazı kısımları da Mukri aşiretine katılmışlardır.  Şab Ağa daha sonra Eşne’yi terk ederek Mirbasık ile aynı yaylaya yerleşmiş Soranilerle akrabalık tesis etmiş, zamanla Soran aşiret federasyonuna katılmıştır. Vefatından sonra yerine oğlu Mir Ömer Bey geçmiştir. Bu bey de vefat edince yerine oğlu Mir Hacı Şeyh Bey reisliği yüklenmiştir.  Sonra reislik oğlu Ağa Bey’e geçmiştir.  Daha sonra iktidara Zülfikar Bey geçmiştir.

            Zülfikar Bey vefat edince oğlu Ebu Kasım Bey reisliğe geçmiştir. Kasım Bey dönemi Zend aşireti reisi Nadir Şah dönemine rastlar. Daha sonra oğlu Cafer Bey reisliğe geçmiştir.

 

kaynak:ruhavi




0 Yorum - Yorum Yaz

         Ağrı ve Batman’da yoğunlukla yaşayan bir aşirettir. Tarihte aşiretler arasında kabul edilen iki ana benden biri olan Zilan ismini taşımaktadır. Din ve diyanete bağlı bir aşiret olarak bilinir. Zilan şeyhleri aşiretler arasında sevilen ve saygı duyulan ailelerin başında gelir. Merkezi Karakuliya’da bulunan ve Abdulhamit Han döneminde kurulan Hamidiye Alaylarında Zilanlar 1. Livada yer almışlardır. Meşhur Şeyh Halidi Zilani bu aşiretin tarihte tanınan büyük şahsiyetlerinden biridir. Trabzon ve Giresun’da da bu aşiretin bazı kabilelerine rastlamak mümkündür. Tarihte Kulp’ta kurulan Süleymani Beyliği içinde yer almış büyük aşiretlerden biridir

 

kaynak:ruhavi




0 Yorum - Yorum Yaz

 

            ZEYDAN AŞİRETİ BİLGİLERİ İÇİN BURADAN GİRİŞ YAPINIZ




0 Yorum - Yorum Yaz

ZEND AŞİRETİNİN TARİHİ VE SOY AĞACI ŞEMASI İÇİN TIKLAYINIZ




0 Yorum - Yorum Yaz

ZİKTE, ZEKTİ VEYA ZEKZİYAN AŞİRETİ




5 Yorum - Yorum Yaz

Kasıkâ Aşireti 'Aşitiler ' olarak bilinmektedir. Midyat ile Kerboran arasındaki ünlü Aşita şehri yıkıldıktan sonra bu bölgeye yayıldıkları tahmin edilmektedir.

Aşita şehrine bir kısım kasıkâlının Erzurumun HANAQ köyünden , bir kısmının Ağrının  Diyadin ilçesinin Kuşburnu köyünden geldiği ve ilk önce IVAN köyüne yerleştikleri, daha sonrada GIRÊMİRA yöresinde hüküm süren Gırémira hakimini yenerek burayı ele geçirdikleri rivayet edilmektedir.

Halen Gırémira ile Tılmınnar arasında Kasıkâ mezarlığı bulunmaktadır. Bazı araştırmacılar Kasıkélerin Millattan önce yaşamış olan KASSİT'lerin soyudan olduklarını iddia etmektedirler.Ancak bu konuda delil  teşkil edebilecek tarihi bir vesika bulunmamakta olup, anlatımlara dayanmaktadır.

KASIKA KÖYLERİ:

TELYAQUB, TILMINNAR, AZNAVUR, ŞIVEŞKE,

kASIKALILARIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU LİDERLERİ; Mala Ahmed,Hasan Yusuflar ile birlikte Suriyeye yerleşince boşalan yerlere Zaxuranlı kürtler yerleşmişlerdir.

Kasıkalıların Suriyedeki Köyleri; SİHA MEZIN, SIHA PIÇUK, GIRÊ SIWER, HEMMARA, AAZNAWİRÊ, GIRKEZÊRA.

 Ali Paşa 1834 yılında Hacı  Esad Beg'i Mardin voyvodası olarak tayin eder,Fakat bir müddet sonra aralarında ihtilaf çıkar. Mısır Muttasarrıfı İnce Bayraktar Mehmet Paşa Mardin üzerine yürür, Dört bin askerle sefere çıkan paşa'ya Aşiti bölgesinde Yusufé Xalef karşı koyar, ancak paşanın kuvvetleri MARBAB köyünde Yusufé Xalef'i yakalar ve istanbula gönderir.

Kasıkâ ağaları olan mala Yusufé Hesen'ler  1870'li yıllardan itibaren HACO AİLESİ ile çatıştılar, Suriyedeki ünlü 3.HACO'nun babası 2.HACO kasıkalıların talanını kaldırınca Mardinlilerin damadı olan Yusuf Hesen  Hükümet kuvvetlerine 2.HACO'yu şikayet eder ve takibat sırasında Midyat Heşterekli CIMO Ağa Askerlerin yakaladığı 2. Haconun başını keser. Bu olay yıllar sonra babası öldüğünde henüz annesinin karnında olan 3.HACO amcası Serhan AĞA'nın  kızı Peyruze, Şexmuse Ahmed Yusuf ile nişanlanınca, nişanlı kızı  kaçırarak olayların tekrar alevlenmesine neden olur.

 

devamı gelecek....

kaynak:Altan TAN(Turabidinden Berrieyeye)




2 Yorum - Yorum Yaz

 

MUĞLA BODRUM

Muğlanın bordum ilçesinde  yaklaşık 40 hane Şemskanlı yaşamaktadır. 1985 ve 1986 yıllarında  Vanın Özalp İlçesinin çeşitli köyleri ile ilçe merkezinden göç etmişlerdir.

Soyadları, Karabaş ve Şimşek'tir.

 

Bilgi:Hakan Karabaş




0 Yorum - Yorum Yaz



ŞAHİDİM AŞKIMDIR


Bu Yüce duygu beni sana karşı ben yapan  hikmettir  belki

Kalbime doldurduğun bu nadide duyguyu kim tarif edebilir ki       

Adına aşk desem yetmez, muhabbet desem az gelir belli ki     

Nasıl inanırsın bilemem ama tek  şahidim aşkımdır

 

Seni his ettiğim her yerde kalbim titrer    durmaz içimde

Kalbimden gelen muazzam dalgalar yayılır bedenimde 

Bu titreyiş   seni ilk gördüğüm anları  yaşatıyor zihnimde  

Belki seni inandıramam  ama tek şahidim aşkımdır 

 

Gözler kendini kamaştıran maşukunu görse de     bakamaz

Kalbimin gözlerime verdiği ilahi  ışık seni görmeye yetmez

O zaman yanacak olan yine gönüldür asla yangını bitmez

Nasıl yandığımı bilemezsin ama tek  şahidim aşkımdır

 

Kalbim ile gözüm  ve gözümle ışık arasında  köprü istemem

Ölüm ile yaşamın bir farkı yoktur, ikisi de ayrıdır  bedenden

Mehmet için  seni gerek seni  ne cennet isterim nede servet

Her şeyim  olduğuna inanmazsan da tek şahidim aşkımdır



 Mehmet KEKLİK



Karanlık gecelerde şimşekler çakarken faniler evlerinde bakiler mekanında  

Kendi alemine insanlar sessiz, ruhlar sakin , gök yüzü durgun olduğunda 

Her an gönlümde fırtınalar koparan sensizliğim  sanki kimin umurunda    

Siyah beyaz dünyama gök kuşağından ebru desenli dekorlar  çiz   ne olur


Tatlı bir bahar meltemi gibi,  yeni açmış  bahar çiçeklerini okşarken


Baharın  güzelliği  sana demet demet , mis kokulu çiçekler sunarken


Çimen  Gözünün pınarlarından  inci gibi yuvarlanan damlalar ile suladığın


Gönül bahçesine inerek  bir demet  çiçek toplayıp kabrime gelirsen ne olur



Beyaz bulutlara beyaz bir kıyafetle binerek uçup gittiğimden beri   

Gözlerin derinliklerde ellerin semada , dilinde dualarda arıyorsun  beni   

Kabir azabına razıyım, cehennem azabına razıyım ama sensizliğe değil

Ak kanatlı güvercinler gibi kanat çırpıp kabristanıma uğrasan ne olur

 

 

Bilirmisin Hüznün gelin olduğu bir izdivaçta mutsuzluk gelinin tacı olur

Göz yaşının damla damla işlediği kabrimin toprağına ağlama ne olur 

Sensizliğinin bana verdiği yalnızlığa üzülme, tattırdığın hüznü bana bırak         

Dökme göz yaşlarını kalbimin derinliklerine bırak Mehmet rahat uyusun ne olur

 

Mehmet KEKLİK

 




0 Yorum - Yorum Yaz
..

Dasıka Aşireti

Nusaybin’in doğusuna yerleşiktir. Doğusunda Hemikâ batısında Sancaka Xelef Ağa ve Raitê kuzeyinde  Bamınmın ve Çiyayê Sınsıl Dahla Mazi güneyinde ise ova yer almaktadr. Dasıka aşireti yezidi kürttür.

 

Dasıka Köyleri:

Mezra Mıhokâ – Dasıka aşiretinin bir kolu olan Reş aşireti oturuyor.

Bazarê –

Xanikâ Şêxa – Yezidi Şeyhleri ikamet ediyordu.

Geliyê Sora

Sevlıtk

Şekrin

Kolıkâ

Mışavıl

Fısqiyn – Yezidi Pirlerin Köyü

Küynar

Geliye Pira – Yezidi Pirlerinin Köyü

Berhok-Mağara Köy

Peleşo-Mağara köy

Dasıka Aşiretinin Eski lideri Kolıkâ Köyünde oturan Pol Paşa (Bu ünvanın botan Mir’i tarafından verildiği söylenmektedir.) ve oğlu Muro’dur. Cesareti ve yiğitliği ile ünlü Pol’a Botan Mir’i bu cesaretini neye borçlusun diye sorduğunda “Köpeğimizden aldım Mir’im. Ben küçükken annemle birlikte odun topluyor topladığımız odunları sırtımızda taşıyarak satmaya gidiyorduk. Yabancı köpekler bize saldırdığında küçük ve cılız köpeğimiz sırtını bir duvara verip hepsine hırlıyordu. Karşılık gören diğer köpekler oldukları yerde kalıyorlardı. Ben cesaret ve yiğitliği o köpekten öğrendim.” Cevabını verir. Aynı köyden Şemdinê Çoli de son yüzyılın önemli yezidi ağalarındandır.

Dasıka aşiretinin eski liderlerinden biri Xanika Şexa’da oturan Şêx Bekir’dir. Aynı aileden Şex Teto Halen almanya’da yaşamaktadır. Aynı köyden Axmedi Omer ünlü bir yezidi dengbejidir. Müslüman olan kızı Hayafa Heşterek’te yezidi kalan diğer kızı ise Mezra Mıhoka da yaşamaktadır. Dasıka aşiretinin esas geçim kaynağı hayvancılıktır.

 

KAYNAK;ALTA TAN




0 Yorum - Yorum Yaz

SANCAK (BERİYA XALEF AĞA)

Sancak Bölgesi “Beriya Xalef Ağa” (Xalef Ağa Düzlüğü) olarak da  isimlendirilmektedir. Bölgeye adını veren xalef Ağa’nın 1700’lü yıllarda yaşadığı rivayet edilmektedir. 1730 yılında Süryani Mafıryanını (Patrikten sonraki en önemli din adamı) öldüren Bamınmın’lı Kürt Abdal Ağa’nın da Xalef Ağa’nın kardeşi ya da Amcazade’si olduğu, Garzan (Kurtalan-Kozluk) ‘daki zoqêli derviş beg ailesinden Fettah Paşa’nın da aynı aileye mensup olduğu ileri sürülmektedir. Kasikâ ve Dasıka aşiretleri de coğrafi olarak sancak bölgesine ait sayılmaktadır.

Ünlü kürt Şairi CEGERXWİN SANCAQA XALEF AĞA’nın aynı zamanda AŞİT SANCAĞI (AŞİTA) Olarak adlandırıldığını ve bölgenin esas olarak MAHALMİ, KASIKA, DORIKA VE hacı silemana Aşiretlerinden meydana geldiğini, Kuresa VE şapisni Aşiretlerinin de Nusaybin ile Aşita arasında yerleşik birkaç küçük aşiretten olduğu ileri sürülmektedir.

Aslen doğubeyazıt’tan gelen Xalef Ağa ailesi halen Nusaybin’e bağlı Girebiya ve Aznavur köylerinde yaşamaktadır. Abdal ağanın Torunları da Aznavur köyünde ikamet etmektedir.

 Xalef Ağa ailesinin bir dönem Hax köyünde kaldığı ve Dermemmıkalı mala Şêşe bazit’lerle çatıştıktan sonra sancak bölgesine geldikleri rivayet edilmektedir. Abdal Ağa ünlü Lawij yazarı Süryani Mafuryan’ı (Patrik Vekili) 1730 yılında öldürmüştür. Torunlarından Hacı Çeçen ve Hacı Muhammed Aslan halen Nusaybin Aznavur köyünde yaşamaktadır.

 Aznavur’da İpek yoldan geçen kervanlardan haraç alan Xalef Ağa Musul’dan İstanbul’a Osmanlı Padişahına gönderilen Çok güzel Bir Cariyeye el koyar, kervan Başının ikazlarına kulak asmaz ancak çok akıllı olan cariye kendini teslim etmeyerek direnir, Xalef Ağa çok zorlayınca, cariye “senin çok yiğit olduğunu duydum, eğer parmağımdaki bu yüzüğü ateşte kızartıp kulağının arkasına bastırdığımda sesin çıkmazsa senin olmayı kabul ederim” der. Xalef Ağa Sevinçle yüzüğü kızartıp kulağının arkasını dağlar, sesi çıkmaz. Bir müdden sonra cariyeden muradını alan Xalef Ağa, cariyenin istanbul’a götürülmesine izin verir. İstanbul’a gelen cariye durumu ilgilere bildirir ve hikayesini aynen anlatır. Xalef Ağa’nın fermanı kalkar, cariyenin yüzüğü nusaybin’e gönderilir, yakalanan Xalef Ağa’nın kulağının arkasındaki iz’in yüzükle aynı olduğu görülünce kafası kesilerek istanbul’a gönderilir. Başsız cesedi Bamınmın’da defin edilir. Xalef ağa’nın Tezxarab köyünde oturan oğlu Hasan bir bayram sabahı bayramlaşmak üzere Aznavur’da oturan annesinin yanına gider. Ağabey’i ile rekabet halinde olan Kardeşi Yusuf, adamlarına “hasan geldiğinde atını alın ancak ilgi göstermeyin, kızıp çamurlu ayakkabıları ile odaya girip halılara bastığında da “burası ahır mı?” deyin. öfkelenip size saldırdığında öldürün” der. Planı aynen uygulayarak Hasan’ı öldürürler. Hasan’ın Gırêbiya Süryanilerine sığınan hamile karısı, bir erkek çocuk doğurur. Çocuğa Hasanê Çuçanê ismi verilir (Küçük hasan) çocuk büyüyünce tekrar liderliği ele geçirir.

 

XALEF AĞANIN SOY AĞACI

 

                                                 XALEF AĞA

                                                        ↓

                 -----------------------------------------------------------------------

                 ↓                                                                                       ↓

           HASAN                                                                              YUSUF

                ↓

           HASAN (ÇUÇANÊ)

                ↓

             İSA

                ↓

            ÖMERÊ HANNO

                ↓

             HASAN

                ↓

              SELİM

                ↓

HASAN GİRBİYANOĞLU

 

 

 

KAYNAK;ALTAN TAN

 

 




1 Yorum - Yorum Yaz



2 Yorum - Yorum Yaz

HEMMIKÂ AŞİRETİ

Hemmika aşireti Midyat’ın güney doğusunda Midyat-idil arası araban köyü ile ipek yol (Nusaybin-cizre yolu) arasında kalan bölgede yerleşiktir.

 

Aşiret merkezi aylan nahiye merkezi olan Delavê Kasrê köyündür. Köyde ne zaman yaşadığı bilinmeyen Ebu Delav’a ait olduğu söylenen eski bir Kasr vardır (köşk)

Aşirete ait köylerde kilise kalıntısı bulunmamaktadır.hemika aşiretinin Raman Aşireti ile akraba olduğu ileri sürülmektedir. Aşiretin büyük bir kısmı akrabadır. Müslüman ve kürttürler. Kürtçe konuşmaktadırlar.

 

HEMMIKÂ KÖYLERİ

 

DELÂVİ KASRE, HACİ KESAN, XERABÊ MIŞKA, XERABÊ SOSİNA, XERABÊ DARİK, KARA XIRAB, TILDİP

Aşiretin lideri Mala Davud, Tahirê Xalo, ve Hacı ismaildir.

 

KAYNAK; TURABİDİDEN BERRİYE'YE ALTAN TA




2 Yorum - Yorum Yaz

SALİHA AŞİRETİ

 

Saliha Aşireti Midyat’tın güney doğusunda Midyat-idil arasında yerleşiktir. Soranê, Kekvan ve Daskan köyleri Pısmam (Amcazade)’dir.

Bazıları Midyat’taki Şemika Aşiretinden bazıları ise şengal dağından geldikleri ve asıllarının Yezidi oldukları söylenmektedir.

 

Salıha Köyleri

SORANÊ-Müslüman kürt

KEKVAN- Müslüman kürt

DÂSKAN- Müslüman Kürt

KİVAX- Yezidi Kürt

BASİBRİN- Süryani

SARÊ- Süryani

DUDERE- Kürt

FIRFÊL- Kürt(bazı aileler Dudere’den gelme)

 

Liderleri: Daskan’da Remezanê İsmail, Sorane’de Tahlo, Kekvan’da Osmanê Êmer, Sarê’de ünlü Süryani lider, Şemunê Hane Haydo’dur.

 

Tehlo’nun kardeşi olduğu söylenen behlo ağa da bir dnem liderlik yapmıştır. Çevredeki Süryaniler Behlo’nun oğlunu öldürünce, Behlo’nun Süryanilerden 24 kişi öldürdüğü rivayet edilmektedir. Behlo’nun torunları halen kekvan köyünde oturmaktadırlar.

1919 yılında öldürülen Hevêrka’nın en ünlü ağalarından Alikê Batte’nin sağ kolu olan Şemunê Hane Heydo Mardin Süryani Yetimhanesinde eğitim görmüş tahsilli İngilizce bilen ve cesareti ile meşhur çok ilginç bir şahsiyettir. Salıha aşiretinin Süryanileri Süryanice konuşmaktadır.

 

ŞEM’UNÊ HAYDO AİLESİNİN SOY AYAĞACI

                                          ŞEMUN 

                                            

                            HAYDO

                             

                        Hanne(Ölümü Tahminen 1895)

                                   

                  --------------------------------

                 ↓                                               

              Malke                                                                şemun

(1917 de Saliha Kürtleri tarafından öldürüldü)                  (1885-1965)           

                                                                                                 

                                  -------------------------------

                                 ↓               ↓               ↓             ↓

                                   haydo        Habib     Melke      Gevriye

                                                 (Hanne)

                                                    ↓

                                    -----------------------

                                  ↓                 ↓               ↓

                                İskender      yause          Dido 

                                 

                   Yılmaz Turan

                    (1970 Doğumlu Fransada yaşıyor)

KAYNAK;ALTAN TAN




1 Yorum - Yorum Yaz
..

DOMANA AŞİRETİ

Domana aşireti Midyat’ın güney doğusunda, Midyat – İdil arasında yerleşiktir.

 

DOMANA KÖYLERİ

ARABAN-Müslüman kürt

TEMERZİ- Müslüman (Seyid, Mala Şexê Zırav-Kürtçe konuşuyor)

ZINAREXE-Müslüman Kürt

AGRİT-Müslüman Kürt

MIDDIHÊ (Mıdın) – Süryani-Süryanice konuşur

BASAQÊ- Müslüman Kürt

KEFSURA DOMANA- Müslüman Kürt

BEZIKİR- Müslüman Kürt

 

Temerzê ve Mıddıhê Köyleri hariç, diğer köylerin amcazade oldukları ve Mizizex’ten geldikleri söylenmektedir. Mizizex’e ise İran’dan geldikleri rivayet edilmektedir.

Bölgeye nereden geldikleri konusunda ihtilaf vardır. Aşiretin yaşlıları, domana, ömerka, ve Dorika’nın atalarının kardeş olduklarını ileri sürmektedir.

Aşiretin yaşadığı 8 köy de esas olarak Süryani köydür. Müslüman Kürtler dışarıdan gelip yerleşmişlerdir. 1950li yıllara kadar 25 in üzerinde kilise ve manastır bulunan aşiret topraklarında bu gün sadece Mıddıhe köyü Süryani olarak varlığını sürdürmektedir.

Aşiretin liderleri 1800’lü yıllarda bezıkir köyünde oturan KULPO ROMİ (Lakabi) 1850’li yıllarda ARABAN köyünde oturan MIHO, daha sonra Alike İsmail, Hacı Ferho, Kubad ve İsmaile Şakır’dir. Agritli Musaye Fatime ve Mihemede Elo da ünlü şahsiyetlerdir.

Aşiretin Esas ağaları Basaqe köyünde oturuyorlardı. 1900’lü yıllarda yaşayan Alikê Mışko ve Ömere Şero rakiptiler. Birbirleriyle akraba olan bu ağaların torunları hala bölgede ve Suriye’de yaşamaktadırlar.

 KAYNAK;TURABİDİNDEN BERRİYEYE ALTAN TAN




0 Yorum - Yorum Yaz
..Mardin ili Kızıltepe ilçesi sınırları içinde yaşamaktadırlar. Geniş ve köklü bir aşirettir. Büyük bir nüfusa sahiptirler. Derbas günümüzde Suriye sınırları içinde kalmış bir kasaba ismidir. Derbasi Irak ve Suriye’de Binali olarak bilinen büyük bir aşirettir. Binali aşireti kendi arasında üç büyük kabileye ayrılmaktadır. Bu kabilelerden birisinin ismi Dirbasi’dir. Ahmet Vasfi Zekeriya, Aşairi Şam isimli eserinde bu aşiretin aşiretler arasında Ale Derbas ( Derbas ailesi) olarak bilindiğini söylemektedir. kaynak:ruhavi


0 Yorum - Yorum Yaz

Bu aşiretin bireyleri de Kadiri tarikatının şeyhleridirler. Bu aşiretten Şeyh Abdurrahman Bin Şeyh Ahmet Bin Şeyh Mahmut bu aşiretin en meşhur şeyhleridir. Şeyh Abdurahman’ın Bağdat’ta kendi adına bir tekkesi bulunmaktadır. Adına Talaban tekkesi demektedirler. Yine bir tarikat tekkeleri de Kerkük ilinde bulunmaktadır. Şeyh Abdurrahman’dan bu yana binlerce müritleri ve bağlıları hala o eski ihtişam ile onları sevmekte ve saygı göstermektedirler. Tarihte Talaban kabilesi normalde Zengene aşiretinin bir kabilesi olarak kabul edilmiştir. Bu kabilenin ilk atalarından biri Talaban isimli bir köyde oturduğundan adına Talabanlılar ismi konulmuştur (1) Bu kabileden birçok kişi kabile reisi olarak meşhur olmuştur. Bunlardan Şeyh Vehhab Bin Şeyh Ahmet, Irak meclisinde görev almıştır. Tüm aşiretin genel reisi Şeyh Habib İbni Şeyh Ali Talabani’dir. Bu zat bir ara Kerkük belediye reisliğini de yaptı. Talaban aşiretinin büyüklerinden Şeyh Ahmed’in çocukları çoktu. Her biri bir tarafa dağılarak şeyhlik postuna oturdular. Çoğu zengin olduğundan köyler alarak ziraatla uğraştılar. Bunlardan Meşhur olan Şeyh Abdurrahman büyük bir şairdi. Fazilet sahibi ve Kerkük’te sevilen bir insandı. Kürtçe, Türkçe ve Arapça şiirler yazardı. Hicri 1284 (m.1868) yılında yazdığı meşhur tasavuf şiirleri ve Abdulkadir’i Geylaniyi (Allah sırrını kutlu etsin) medheden divanı meşhurdur. Yine şeyh Abdurrahman’ın oğullarından Şeyh Rıza’nın da divanı meşhurdur. Şeyh Rıza Türkçe, Kürtçe, Farsça ve Arapça şiirler yazmıştır. Kendisine ait divan 1946 yılında Bağdat’ta basılmıştır.(128) Yine Şeyh Abdurrahman’ın oğullarından Şeyh Abdülkadir’in şiirleri meşhurdur. Yazdığı kasideleri Sakiname isimli divanında toplamıştır. Abdurrahman’nın çocuklarından Şeyh Muhammed Halis, Osmanlılar döneminde Akra şehri kaymakamı idi. Yine Şeyh Abdurrahman’ın çocuklarından Büyük âlim Şeyh Hasan bir dönem Süleymaniye mutasarrıfı idi. Mevlana Halidi Nakşibendî döneminde Nakşîlik hızla Irak’a yayılınca Kadiri tarikatı geriye doğru saymaya başladı. Şeyh Halid bir anda hem Berzenci hem Talabani ve diğer şeyh kabilelerinin önüne geçmiştir. Şeyh Halidi Bağdadi Hazretleri Caf aşiretinin Melikan kabilesindendir. Nesli Hz Osman’a (Allah ondan razı olsun) dayanmaktadır. Miladi 1817’de vebaya yakalanarak vefat etmiştir. Şam şehri Salihiye mevkiinde defnedilmiştir. Mektubat isimli kitabı ve bir adet şiir divanı Suriye’de basılmıştır. Onun Yerine tarikatın halifeliğine Şeyh Osman’i Tavil geçmiştir. Süleymaniye, Kerkük, Erbil bölgesinde büyük bir ağırlığı vardı. Şeyh Osman’dan sonra evlatları şeyhliğe devam ettiler. Şeyh Aladdin Şeyh Muhammed Bahaddin, Şeyh Ömer, Halepçe ve Haverman civarında şeyhliğe devam etmektedirler. Şeyh Osman 1947’de vefat etti. Yine Şeyh Halidi Nakşibendî’nin halifelerinden Kara Hasan Civani Berzenc bölgesinde Civan Köyü’nde şeyhlik postunu devam ettirmiştir. Berzenci aşiretinden Şeyh İsmail’de Halidi Nakşibendî’nin halifesidir. Yine şeyh Halid’in halifelerinden Molla Abdulgafur El Kurdi El Kerküki meşhurdur. Şeyh Halit gerçekten Irak’ı tarikatı ve halifeleri ile sardı. Irak’ta büyük bir ağırlığı vardı. O Osmanlı dönemi şeyhlerinden en meşhuru idi. Ruhavi




1 Yorum - Yorum Yaz

TERIKAN ,TİRKAN TERIKİ AŞİRETİ İÇİN

 BURADAN GİRİŞ YAPINIZ




0 Yorum - Yorum Yaz



0 Yorum - Yorum Yaz
Şanlıurfa ili Akçakale ve Harran ilçelerinde yaşamaktadırlar. Tarihi eserlerde bu isimle iki aşiret bulunmaktadır. Birincisi Arapça okunuşa göre Tammah, ikincisi ise Tamah ismini taşımaktadır. Tammah aşireti Nammare Bin İyad’ın neslinden gelmektedir. Arapların Adnani gurubuna intisab eder. Fakat Tamah El Kinde aşiretinin bir kabilesi olup Kahtanidir. Tammah aşireti uzun süre Geys aşiret federasyonu içinde Beni Muhammed aşiretinin bir kabilesi olarak yaşamını sürdürmüştür. Ancak günümüzde bağımsız bir aşiret statüsündedir KAYNAK:ASİRETLER.COM


2 Yorum - Yorum Yaz

Iraktan geldikleri sanılmaktadır, Omerka aşireti kerboran'ın Güneydoğusundaki bölgesinde yerleşiktir

Liderleri heide köyünde MECDİNÊ SIMO'dur, Son dönemdeki liderleri Mala heci süleyman'dır, Aşiret müslümandır ve kürtçe konuşmaktadır

Bölgede anlatılan ancak tam olarak  doğrulanamayan bir rivayete göre, aşiret isimleri OMO, KOMO, DORO,DAVÊ  ,dorıka, Alika gibi   aşiretlerine ismini veren 7 kardeşten gelmektedir

KÖYLERİ;

DİNARA, İWAN, GİZRE, HESPIST, FİLE, MIRIKA KEFSİNÊ, HÊDİLÊ, XENDÛK, ANCİKÊ,MEHMEDOLA,SITAWRANÊ,EZDİNA, WERSIKÊ, GELİKUR, MIRIKE, XANDUKE, XIRBEHUR, ÇALIKÂ ve GÜND^ASLÊ

Ezdina,Dinara ve GundeSle Köylerinde seyyitler bulunmaktadır

 

kaynak;turabidinden Berriyeye Aşiretler  




1 Yorum - Yorum Yaz

ŞEMİKA VEYA ŞEMIKİ AŞİRETİ BİLGİLERİ İÇİN BURADAN GİRİŞ YAPINIZ




6 Yorum - Yorum Yaz

XELİKAN VEYA XALİKAN AŞİRETİ BİLGİLERİ İÇİN BURADAN GİRİŞ YAPINIZ




0 Yorum - Yorum Yaz

BULANIKLI KIZ ŞİİRİ İÇİN  TIKLAYIN




0 Yorum - Yorum Yaz

KAVİ AŞİRETİ HAKKINDA DETAYLI BİLGİ İÇİN BURADAN GİRİŞ YAPINIZ




7 Yorum - Yorum Yaz

KEJAN AŞİRETİNİN DETAYLI BİLGİLERİ İÇİN

BURADAN GİRİŞ YAINIZ




5 Yorum - Yorum Yaz

PİNYAŞİ VEYA PINAŞİ AŞİRETİNİN DETAYLI BİLGİLERİ İÇİN

BURADAN GİRİŞ YAPINIZ




1 Yorum - Yorum Yaz

SIVAS HAFİK İLÇESİ GÖYDÜN KÖYÜ

Göydün Köyü Sivas Hafik'in batısında ve Hafik Merkeze 16 km uzaklıktadır


Koordinatı
Enlem: 39.80234°
Boylam: 37.21344°
Rakım:
1283 metre

Göydüm Köyündeki, göz yaşı deresi

Sıvasın Hafik  İlçesinin Göydün  Köyünde Birnci Dünya savaşı sırasındaki seferberlik ilanında Diyadinden göç ederek gelen şemskanlı aileler mevcuttur

Kendilerine  mala Feqi denilen bu akrabalarımızın yakın akrabaları başta cemo ailesi olmak üzere Diyadin , Eleşkirt ve istanbulda yaşıyorlar

Feqinin torunları olan bu akrabalarımızın  şu ana kadar  tespit edilen soyadları Özbilenler'dir

Hüseyinin torunları, sefer,--> Ali Çavuş,--> Cemal,--V ali, -->Cemal  Özbilenler yaşamaktadırlar

 




0 Yorum - Yorum Yaz

 

ZİRİKAN AŞİRETİ